Az bir yemekten 70-80 kişinin doymasıyla ilgili hadis var mı?

Tarih: 29.05.2022 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir yerde Hz. Enes’in annesinin iki kişilik yemek yaptığı ancak bu yemekten 70 veya 80 kişinin doyduğu bilgisini okudum.
- Bu anlamda bir hadis var mı, sahih mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle ifade edelim ki, bu tür berekete dair rivayetler mucizedir, bazı durumlara özeldir, her zaman olmamıştır.

Esasen, Allah’ın yarattığı her şey mucizedir, ancak âdetullah ve sünnetullah olarak sürekli yaratıldığı için onun mucizevi yönünü değil, âdet yönünü dikkate alarak normal karşılanmaktadır. Ancak âdete uymayan bir şey gördüğümüzde, onun mucize yönü daha ön plana çıktığından sahih olup olmadığını merak ediyoruz. Sahih olduğunu öğrenince de gönül rahatlığıyla, olayın gerçek olduğunu ve Peygamber Efendimizin (asm) elinde gerçeklemiş bir mucize olduğunu öğrenip, hem imanımız artıyor hem de başkalarına rahatça anlatma gayreti içinde oluyoruz. Bu da bizim açımızdan güzel bir özelliktir.

Allah Teala, toprağın eline verdiğimiz bir tohumu zaman içinde bereketlendirip tonlarla meyve lütfediyor. Bunu sürekli gördüğümüz için garipsemiyoruz. Aynen bunun gibi, Allah aynı kudretiyle, bir peygamberinin eline verilen az bir yiyeceği de dilerse binlerce kişinin doyacağı şekilde bereketlendirmesi söz konusudur.

Demek ki mucize Allah’ın yaratmasıdır, toprağın elinde de yaratır, bir peygamberinin elinde de yaratır.

Soruda geçen rivayete gelince:

Bu rivayet sahihtir. (bk. Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Eşribe 142)

Detayı şöyledir:

Hz. Enes radıyallahu anh şöyle dedi:

(Üvey babam) Ebû Talha, (annem) Ümmü Süleym’e:

– Resûlullah aleyhissalatü vesselamın sesi kulağıma pek zayıf geldi; kendisinin aç olduğunu da biliyorum. Yanında yiyecek bir şey var mı, dedi. Ümmü Süleym:

– Evet, var dedi ve arpa ekmeğinden yapılmış birkaç çörek çıkardı. Sonra kendisine ait bir başörtüsü aldı; onun bir tarafına çörekleri sarıp dürdü ve elbisemin altına yerleştirdi. Örtünün bir kısmını da belime sardı, sonra beni Resûlullah aleyhissalatü vesselama gönderdi. Ben ekmeği götürdüm. Resûlullah aleyhissalatü vesselamı mescidde, cemaatle birlikte otururken buldum. Ben de yanlarında ayakta durdum. Resûlullah aleyhissalatü vesselam:

“Seni Ebû Talha mı gönderdi?” buyurdu. Ben:

– Evet, dedim.

“Yemek için mi?” buyurdu.

– Evet, diye cevap verdim. Resûlullah aleyhissalatü vesselam yanında bulunanlara:

“Kalkınız” buyurdu, onlar da kalkıp yürüdüler, ben önlerinden yürüdüm. Ebû Talha’ya gelerek durumu bildirdim. Bunun üzerine Ebû Talha:

– Ey Ümmü Süleym! Resûlullah aleyhissalatü vesselam cemaatle birlikte geldi, oysa bizim yanımızda onları doyuracak bir şey yok, dedi. Ümmü Süleym:

Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dedi. Ebû Talha da hemen gidip Resûlullah aleyhissalatü vesselamı karşıladı. Resûl-i Ekrem, Ebû Talha ile birlikte geldi ve eve girdiler. Resûlullah aleyhissalatü vesselam:

“Ey Ümmü Süleym! Yanında olanları getir.” buyurdu. O da bu ekmeği getirdi. Resûlullah aleyhissalatü vesselam emredip ekmekleri parçalattı. Ümmü Süleym, yağ tulumunu sıkarak o ekmek parçaları üzerine yağ sürdü. Sonra, Resûlullah aleyhissalatü vesselam da onun içine Allah’ın söylemesini dilediği duayı okudu. Bundan sonra:

“On kişiye izin ver!” buyurdu. Ebû Talha on kişiye izin verdi, onlar doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Resûl-i Ekrem:

“On kişiye daha izin ver!” buyurdu. Ebû Talha onlara da izin verdi, onlar da yiyip çıktılar. Hz. Peygamber:

“Bir on kişiye daha izin ver!” buyurdu. Neticede cemaatin hepsi yiyip doydular. Bu cemaat yetmiş veya seksen kişi idi. (Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Eşribe 142)

Bir rivayette şöyledir:

"On kişi durmadan giriyor, on kişi de çıkıyordu. Neticede onlardan içeri girip karnını doyurmayan hiç kimse kalmadı. Sonra Ebû Talha sofrayı yeniden düzenledi. Bir de ne görsün, yemekler sanki cemaatin yemeğe başladığı andaki gibi duruyordu." (Müslim, Eşribe 143)

Bir başka rivayette şöyledir:

"Onar onar yediler. Seksen kişiye böyle yaptılar. Sonra Nebî aleyhissalatü vesselam ile ev sahipleri yediler. Yine de artanını bıraktılar." (Müslim, Eşribe 143)

İmam Nevevî, bu konuyla ilgili çeşitli rivayet tariklerini, birbirini tamamlayıcı nitelikte gördüğü için, ayrı ayrı verme ihtiyacı duymuş olmalıdır.

