- Enam Suresi 160. ayet ve Maide Suresi 32. ayet arasındaki durum:
- Allah, Enam Suresi 160. ayette "Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar." diye buyurmuştur.
- Fakat Maide Suresi 32. ayette "İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şöyle yazmıştık:
“Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler."
- Enam Suresinin 160. Ayetinde günahlarımızın karşılığı dengi iken, Maide Suresi 32. Ayette bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibi olur buyrulmaktadır. Bu durum arasında ki bağlantı nasıldır?
- Aşağıdaki diyalog/hadis sahih midir?
- Eğer sahihse 5 vakit namazı hiç kılmayan/düzensiz kılan kişi zerre imana sahip olmayacağı için imansız olmuş mu olur?
- Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
- Kalbinde zerre miktarı iman olanın cennete gireceği umulur. Bu müjdeyi duyan sahabe sorar:
- Ya Resulallah, zerre miktar iman nedir?
- Bir Müslüman vakit namazlarından birini elinde olmadan kaçırır, bir sonraki namazın vakti girdikten sonra hatırlar da bundan dolayı kalbine şiş saplanmış gibi olursa, onda zerre miktar iman vardır.
- Kocasına eziyet eden kadınlarla ilgili biri hadis vardı sanırım burada geçen eziyet nedir?
- Yani aile içinde olan bazı tartışmalar kızmalar hepsi eziyet mi yoksa eziyet farklı bir şey mi nedir yani?
- Muta nikahının hükmünün mensuh olduğunu kabul ediyor ehli sünnet fukahası biz de kabul ediyoruz elbette.
- Ancak Hz. Peygamberden muta’yı yasaklayan hadisler haber-i vahid ile gelmiş ve büyük sahabilerin (Mesela bk: Cabir bin Abdullah, İbn-i Mesud, Amr b. Hureys, Ebu Said El Hudri, Ebubekir kızı Esma..) peygamberimizin ölümünden sonra mut’a nikahını helal saydığı sabittir.
- O halde Peygamber bunu yasakladıysa bu bilinirdi. Bilinen bir şey de tartışılmazdı ve sahabide ihtilaf çıkmazdı. Hz. Peygamber nesh etmiş fakat bu sahabiler neshi duymamış hiç mantıklı mı?
- Sonradan Buhari’de Müslim’de 1-2 rivayet gelse bile bunlar Ahad Haber dolayısıyla nasıl bilinen bir hüküm nesh olmuş olabilir?