Buhari şarihi Bedreddin el-Aynî, bu farklı rivayetlerin bir defa cereyan eden bir hadiseyi anlatmadığını, çeşitli hâdiselerin benzer şekilde anlatımından ibaret olduğunu söyler.

Ebu Talha, Enes’in üvey babası, Ümmü Süleym ise Enes’in annesidir. Hz. Enes, küçük yaştan itibaren Peygamber Efendimizin (asm) hizmetinde bulunan ve onun vefatına kadar on yıl boyunca yanından ayrılmayan aziz bir sahabidir. Peygamber Efendimize (asm) çok yakın bir aile olmaları sebebiyle, onun hem kendi hayatı hem de aile çevresiyle ilgili pek çok rivayeti bize ulaştırmışlardır.

Bu hadis-i şerif, Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) ve sahabe-i kiramın Medine’de hayatlarını hangi şartlar içinde geçirdiklerini bir kere daha bütün açıklığıyla gözlerimizin önüne sermektedir. Onlar, genellikle açlıkla tokluk arasında bir hayat sürerlerdi. Buldukları birkaç lokma arpa ekmeği bazen kendileri için yegâne geçim kaynağı olurdu.

Onların en önemli özellikleri, buldukları bir yiyecek maddesini birbirlerinden saklayıp gizlemeden paylaşabilmeleri, bütün sıkıntılara ortaklaşa göğüs germeleriydi. Birileri açken, kendileri tok yaşamayı içlerine sindiremiyorlardı.

Sahabe neslinin bütün başarılarının temelinde ve başkalarına üstün gelip, nice yıkılmaz zannedilen güçlü devletleri dize getirmelerinde, her şeyi aralarında paylaşabilmeyi hayat düsturu edinmelerinin büyük tesiri olsa gerektir.

Hz. Peygamber (asm), hangi nitelikte bir toplum olurlarsa muvaffak olacaklarını onlara çok iyi öğretmiş, bu öğrettiklerini önce kendi hayatında uygulamış, sonra da içinde yaşadığı toplumun hayatında en güzel bir biçimde uygulatmış, kıyamete kadar geçerliliğini koruyacak bir örneği insanlığın önüne koymuştu.

Sahabe-i kiram, Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) peygamber olduğunu gösteren mucizelerine birçok defa şahit oldular. Bu rivayette de onlarca sahabi önünde gerçekleşen mucizelerden birkaçının aynı anda vuku bulduğunu görmekteyiz. Bunlar, Hz. Enes’i kimin gönderdiğini, ne için gönderdiğini, yemeğin seksen kişiye yeteceğini bilmesi ve bir iki kişinin doyacağı kadar az bir yemeği çoğaltmasıdır.

Peygamberimizin (asm) bu nevi mucizelerini aktaran rivayetler hadis kitaplarımızın ilgili bölümlerinde, siyer ve şemaille ilgili eserlerde yer alır. Ayrıca “Delailü’n-nübüvve” ve “el-Hasâis” adı verilen bir gurup kitap, daha çok bu nitelikteki rivayetlerden meydana gelir.

Bunların yanında, konusu, ihtiva ettiği bilgiler ve rivayetler tamamen Peygamber Efendimizin (asm) mucizelerinden ibaret olan eserler de vardır. Bu eserler çeşitli isimler altında yazılmışsa da genel karakterleri dikkate alınarak, “Mucizâtü’n-Nebî” diye anılırlar.

Özetle:

- Peygamber Efendimizin (asm) nübüvvetine delalet eden pek çok mucizeleri vardır. Bunların her birine sahabe-i kiram şahit olmuş ve gördüklerini daha sonraki nesillere nakletmişlerdir.

- Her peygamber gibi, Peygamber Efendimiz (asm) de açlık ve yokluk başta olmak üzere, birçok sıkıntılarla imtihan olunmuştur. Peygamberimizin ashâbı da bu imtihandan başarı ile çıkmıştır.

- Sahabe-i kiram, ellerinde olanı olmayanlarla paylaşırdı.

- Onlar, Peygamber Efendimize (asm) son derece saygılı davranır, nezaket ve terbiye kurallarına riayet ederlerdi. Peygamberimiz de onlara şefkat ve merhamet gösterir, hoş görülü davranırdı.

- Alim, eğitim ve öğretim için talebeleriyle birlikte oturmalı ve onları rahat bir ortamda yetiştirmelidir.

- Davet sahibinin, misafirlerini karşılamak için evinin kapısına çıkması müstehaptır.

- Davet sahibi ile ev halkının, yemeklerini misafirlerden sonra yemeleri müstehaptır. (bk. Nevevi, Riyazüs Salihin ve Şerhi)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun