Cemaatle Namaz

Namazı Cemaatle Kılmanın Hükmü Nedir?

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazîleti

İmamda Bulunması Gereken Vasıflar

Safların Düzeni Nasıl Olmalı?

Namazı Cemaatle Kılmanın Hükmü Nedir?

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazîleti

İmamda Bulunması Gereken Vasıflar

Safların Düzeni Nasıl Olmalı?

Cemaatla Namaz Nasıl Kılınır?

Hangi Hallerde Cemaat Terkedilebilir?

Cami Ve Cemaat Âdâbı

Edâ ve Kazâ Nedir?

Hangi Namazlar Kazâ Edilir?

Namazı Kazâya Bırakmanın Hükmü Nedir?

Kazâ Namazları Ne Zaman Kılınır?

Kazâları Geciktirmeden Kılmanın Lüzumu?

Kazâ Namazlarını Kılarken Nasıl Niyet Edilir?

Iskâtın Hükmü Nedir?

Devir Nedir?

Namazlar Kaç Kısma Ayrılır?

1 - Farz namazlar

2 - Vâcib namazlar

3 - Nâfile namazlar

Namazı Cemaatle Kılmanın Hükmü Nedir?

Namazlar yalnız olarak kılınabileceği gibi cemaatle de kılınabilir. Erkekler için beş vakit farz namazları cemaatla kılmak vâcib kadar kuvvetli bir sünnettir (sünnet-i müekkede). Bunun farz olduğunu söyleyen fakîhler de vardır. Cuma namazını cemaatle kılmak ise, farzdır.

İki kişi de olsa cemaatle namaz kılınabilir. Onun için iki kişi bir araya gelince biri imam diğeri cemaat olarak namazı cemaatle kılmalıdırlar. İmamla birlikte akıllı bir çocuk veya kadın da olsa, cemaat yapılır.

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazîleti:

Müslümanlıkta cemaatle namaz kılmaya büyük ehemmiyet verilmiştir. Resûlüllah Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde, cemaatle kılınan namazların tek başına kılınan namazlardan 25 (diğer rivâyette 27) derece daha sevablı ve faziletli olduğuna işâret buyurmuştur (*).

Diğer bir hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:

"İki kişi de olsa birlikte namaz kılmak, yalnız başına kılmaktan efdaldir. Cemaat ne kadar çoğalırsa kılınan namaz, Cenâb-ı Hak yanında o kadar sevimli olur."

Cemaate devam, İslâm'ın şiârından ve îmanın alâmetlerindendir. Cemaatle kılınan namaz ile, Müslümanların birliği, birbirlerine bağlılığı devamlı yenilenmiş, kuvvetlendirilmiş olur. Müslümanlar arasında tam bir sevgi ve tesanüd duygusu uyanır. Herkes birbiriyle tanışır ve kaynaşır. Ahval ve vaziyetini daha yakından öğrenir. İhtiyaç sâhiplerinin yardımına koşulur. Cemaat ruhu ve dayanışma şûuru teşekkül eder. Hodgâm ve bencil ferdler yerine, diğergâm, yardımsever, insansever kişilerin sayısı cem'iyette çoğalır.

Sâlih zâtların iştirâkiyle cemaat hâlinde yapılan ibâdet ve duaların, nezd-i İlâhîde kabûle yakın olması, İlâhî rahmet ve nimetlerin celbine vesîle teşkil etmesi daha ziyade umulur.

Özetleyecek olursak, cemaatle namaz kılmanın uhrevî sevab ve şahsî kemalât yönünden birçok hikmet ve maslahatları olduğu gibi, ictimaî cihetten de pek çok faydaları vardır.

İmamda Bulunması Gereken Vasıflar:

Cemaatle kılınan namazda kendisine uyulan zâta imam denir. Bu zâtın cemaate namaz kıldırmak vazifesine de imâmet tabir edilir.

İmama uymaya iktida veya ittiba'; imama uyan kimseye de muktedî veya müttebi' veya me'mum gibi adlar verilir.

İmamlığın fazileti, müezzinliğin faziletinden çok daha fazladır. Vazifeye ehil olmadığı takdirde de o nisbette mes'uliyeti büyüktür. Çünkü imam, dînen mukteda bih, yani cemaatın kendisine uyduğu şahıstır. Kendisine uyan cemaat sayısınca sevablar kazanır. Ancak kıldırdığı namaz eksik veya hatâlı olursa, bu takdirde de bütün cemaatin mes'uliyeti onun üzerine yüklenir. Bu sebebledir ki bâzı büyük zâtlar, imamlığın bu ağır mes'uliyetini düşünerek imamlıktan son derece çekinmişlerdir.

Rivayet edilir ki: Hz. Ali'ye bir gün güzel yürüyüşlü rahvan bir atı göstererek sorarlar:

- Ya Ali, kuşlar gibi uçan bu at ne işe yarar?

Mes'ûliyet duygusuna sâhip büyük insan şu karşılığı verir:

- Üzerine binip de imamlıktan kaçmaya yarar...

İmam Olmanın Şartları Nelerdir?

1. Namaz kıldıracak kimse en başta Müslüman olmalıdır.
2. İmamın âkıl-bâliğ olması da şarttır. Delinin, sarhoşun, bülûğa ermemiş çocuğun imam olması sahih değildir.
3. İmam erkek olmalıdır. Kadın erkeğe imam olmaz.
4. İmamın, namaz sahih olacak kadar Kur'an'dan ezberi olması lâzımdır.
5. İmamın özürlü olmaması da lâzımdır. Özürlünün namazı, özürlüye has hükümler taşıyan bir namazdır. Özürlü olmayanlar, özürlü olanlara uyamazlar. Körün imamlığı sahihtir. Ama ondan daha ehil kimse varsa, onun imamlığa geçirilmesi tenzihen mekruh olur.

Yukarıda saydığımız şartlar, imamlık için temel şartlardır. Bu şartlar bulunduktan sonra imamlığa en liyakatli olan kimseler sırasıyla şunlardır: İmamın önce, îtikadı düzgün, fıkha vakıf, bilhassa namaz meselelerini iyi bilir bir kimse olmasına dikkat edilir. Bu meseleleri aynı derecede bilen birkaç kişi varsa tercih şöyle yapılır: Önce Kur'an'ı en iyi okuyan veya Kur'an'ı en fazla ezbere bilen kimse aranır. Bunda da müsâvi iseler, haramdan en çok sakınan, en müttakî olan kimse imam olur. Bunda da eşitseler, tercih sırası şöyle olur: Yaşça en büyük olan, ahlâkı daha güzel olan, herkesin rağbetini kazanmış olup cemaatın sayısını çoğaltan, daha şerefli ve asîl bir aileden gelen ve en nihayet sesi güzel olan... Bununla beraber, cemaat arasında ev sahibi veya o mahallin resmen vazifeli imamı varsa, bunların imameti öncelik kazanır. İsterse yukarıda saydığımız vasıflara tamamen sâhip olmasınlar.

* İnsanlara imamlık yapacak kimsenin maddî ve mânevî temizliğine son derece dikkat etmesi, her hâliyle cemaatten üstün bir seviyede olması gerekir. Bilhassa elbise ve çorap temizliğine dikkat etmeli, güzel kokular sürünmeli, soğan-sarımsak gibi, rahatsız eden kokulu şeyler yemekten sakınmalıdır.

* Fâsık ve bid'atçı kimselerin imam olmaları tahrîmen mekruhtur. Çünkü bunlar, dinî amellerde lâubalice davranırlar. Böyle kimselerin arkasında kılınan namazın sevabı ve fazileti de olmaz. Sadece borçtan kurtulunmuş olur. İmam Muhammed ile İmam Mâlik'e göre bunlara esasen iktidâ câiz de değildir.

* Kadının kadına imam olması mekruh olmakla beraber câizdir. Bu takdirde imam olan kadının, cemaatın önünde değil, aralarında birinci safın tam ortasında durması gerekir.

* İmam olan zât, cemaatı nefret ettirecek şeylerden sakınmalıdır. Mesela, bir imamın kırâeti veya tesbihleri cemaata ağırlık verecek derecede uzatması doğru değildir. Cemaatı tenfir, mekruh sayılmıştır. Resûlüllah Efendimiz (asm) bu hususta şöyle buyurur:

"İçinizden biri imam olduğu takdirde namazı uzatma yolunu tutmasın. Zira cemaatın içinde büyük vardır, küçük vardır. Hasta vardır, zayıf vardır. Önemli işi olanlar da bulunur. Kendi başına namaz kılan ise, namazı dilediği kadar uzatabilir." (Müslim, Salat 37; Nesâî, İmame 35; Tirmizi, Salat 175)

"Kendisinden hoşlanmadıkları halde bir kişinin bir topluluğun önüne geçip onlara imamlık etmesi durumunda Allah o kişinin namazını kabul etmez." (Ebû Davud, Salât, 63)

* İmamın rükû' ve secde tesbihlerini, cemaatın sünnet üzere tamamlamalarına imkân vermiyecek derecede acele davranması da mekruhtur. Cemaat yetişsin diye rükû'u uzatmak da mekruhtur.

* İmamın kendisine kolay gelen âyet ve sûreleri okuması vâcibdir. Henüz iyice ezberliyemediği yerleri okumamalıdır.

Safların Düzeni Nasıl Olmalı?

Cemaatle namaz kılarken safların düzen ve tertibine son derece dikkat etmelidir. Saf tertibinde en önde erkekler, sonra erkek çocuklar, en sonda kadınlar gelir.

Cemaat tek kişi olursa, imamın sağına ve birkaç parmak gerisine durur. Soluna veya arkasına durmak mekruhtur. İki kişi olursa, ikisi birlikte imamın arkasında dururlar. Cemaatın biri erkek, biri kadın olursa, erkek imamın sağında birkaç parmak gerisinde, kadınsa arkasında namaza durur.

Safların en faziletlisi, sırasıyla 1., 2. ve 3. saflardır. Safların düzgün ve sık olmasına, saf aralarında boşluk kalmamasına dikkat etmelidir. Önde boş yer varken arkaya durulması uygun değildir. Resûlüllah Efendimiz:

"Saflarınızı düzgün tutun, çünkü safları düzgün tutmak namazı tamamlayıcıdır" buyurmuştur.

Hazret-i Bera'nın rivayetine göre: Resûlüllah Efendimiz namaza kalktığı zaman elleri ile Ashâbının göğüslerine ve sırtlarına dokunur, safları düzelttikten sonra:

"Saflarınız bozuk olmasın, sonra o bozukluk kalblerinize de girer" buyururdu.

Diğer bir hadîs-i şerîfte ise şöyle denilmektedir:

"Saflarınızı güzel ve düzgün yapınız. Omuzlarınızı bir hizada tutunuz. Açık bir yeri görünce, yavaşçacık kardeşinizin yanına sokulunuz. Aranızda Şeytana açık yer bırakmayınız. Safı birleştiren kimseyi yüce Allah da bitiştirir. Safı keseni, düzgün yapmayanı ise Allah da kat'eder..."

Bu bakımdan imam olan zâtın bu cihetleri daima cemaata hatırlatması, namaza dururken, safları düzgün tutun, demesi gerekir.

Yer bulamayan kardeşimize, biraz sıkışıp yanımızda yer açıp safa almaya çalışmalıdır. Namazda araya girmeye çalışan birine yer açmak için sağa sola kaymalar namazı bozmaz. Hattâ ikinci safta açık yer bulamayıp birinci safta yer gören kimse, saftakileri incitmemeye çalışarak birinci safa geçebilir. Bundan dolayı hiçbir günah da yoktur.

İmamın Arkasında Namaz Kılanların Riayet Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

İmama uymaya iktida, imama uyan kimselere de muktedî denildiğini daha önce söylemiştik.

İktidanın sahih olmasında şu şartlar aranır:

1 - Muktedînin namaza başlarken hem namaz, hem de imama uymaya niyet etmesi.

2 - Kadınların imama uyabilmeleri için, imamın, kadınlara da namaz kıldırmağa niyet etmesi.

3 - İmamın cemaatın önünde olması.

4 - Oturarak kılan ayakta kılana, teyemmümle kılan abdestle kılana imamlık yapabilir. Bu, İmam-ı A'zam ile Ebû Yûsuf'a göredir. İmam-ı Muhammed'e göre ise, böyle bir iktida sahih olmaz. Çünkü imam hâlen cemaatten yüksek olmalıdır. Halbuki oturarak kılan ayakta kılandan, teyemmüm ile kılan ise abdestle kılandan hâlen aşağıdır.

5 - İmamla cemaatın kıldıkları farz namazın bir olması. Meselâ, ikindiyi kılana öğleyi kılan iktida edemez. Edâ kılan da kaza kılana uyamaz. İkisi de aynı vaktin edâsını veya kazasını kılmalıdırlar.

Misafir mukîme, mukîm misafire imamlık yapabilir. Ancak misafir imam olduğunda namazı kasreder, yani, iki rek'at olarak kılar. Mukîm olanlar ise, imamın selâmından sonra ayağa kalkarak namazlarını dörde tamamlarlar. Misafir mukîme uyar ise, namazı tam olarak kılar.

Nafile namaz kılanın, farz namaz kılana iktidası câizdir. Meselâ, öğleyi kılmış bir kimse öğle namazını kıldıran bir imama iktida edecek olsa, bu ikinci kılacağı namaz nâfile olarak câiz olur.

6 - Açıkta namaz kılındığında imam ile cemaat arasında, kayık geçebilecek dere, nehir; araba geçebilecek kadar bir yol yahut iki saf sığabilecek kadar bir açıklık olmamak lâzımdır. Aradaki yol saflarla kapatılmışsa namaz câiz olur. Cami içinde mesafe olsa bile câizdir. Zira caminin içi aynı yer sayılır.

7 - Mezheb ihtilâfı iktidaya mâni değildir. Bu hususta evlâ olan, her Müslümanın kendi mezhebinde olan bir imama iktida etmesi ise de, bu olmayınca, diğer mezhebden olan bir imama uyularak namaz kılınması, tek başına kılınmasından efdaldir. Ancak imamdan, muktedînin mezhebine göre abdesti bozan bir hâlin zuhur etmemesi şarttır. Meselâ, Hanefî mezhebinde olan bir kimse, kendisinden kan aktığını bildiği Şâfiî bir imama uyamaz. Zira abdestli iken kan akmak Şâfiîye göre abdesti bozmasa da, Hanefî'ye göre bozar. Bu durumda Hanefî olan Şâfiî'ye iktida edemez.

Binaenaleyh imam olacak kimseler, cemaatleri içinde her mezhebden kimse olabileceğini nazara alarak, mezhebler arası ihtilâflı konularda ihtiyatla amel etmeleri lâzımdır.

8 - İmam ile cemaatın namaz kıldıkları yerin hükmen aynı yerden sayılması lâzımdır. Buna binaen aralarında yüksek bir duvar olup imamın görülmesi ve sesinin işitilmesi mümkün olmasa, o iktida sahih olmaz.

İmamın Arkasında Namaz Kılanların Riayet Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

İmama uymaya iktida, imama uyan kimselere de muktedî denildiğini daha önce söylemiştik.

İktidanın sahih olmasında şu şartlar aranır:

1 - Muktedînin namaza başlarken hem namaz, hem de imama uymaya niyet etmesi.

2 - Kadınların imama uyabilmeleri için, imamın, kadınlara da namaz kıldırmağa niyet etmesi.

3 - İmamın cemaatın önünde olması.

4 - Oturarak kılan ayakta kılana, teyemmümle kılan abdestle kılana imamlık yapabilir. Bu, İmam-ı A'zam ile Ebû Yûsuf'a göredir. İmam-ı Muhammed'e göre ise, böyle bir iktida sahih olmaz. Çünkü imam hâlen cemaatten yüksek olmalıdır. Halbuki oturarak kılan ayakta kılandan, teyemmüm ile kılan ise abdestle kılandan hâlen aşağıdır.

5 - İmamla cemaatın kıldıkları farz namazın bir olması. Meselâ, ikindiyi kılana öğleyi kılan

iktida edemez. Edâ kılan da kaza kılana uyamaz. İkisi de aynı vaktin edâsını veya kazasını kılmalıdırlar.

Misafir mukîme, mukîm misafire imamlık yapabilir. Ancak misafir imam olduğunda namazı kasreder, yani, iki rek'at olarak kılar. Mukîm olanlar ise, imamın selâmından sonra ayağa kalkarak namazlarını dörde tamamlarlar. Misafir mukîme uyar ise, namazı tam olarak kılar.

Nafile namaz kılanın, farz namaz kılana iktidası câizdir. Meselâ, öğleyi kılmış bir kimse öğle namazını kıldıran bir imama iktida edecek olsa, bu ikinci kılacağı namaz nâfile olarak câiz olur.

6 - Açıkta namaz kılındığında imam ile cemaat arasında, kayık geçebilecek dere, nehir; araba geçebilecek kadar bir yol yahut iki saf sığabilecek kadar bir açıklık olmamak lâzımdır. Aradaki yol saflarla kapatılmışsa namaz câiz olur. Cami içinde mesafe olsa bile câizdir. Zira caminin içi aynı yer sayılır.

7 - Mezheb ihtilâfı iktidaya mâni değildir. Bu hususta evlâ olan, her Müslümanın kendi

mezhebinde olan bir imama iktida etmesi ise de, bu olmayınca, diğer mezhebden olan bir imama uyularak namaz kılınması, tek başına kılınmasından efdaldir. Ancak imamdan, muktedînin mezhebine göre abdesti bozan bir hâlin zuhur etmemesi şarttır. Meselâ, Hanefî mezhebinde olan bir kimse, kendisinden kan aktığını bildiği Şâfiî bir imama uyamaz. Zira abdestli iken kan akmak Şâfiîye göre abdesti bozmasa da, Hanefî'ye göre bozar. Bu durumda Hanefî olan Şâfiî'ye iktida edemez.

Binaenaleyh imam olacak kimseler, cemaatleri içinde her mezhebden kimse olabileceğini nazara alarak, mezhebler arası ihtilâflı konularda ihtiyatla amel etmeleri lâzımdır.

8 - İmam ile cemaatın namaz kıldıkları yerin hükmen aynı yerden sayılması lâzımdır. Buna binaen aralarında yüksek bir duvar olup imamın görülmesi ve sesinin işitilmesi mümkün olmasa, o iktida sahih olmaz.

9 - Cemaate kavuşmak için koşa koşa yürümek mekruhtur.

10 - Mescidlerde cemaatla kılanan namazlar evde aile ferdleri ile birlikte cemaatle kılınan namazlardan daha faziletlidir. Çünkü camiye giderken atılan herbir adımın ayrı bir sevab ve fazileti vardır.

Bununla beraber, bütün namazları, camilerde kılıp evde kılmayı tamamiyle terketmek de doğru değildir. Çünkü bilhassa çocuklar, anasından babasından gördüğünü taklid eder ve onun te'sirinde kalır. Süse meraklı olan bir annenin kızı, çoğu vakitlerini süslenmekle geçirir. Sinema ve eğlenceye düşkün bir babanın çocuğu da, büyüyünce aynı şekilde olur. Bu bakımdan ana-babalar, çocuklarına, her yönüyle iyi örnek olma mecburiyetinde oldukları gibi; namaz; oruç gibi ibâdetlerde de onlara rehberlik yapmak ve nümûne olmak durumundadırlar. Aksi halde büyük vebal altında kalırlar. Nitekim

“Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbûlü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân 81, İ`tisâm 3; Müslim, Müsâfirîn 213)

“Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât 52, Teheccüd 37; Müslim, Müsâfirîn 208, 209)

“Biriniz farz namazını mescidde kıldığı zaman, o namazından evine de bir pay ayırsın. Zira Allah Teâlâ bu namaz sebebiyle evinde hayır yaratır.” (Müslim, Müsâfirîn 210; İbni Mâce, İkâmet 186)

meâlindeki hadîs-i şerîflerle, evlerin namaz kılınmaz, hiçbir ibâdet yapılmaz bir hâle getirilmesine Peygamberimiz karşı çıkmışlardır. Sünnetlerin ve nâfile namazların, evlerde kılınmasının, camilerde kılınmasından daha faziletli ve sevablı olmasının bir hikmeti de, bu olsa gerektir.

11 - İmamın sesi kâfi gelmezse, cemaatten biri veya müezzinler, iftitah ve intikal tekbirlerini ve selâmları cehren tekrarlarlar.

12 - İmam birinci selâmı, ikinci selâmdan daha yüksek sesle okur. Çünkü namazın bittiğini ilân eden, asıl birinci selâmdır.

13 - İmam selâm verince, muktedî de, selâm ve duaları bitirmese bile selâm verir. Ancak

henüz Tahiyyât'ı okumayı bitirmemiş ise, selâm vermez. Önce Tahiyyât'ı tamamlar, sonra kendi başına selâm verir.

14 - İmama teşehhüdde iken yetişip Tahiyyât'ı okumaya başlıyan kimse henüz Tahiyyât'ı bitirmeden imam ayağa kalksa, ona uyup ayağa kalkmaz. Tahiyyât'ı okumayı bitirir öyle kalkar. Bununla beraber, Tahiyyât'ı bitirmeden kalkmasında da bir mahzur yoktur.

15 - İmama uyan, rükû' ve secdedeki tesbihleri üçe tamamlamadan imam kalksa, o da kalkar.

16 - İmama uyan kimse rükünleri imamdan sonra yapmalıdır. İmamdan önce rükû'a eğilmek, secdeye gitmek, imamdan önce rükû' ve secdeden doğrulmak câiz değildir.

17 - Şu hususları imam terkettiğinde cemaat onları terketmez, yaparlar:

* Rükû' ve secde tekbirlerini terkederse,

* Başlangıç tekbîrinde elini yukarı kaldırmayı terkederse,

* Rükû' ve secde tesbihlerini terkederse,

* Teşehhüde okumayı terkederse,

* Selâmı terkederse,

* Teşrik tekbirlerini terkederse.

Oturduğu halde unutarak sonradan kalksa cemaat ona uymaz. Sübhânallah veya Allahü Ekber diyerek îkaz ederler.

19 - İmam eğer okurken tutulursa, arkadaki cemaatten birinin açması, imama hatırlatması gerekir.

İmam okurken tutulduğu vakit vâcib miktarda okumuş ise, hemen rükû'a gitmelidir. Vâcib olan miktarı okumamışsa, hemen okuduğu âyetin aşağısında olan veya ezberinde olan başka bir âyete geçebilir. Cemaati hatırlatmak zorunda bırakmamalıdır.

20 - Namazdan sonra imamın cemaata dönmesi sünnettir.

21 - İmama uyan, ilk rek'atta imama yetişmiş ise imamla beraber selâm verir.

İmama tamamen uyan, yani, namazın evvelinden sonuna kadar fâsılasız olarak imama iktida eden, bütün rek'atları imamla beraber kılan kimseye müdrik denir.

İmamı rükû'da bulan kimse, ayakta tekbir alıp rükû'a eğilir. Bir kere Sübhânallah diyecek kadar bir süre imamla beraber rükû'da kalırsa o rek'ata yetişmiş, idrâk etmiş sayılır.

22 - İlk rek'atta imama yetişemeyen kimseye mesbuk denir. Bu kimse yine imama uyar. Son oturuşta sadece Tahiyyât'ı okur ve susar; salâvat ve duaları okumaz. Teşehhüdü ağır ağır okuyarak imamın namazı tamamlamasına kadar da uzatabilir. İmam sağa selâm verince o selâm vermez, sola da selâm vermesini bekler. İmamın sola da selâm vermesinden sonra ayağa kalkarak yetişemediği rek'atları tamamlar.

İmama ikinci rek'atta yetişen kimse imam selâm verdikten sonra Allahü Ekber diyerek kalkar. Sübhâneke, Fâtiha ve zamm-ı sûre okuyup rükû' ve secdeleri yaptıktan sonra oturur. Tahiyyât, salâvat ve duaları okuyarak selâm verir.

3. rek'atta imama yetişen ise, ayağa kalkınca Fâtiha ve sûre okumak suretiyle 2 rek'at daha kılar.

4. rek'atta imama yetişen kimse, imamın selâmından sonra kalkıp, Sübhâneke, Fâtiha ve

sûre okuyup bir rek'at kılar, oturur. Tahiyyât'ı okuduktan sonra hemen kalkar, iki rek'at daha kılar. Bu iki rek'attan birincisinde Fâtiha ve sûre okur. İkincisinde ise, sadece Fâtiha okur. Burada dikkat edilecek husus, kendi başına namaz kılarken önce Fâtiha ve sûre okunan birinci ve ikinci rek'atları kılmaktır. Çünkü o, imama 4. rek'atta yetiştiği için sadece Fâtiha okunan son rek'ata yetişmiştir. Geriye Fâtiha ve sûre okunan 2 rek'at ile sadece Fâtiha okunan 1 rek'at kalmıştır. Bu sebeble imam selâm verdikten sonra kılacağı 3 rek'atın ilk 2'sinde Fâtiha ile beraber sûre de okur, sonuncu rek'atte ise sûre okumaz.

3 rek'atli olan akşam ve vitir namazlarının 3. rek'atinde imama yetişen kimse, imam selâm verdikten sonra kalkar, Fâtiha ve sûre okuyup bir rek'at kılar, oturur. Tahiyyât'ı okuyup tekrar kalkar, yine Fâtiha ve sûre okuyup bir rek'at daha kılar, sonra oturup selâm verir.

23 - Mesbuk, yani, imama ilk rek'atta yetişemeyen kimse, unutarak imamla beraber selâm verse kendisine sehiv secdesi gerekmez. Ancak imam selâm verdikten sonra selâm verse

sehiv secdesi vâcib olur. Kasden imamla beraber selâm verdiği takdirde ise namazı bozulur.

24 - Cemaat selâmdan sonra:

Allahümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm

Allahım, sen bütün noksanlardan sâlimsin, selâmet sendendir. Ey azamet ve ikram sahibi, senin inâyet ve bereketin sonsuzdur. Cümlesi okununcaya kadar yerlerinde durur, sonra kalkıp sünneti ve duayı başka münasib bir yerde tamamlarlar. Farzdan sonra saffı bozmak müstehabdır. Tâ ki sonradan gelenler cemaatı hâlâ farzda sanmasınlar.

Münferiden namaz kılanlar ise, farz-sünnet bütün hepsini aynı yerde kılabilirler.

Cemaatla Namaz Nasıl Kılınır?

İmama uyan bir kimse, yani muktedî, imam tekbir aldıktan sonra, o da tekbir alarak namaza durur. Yalnız Sübhâneke'yi okuyup sükût eder. Fâtiha ve başka âyet okumaz. İmam rükû'a gittiği zaman, o da rükû'a gider. Rükû'daki tesbihleri söyler. İmam rükû'dan Semiallahü limen hamideh diyerek doğrulduğunda ise, Rabbenâ lekel-hamd der. Secdeye gittiklerinde de secde tesbihlerini okur.

3 veya 4 rek'atlı namazların ilk oturuşunda sadece Tahiyyât okunur. Son oturuşta ise, Tahiyyât ile beraber salâvat ve dualar okunarak imamla birlikte selâm verilir.

İmama uyan kimsenin, onun arkasında Fâtiha ve zamm-ı sûre okuması tahrîmen mekruhtur. Çünkü imam cemaata riyaseten okumaktadır. İmamın okuması cemaatın okuması yerine de geçer. Nitekim hadîs-i şerîf'te de bu husus sarahaten belirtilmiştir.

Ancak İmam-ı Muhammed, imamın kırâeti âşikâre yaptığı namazlarda cemaatın okumasını mekruh görmüşse de, imamın gizli okuduğu yerlerde cemaatın da okumasını câiz görmüştür.

Hangi Hallerde Cemaat Terkedilebilir?

Bir özür yok iken cemaatı terketmek sünnete aykırıdır. Büyük bir sevabdan ve faziletten mahrum kalmaya sebebdir.

Ancak şu hallerde cemaatı terk bir özür sayılır, sünnete aykırı hareket edilmiş olmaz:

1 - Hastalık ve felçlilik hâli.

2 - Körlük, topallık veya kötürümlük.

3 - Şiddetli sıcak, soğuk, kar, yağmur, çamur gibi haller (*).

4 - Mal ve cana tecavüz korkusu.

5 - Zifirî karanlık.

6 - Fazla ihtiyarlık.

7 - Hasta bakıcı olmak.

8 - Yolculuğa çıkma hazırlığında olmak.

9 - Yemek sofrası hazır olmak.

10 - Abdesti sıkıştırmış olmak.

11 - Dinî mes'elelerle uğraşmak. Meselâ fıkıh öğrenmek ve öğretmek de bâzan cemaate iştirâk etmemek için mâzeret olabilir. Fakat terki îtiyad hâline getirmek câiz değildir.

Bu özürlerden biri dolayısıyla cemaat terkedilebilir. Sadece tenbellik ve gevşeklik neticesi cemaati terkedip duran kimse ta'zir cezasına müstehak olur. Şehâdeti kabûl edilmez.

Cemaate devam etmek istediği halde yukarıda saydığımız özürlerden dolayı muntazaman devam edemeyen kimse ise, niyetinin samimiyet ve temizliğine göre, cemaat sevabından mahrum kalmamış olur.

Namazı Kesip Cemaate Yetişmek

Başlanmış bir namazı bilerek ve hiçbir özür yokken bozmak câiz değildir. Ancak cemaata

yetişmek ve cemaat sevabı kazanmak gibi bir durum karşısında, başlanmış namazı bozmak câiz hâle gelir.

* Bir adam yalnız başına farz kılmaya başladıktan sonra, yanında cemaatle namaz kılmaya başlanırsa ne yapmalıdır?

Eğer tek başına namaz kılan kimse, henüz birinci rek'atın secdesine varmamış ise, hemen namazını bozup cemaate uyar. Eğer ilk rek'atin secdesini yapmış ve kıldığı farz namaz da dört rek'atlı ise, ikinci rek'atı tamamlar, ondan sonra selâm verip imama uyar. Böylece farzı imamla birlikte kılmış, cemaat sevabına kavuşmuş olur. Kendi başına kıldığı iki rek'at namaz da nafile yerine geçer.

Eğer cemaatla namaza durulduğunda tek başına namaz kılan kimse üçüncü rek'atta olup henüz secde yapmamışsa, ayakta iken selâm verip imama uyabilir. Şayet üçüncü rek'atı bitirmiş ise, namazı kesmeyip dördüncü rek'atı da tamamlar. Bundan sonra cemaat sevabı için imama uyar. Ancak bu durumda, kendi başına kıldığı namaz, farz; cemaatle kıldığı ise, nafile yerine geçer. Bir de bu namazın ikindi namazı olmaması şarttır. Çünkü ikindinin farzı kılındıktan sonra nâfile kılınması câiz değildir.

Kılınan namaz dört rek'atlı bir namaz değilse (iki rek'atlı sabah veya üç rek'atlı akşam namazı ise) ikinci rek'atı bitirmiş olmadıkça, hemen namaz kesilip imama uyulabilir. Fakat cemaat yapıldığında ikinci rek'at tamamlanmış olursa, artık namaz bozulup imama uyulamıyacağı gibi, namazı tamamlayıp bitirdikten sonra da uyulmaz. Zira sabah namazlarından sonra nâfile namaz kılınmamaktadır. Akşamdan sonra ise imama uyularak üç rek'at nâfile kılınması câiz değildir.

* Sünnet namaz kılınırken cemaatle farz kılınmaya başlansa, durum ne olur?

Bu durumda namaz derhal iki rek'ata tamamlanarak imama uyulur. İki rek'at bitirilmeden, imama tâbi olunmaz. Eğer kılınan öğlenin sünneti idiyse, farzdan sonra dört rek'at olarak kazâ edilir. Ayrıca son sünnet de kılınır. İlk kılınan iki rek'at ise nâfile yerine geçer. Kılınan ikindi ve yatsının sünnetleri ise, artık farzdan sonra tekrar kılınarak kaza edilmeleri gerekmez.

* Camiye gelen kimse cemaatın farza durmuş olduğunu görür ise ne yapar?

 

Cami ve Cemaat Âdâbı

 

Camiler ve mescidler, Müslümanların cemaatla toplu olarak namazlarını edâ ettikleri binalardır. Bu binalara, içlerinde Allah'a secde edildiği, ibâdet yapıldığı, namaz kılındığı için mecaz yoluyla Allah'ın evi de denmiştir.

Bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurulmuştur:

"Yeryüzünde benim evlerim (mesabesinde olan yerler) mescidlerdir. Orada beni ziyaret edenler, o mescidleri imar ve ihyâ edenlerdir."

"Mü'minler, mescidlerin binasına, tefrişine, tamirine, ihtiyaçlarına, temizliğine îtina göstermeli; onları namaz, niyaz, Kur'an-ı Kerîm tilâveti, tesbihler vesair ibâdetler ile ihyâ etmelidir."

"Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve âhiret gününe îman edenler îmar ve ihyâ ederler" (et-Tevbe, 17) âyetindeki îmarın bir mânâsı da ibâdetle ihyadır. Şu hâle göre, mescidlere alâka göstermek, onları maddeten onarmak ve ibâdetle ihya etmek, mü'minlere düşen mühim bir vazifedir.

Cami ve cemaat için birtakım âdâb beyan olunmuştur:

1 - Mescidleri Allah'ın evi mesabesinde kabul edip içlerine girildiğinde İlâhî huzurda olduğunu hatırdan çıkarmadan edeb ve huşû' içinde bulunmak.

2 - Mescidleri -temizliğine îtina gösterip- kirletmemeye çalışmak.

3 - Mescidlere devamı îtiyad hâline getirmek, cemaatin faziletine inanmak.

Bir hadîs-i şerîf'te mescidlerin fazileti şu şekilde ifade buyrulmaktadır:

"Bir kimse evinde güzelce temizlenir ve farz namazını kılmak üzere mescidlerden birine giderse, adımlarından biri, günahlarını siler, diğeri de derecesini yükseltir." (Müslim. Mesacid, 51)

4 - Mescide giderken temiz ve yeni elbiseler giymeli, güzel kokular sürünmelidir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur:

"Ey âdemoğulları, her mescide gittiğinizde ziynetinizi, en güzel elbisenizi giyin. Yeyin, için (fakat) isrâf etmeyin. Çünkü Allah, isrâf edenleri sevmez" (el-A'râf, 31).

5 - Evde abdest alıp kapıdan sağ ayağını atarak çıkmak, mescide ağır, fakat sık adımlarla, sakin ve vekarlı bir şekilde yürümek. Koşup acele etmemek.

Peygamberimiz bir gün namaz kılarken ayak patırdıları duydu. Namaz bitince:

- Gürültünüz neydi? diye sordu.

- Namaza yetişmek için acele ettik, dediler.

Bunun üzerine Peygamberimiz:

Bir daha böyle yapmayın. Namaza yavaş ve vekarlı geliniz. Yetiştiğinizi kılar,

yetişemediğinizi tamamlarsınız, buyurdu.

6 - Mescide eğer mümkünse namaz vaktinden evvel gitmek.

Mescide erken gidip namazı bekleyen kimse, namazda imiş gibi sevab kazanır. Bu hususta sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Kul abdestli olarak mescidde namazı beklediği müddetçe namazda gibi olur."

"Ashabım! Siz namazı kılmak için beklediğiniz müddetçe namazda gibisiniz. Elbette bir kavim hayırlı bir işi beklediği müddetçe hayırdadır."

7 - Mescide sağ ayağını atarak girmek ve girerken de şu duayı okumak:

Allahümme'ftah aleynâ ebvâbe rahmetike va'ğfir zünübenâ bifadlike ve keremike yâ ekreme'l-ekremîne ve yâ erhame'r-râhimîn (*).

8 - Mescide girince ezan okunmamış ve mekruh vakit de girmemiş ise, iki rek'at Tahiyyetü'l-Mescid namazı kılmak.

9 - Ezan okunup namaz kılınıncaya kadar Kur'an okumak; tesbih, zikir, salâvat-ı şerîfe gibi ibâdetlerle meşgul olmak.

10 - Ezanla namaz arasında kalan müddet içinde, kendisi, ailesi, çocukları, ana-babası,

akrabaları ve bütün mü'minler için dua etmek.

11 - Namaza başlamadan evvel, başladıktan sonra ve bitince, Allah huzurunda olmanın gerektirdiği ciddiyet, vekar, sekînet ve huşû'dan ayrılmamak.

12 - Önden itibaren safları doldurmada acele davranmak, safların sık ve düzgün olmasına gayret göstermek.

13 - Soğan, sarımsak gibi pis kokulu ve insana eziyet verici şeyleri yiyen ve çorabı, üstü başı bütün cemaatı rahatsız edecek derecede kokanlar, bu kokuları giderecek bir temizlik yapmadan mescide gitmemelidir.

14 - Mescidden çıkarken önce sol ayak dışarı atılır, öyle çıkılır.

Namazdan Sonra Okunacak Tesbihler

Namazdan sonra imam ve cemaatin üç kere:

Estağfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyh (*) demeleri sünnettir.

Gerek yalnız başına, gerekse cemaatla kılarken istiğfarı müteâkip:

Sübhânallahi ve'l-ham-dü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm (**) denir.

Herkes Eûzü Besmele çekip Âyete'l-Kürsî'yi okur. Hadîs-i şerîfte: "Her kim beş vakit namazın sonunda Âyete'l-Kürsî'yi okursa, cennete girmekten onu ancak ölüm men'eder" buyurulmuştur.

Âyete'l-Kürsî'den sonra İhlâs ve Muavvizeteyn de okunabilir.

Bundan sonra 33 defa Sübhânallah, 33 defa Elhamdü lillâh, 33 defa da Allahü Ekber denir.

Tesbihleri el ile saymak sünnettir. Peygamberimiz parmaklarıyla tesbih ederlerdi. Fakat tesbih kullanmak da câizdir. Sahâbelerden taş sayarak tesbih edenler olmuştur. (Ebû Hüreyre Hazretlerinin düğümlü ipliği vardı. Onunla tesbih ederdi). El ile tesbihleri saymak, tesbih ile saymaktan efdaldir.

Bundan sonra:

Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr... (*)

Sübhâne rabbiye'l-aliyyi'l-a'le'l-vehhâb denilerek eller göğüs hizasına kaldırılır. Avuç içi yüze doğru meyilli olacak şekilde açılarak dua yapılır. Dua bittikten sonra yüz meshedilir.

* Yüzü mesh duada el kaldırmanın sünnetidir. El kaldırmadan dua edilmişse, yüzün meshi

gerekmez. Yüzün meshindeki hikmet, bereketin kendisine gelmesi ve içine sirayetidir. Ve belânın def'ini, atânın husûlünü ummaktır. Tek elle mesh yapılmaz.

Namaz tesbihatının ehemmiyetine dair Peygamberimizden şu hadîsi şerifler rivâyet edilmiştir:

1. "Kim ki her namazın sonunda 33 kere Allah'ı tesbih eder, 33 kere Allah'a hamdeder ve 33 kere de tekbir getirir ve sonunda da "Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr" derse, deniz köpüğü kadar da olsa günahları afvedilir." (Müslim).

2. "Muhacirlerin fakirleri Resûlüllah'a (asm) geldiler ve:

- Servet sâhipleri yüksek dereceleri ve ebedî nimeti kaptılar. Bizim gibi namaz kılarlar,

bizim gibi oruç tutarlar. Ve onların artan malı vardır. Onunla hac ederler, umre yaparlar,

cihâd ederler ve sadaka verirler, dediler.

Resûlüllah (A.S.M.):

- Size bir şey öğreteyim mi? Sizi geçenlere onunla yetişecek ve sizden sonrakileri onunla geçeceksiniz ve sizin gibi yapmadıkça hiçbiri sizden daha sevablı olmayacaktır" buyurdu.

- Evet yâ Resûlâllah! dediler. Resûlüllah (asm) de:

- Her namazın sonunda 33'er defa Sübhânallah, Elhamdü lillâh ve Allahü Ekber

diyeceksiniz, buyurdu."

3. "Her farz namazın sonunda 33 defa Sübhânallah, 33 defa Elhamdü lillâh, 33 defa Allahü

Ekber diyen, hasara (ziyana) uğramaz."

4. Ebû Said el-Hudrî (ra) rivayet ediyor:

Resûlüllah (sav):

- Allahü Teâlâ'nın rızasını kazanmaya vesile olan amelleri çok yapınız, buyurdu. Ashap: "Bu ameller hangileridir?" dediler.

- Allahü Ekber.

Lâ ilâhe illâllah,

Sübhânallah,

Elhamdü lillâh,

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh sözlerini söylemektir, buyurdu. (Hâkim, Müstedrek).

5. Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor:

"Resûlüllah bir gün: "Zırhlarınızı giyiniz", buyurdu. Ashap: "Yâ Resûlâllah! Düşman mı

geldi?" dediler. "Hayır, Cehennemden korunma zırhını giyiniz: Sübhânallah,

Elhamdülillâh, Lâ ilâhe illâllah, Allahü ekber, deyiniz. Bunlar kıyamet günü, önünüzden, arkanızdan sizi korurlar" cevabını verdi. (Hâkim, Müstedrek).

Edâ ve Kazâ Nedir?

Bir namazı vaktinde kılmaya edâ, vaktinden sonra kılmaya ise kazâ denilir.

Hangi Namazlar Kazâ Edilir?

Vaktinde kılınmamış olan 5 vakit farz namazların kazâsı farzdır. Vitir namazının kazâsı ise vâcibdir. Sünnetlere gelince sadece sabah namazının sünneti vakti dışında kazâ edilebilir. Diğer sünnet namazların vakti haricinde kazâları yoktur.

Sabahın sünnetinin kazâ edilebilmesi için de, farz ile sünnetin beraber kazâya kalmış olması ve hemen o sabah, kerâhet vaktinden sonra öğleye kadar sünnetin farzla birlikte kazâ edilmesi şarttır. Sabahın farzı kılınıp sünneti terkedilmişse, artık o sünnet kazâ edilmez. Sabahın kazâsı öğleden sonraya bırakıldığı takdirde de, sadece farz kazâ edilir, sünnet terkedilir.

Öğle namazının ilk sünneti, cemaatle farza yetişmek için terk edilebilir. Bu takdirde farzdan sonra, iki rek'atlık son sünnetten önce kazâ edilir. Son sünneti kıldıktan sonra kazâ edilmesine de cevaz verilmiştir. Bu kazâ, vakti içinde bir kazâ, daha doğrusu te'hirli (gecikmiş) bir edâdır.

Namazı Kazâya Bırakmanın Hükmü Nedir?

Bir namazı özürsüz yere vaktinde kılmayıp kazâya bırakmak büyük bir günahtır. Bu namaz kazâ edilince namaz borcundan kurtulunmuş olur. Fakat namazın özürsüz yere (vaktinde kılınmayışından) dolayı meydana gelen günah bâkîdir. Bu günahtan kurtulmak için ise, tevbe ve istiğfar gerekir. Bu sebeble şuurlu dindarlar eften-püften bahanelerle veya sırf tenbellik sâikasıyla namazlarını te'hir etmekten, vaktinde kılmayıp kazâya bırakmaktan sakınırlar. Sonradan kazâ bile edilse, bunun namazı vaktinde kılmama (te'hir) günâhını ortadan kaldırmayacağını bilirler.

Gerekli tedbirleri aldığı halde uykudan uyanamamak veya namazı kılmadığını unutmak sebebiyle namazın vaktinde kılınamaması, namazı te'hir mes'ûliyetini mûcib değildir.

Kazâ Namazları Ne Zaman Kılınır?

Kazâ namazları için, Hanefî mezhebine göre muayyen bir vakit olmamakla birlikte, tertibe riayet lâzımdır. Yani bir namazı geçirince, ondan sonraki vakit namazını kılmadan önce kazâya kalmış olan namazın kılınması gerekir. Ancak bu, bir insanın üzerindeki kazâ namazları, 6 vakitten az olduğu takdirdedir. Üzerinde 6 vakitten az kazâ borcu olan kimseye sâhib-i tertib denir ki böyle bir kimse vakit namazı ile kazâ namazları arasında tertibe dikkat edeceği gibi, kazâya kalan namazları arasında da tertibe riayet etmesi lâzımdır. Meselâ: Sabah, öğle, ikindi ve akşam namazları kazâya kalmış bir sâhib-i tertib, bu namazları sırasıyla kılıp kazâ etmeden yatsı namazını kılamaz. Kılarsa yatsı namazı fâsid olur, kılınmamış hükmüne geçer. Ancak sahib-i tertib olan kimsenin üzerindeki kazâya kalmış namaz sayısı 6 ve daha fazla vakte çıkarsa, artık o kimse sâhib-i tertib olmaktan çıkar. Tertibe riayetsizlik yüzünden fâsid olan namazları da, böylece sahih hâle gelir.

Sahib-i tertib olmaktan çıkan kimsenin, artık tertibe riayet mecburiyeti yoktur. Mekruh vakitlerin haricinde, her zaman istediği namazı kazâ eder.

Tertib şartı, kazâ namazları 6' dan fazla olmakla bozulacağı gibi, namaz geçirdiğini unutarak vakit namazı kılmakla da bozulur. Bu sebeble, üzerinde kazâ namazı olduğunu unutarak vakit namazı kılan kimse, daha sonradan kazâ borcunu hatırlasa kıldığı vakit namazı fâsid olmaz. Çünkü bu durumda o, sâhib-i tertib olmaktan çıkmıştır.

Farz olan namaz kazâ edilirken ezan ve kâmet okumak sünnettir. Birkaç namaz birden kazâ ediliyorsa, bir ezan ve her bir kazâ namazı için de ayrı ayrı kâmet lâzımdır.

Kazâları Geciktirmeden Kılmanın Lüzumu?

Namaz her ne şekilde kazâya kalmış olursa olsun, mâni olan özür kalmayınca hemen kazâ etmek lâzımdır. Mâlikî mezhebine göre, üzerinde kazâ namazı olan bir adamın nâfile namaz ile meşgul olması haramdır. Üzerinde kazâ borcu olan kimse, sadece sabahın sünneti ile vitir namazını ve bayram namazlarını kılar. Bunun dışındaki nafile ve sünnet namazların yerine kazâ namazları kılmalıdır. Şâyet kazâ namazı kılmaz, sünnet ve nâfile namazları kılarsa, bu namazları kıldığı için sevab almakla beraber, kazâ namazlarını geciktirdiği için de günah kazanır.

Şâfiî mezhebine göre de, üzerinde acele kılınması vâcib olan kazâ namazları olan bir insanın, bu namazları kılıp borcundan kurtuluncaya kadar sünnet ve nâfile nev'inden namazlar ile meşgul olması haramdır.

Hanbelî mezhebine göre de, kazâ borcu olanın, nâfile ve gayr-ı müekkede sünnetleri kılması haramdır. Vitir ile müekkede sünnetleri kılar. Fakat kazâsı çok ise, bunları da kılmayarak kazâ namazları ile meşgul olmalıdır. Sabah namazının sünneti bundan hariçtir. Her hâl ü kârda kılınır, terkedilmez.

Hanefî mezhebinde ise, kazâ namazı kılmak için sünnetlerin terk edilmesi câiz değildir. Kazâsı olan kimse, sünnetleri ayrı, kazâyı ayrı kılarlar.

Görüldüğü gibi, diğer üç mezhebe göre, kazâ namazlarını geciktirmek câiz olmamaktadır. Binâenaleyh üzerinde kazâ namazı borcu olanlar, bu borçlarını geciktirmeden, en kısa zamanda kazâ edip mes'uliyet ve vebâlinden kurtulmaya bakmalıdırlar.

Kazâ Namazlarını Kılarken Nasıl Niyet Edilir?

Üzerinde çok kazâ namazı olup hangi namazı kazâ edeceğini bilemeyen kimse şöyle niyet eder: "Vaktine yetişip de kılamadığım ilk (öğle) namazını yahut son (öğle) namazını Allah rızâsı için kazâ etmeye niyet ettim." Bu şekilde niyet edilirse, her kılışta ilk yahut son kalan namaz kazâ edilmiş olacağından vakit tâyini de yapılmış olur.

Başlanmış Namazı Bozmak Veya Namazı Kazaya Bırakmak

Başlanmış bir namazı bozmak veya edâ etmeyi te'hir ederek kazâya bırakmak harâm ise de, bâzı hallerde câiz, hattâ vâcib bile olur. Bu hallerin başlıcaları da şunlardır:

1 - Suya düşmek, hayvan saldırısına uğramak gibi canı tehlikeye düşmüş bir kimsenin imdad isteğine koşmak için namazı bozmak vâcibdir.

2 - Doğum esnasında, ana veya doğacak çocuğa bir zarar gelme ihtimâli varsa, ebe'nin namazda ise namazı bozması, daha kılmamışsa te'hir etmesi vâcibdir.

3 - Kırda, hırsızdan, yol kesiciden, vahşî hayvan saldırısından korkan kimsenin namazını te'hir etmesi câizdir. Harb esnasında da namaz sonraya bırakılabilir.

4 - Nafile namazda iken anası veya babası tarafından çağrılan kimsenin, onlara icâbet etmesi vâcib olur. Tâ ki kendilerine cevab verilmediğinden dolayı eziyet duymasınlar. Farz namazda iken ise, namazı bozmak câiz olmaz.

5 - Malının çalınmasından endişelenen kimsenin de namazını bozması câiz olur.

6 - Kadın namazda iken ateşte koyduğu tencerenin kaynayıp taşmasından veya çocuğunun ağlayıp haykırmak gibi şeyler ile ızdırap çekmesinden korkarak namazı bozması câizdir?

Iskâtın Hükmü Nedir?

Ölünün üzerinden, sağlığında mazereti sebebiyle tutamadığı oruç borçlarının düşürülmesi için fidye verilmesi hususu, hem âyet, hem de hadîs ile sâbittir. Resûlüllah Efendimiz (asm) buyurmuştur:

"Bir kimse üzerinde bir aylık Ramazan orucu borcu varken ölürse, onun her günü için bir yoksul doyurulsun." 

Burada oruç için her bir güne karşılık bir yoksul doyurmak suretiyle fidye verileceği açıklanmaktadır. Halbuki namaz için fidyeden, ne âyet ve ne de hadîslerde bahis yoktur. Bu bakımdan namaz için nassa dayalı bir ıskât söz konusu değildir. O hâlde nerden çıkmıştır ıskât-ı salât?.. 

Iskât-ı salâtı, yani, ölünün namaz borçlarını düşürmek için fidye vermeyi, Hanefî müctehidleri bir ihtiyat eseri olarak müstahsen görmüşler, güzel bir muamele olarak kabul etmişlerdir. Aslında namaz için verilen fidyeler, kazaya kalmış namazın yerine geçmez. (Hâlbuki oruçta verilen fidye, tutulamayan orucun yerine geçer, onu borç olmaktan düşürür). 

Ancak şu kadar var ki, ölmeden evvel yapılan böyle bir fidye vasiyeti; bir nedâmet ve pişmanlık eseridir. Ve mağfiret ve bağışlanma talebinin nişânesidir. Bunun, ölen kimsenin vasiyeti olmadan, varisler tarafından teberrû yoluyla yapılması da bir şefkat ve ölünün hayrını isteme alâmetidir. Ayrıca fidye yoluyla fakirler de sevindirilmekte, bu vesile ile onların bâzı zarurî ihtiyaçları temin edilmiş olmaktadır. 

Bütün bu cihetler itibariyle, ıskât-ı salâtın kabulü, yani, ölünün kazaya kalmış namaz borçlarının affedilmesi, Allah'ın rahmet ve inâyetinden ümid edilmektedir. Bazıları bu usûlü, ilk defa İmam Birgivî merhumun ortaya attığını söylerlerse de doğru değildir. Belki en eski Hanefî kitaplarında da ıskât-ı salâtın bahsi vardır. 

Özetleyecek olursak diyebiliriz ki:

Fidye ile oruç borcunun sâkıt olacağı hakkında kesin nass vardır. Namaz da ibâdet olarak oruç gibi, hattâ oruçtan mühim bir ibâdettir. Çünkü kulun âhirette ilk hesaba çekileceği ameli namazdır. Namaz ibâdetinde eksikliği olanların hesabının çok çetin geçeceği rivâyetlerde gelmiştir. Bu bakımdan ölünün, kazâ etme imkânı kalmamış namazları için fidye verilerek, onun hakkında İlâhî affın tecellisi için niyazda bulunmak, ihtiyat icabıdır. Umulur ki fidyelerin sevindirdiği fakirlerin sürûru ve duası hürmetine, Allah o borçlu kulunun borçlarını affeder de rahmetine dahil eder.

- Iskat-ı salat diye bir uygulamaya ne Peygamber Efendimiz (asm), ne sahabilerimizin hayatında rastlanmamaktadır ve bu bir bid'at midir? Bunu yapmanın günahı var mıdır? 

Iskat-ı salat diye bir uygulamaya ne Peygamber Efendimiz (asm), ne sahabilerimizin hayatında rastlanmamakla birlikte, İmam Muhammed bu konuda oruçla namaz arasında bağlantı kurarak, "kesin namaz borcunu düşürür" dememekle birlikte, "İnşaallah namaz borcunu düşürebilir." demiştir. Bu nedenle bir umutla bu yapılmalıdır ve bu bid'ad değildir.

Iskatla İlgili Bazı Meseleler: 

* Iskât-ı salât ve savm yapılabilmesi için her şeyden önce, ölen kimsenin bu hususu vasiyet etmesi gerekir. Ölen adam vasiyet etmemiş ise, velisi ve varisleri tarafından da ıskâtın yapılması câizdir ve makbûldür.

* Ölünün ıskât-ı salât ve ıskât-ı savm için yaptığı vasiyet, geride bıraktığı malının üçte birinden karşılanır. Malın diğer üçte ikisi mirasçılarındır. 

* Bir günün gece ve gündüzünde vitir de dahil olmak üzere altı vakit namaz vardır. Ölünün arkasında bıraktığı malının üçte birinden, bu altı namazdan herbiri için bir fidye verilir. Bir fidye, bir fakirin bir gün doyurulmasıdır. Sabahlı-akşamlı olmak üzere iki öğün üzerinden hesaplanır. 

* Verilecek fidyelerin hepsi tek fakire verilebileceği gibi, ayrı ayrı fakirlere de verilebilir. Fidyeler, fakiri doyurmak suretiyle yerine getirilebileceği gibi, yiyecek karşılığı para olarak da verilebilir. Fakirin ihtiyaçları çeşitli olduğundan para olarak verilmesi daha iyidir. 

* Bir ölünün, geride bıraktığı malı hakkında bir vasiyeti bulunmadığı takdirde, varisleri ıskat yapıp fidye vermeye mecbur değillerdir. Hele varisler fakir olurlarsa, bunları, âdet telâkkisiyle fidye vermeye zorlamak uygun düşmez. Hususan varisler arasında çocuklar ve yetimler varsa, bunların hisselerinden fidye verilmesi hiç câiz olmaz. 

* Namaz fidyesinin vasiyet edilmesi, varisler tarafından teberrû yoluyla yapılmasından hayırlıdır. Fidyeler ölü defnedilmeden verilmelidir; uygun olan budur. Bununla beraber definden sonra verilmesi de câizdir. 

* Ölünün ömrü miktarınca ıskat yapılmak istenirse, ömür müddeti şemsî seneye göre hesaplanır. Erkekte bunun 12 yılı, kadında ise 9 yılı çocukluk müddeti olarak çıkarılarak, geriye kalan müddet için ıskat yapılır. Para kâfi gelmezse devre başvurulur.

Devir Nedir?

Ölünün ıskât için vasiyet ettiği mal veya geride bıraktığı malın üçte biri; üzerinde olan namaz veya oruç borçlarını ödemeye kâfi gelmiyorsa, bu takdirde devir usûlüne başvurulur.

Devrin yapılışı şöyledir:

Önce, ıskat için ayrılan paranın ölünün ne miktar borçlarına kâfi geldiği tesbit edilir. Ölünün bütün borçlarının ıskâtı için daha kaç tane o miktarda para fidye olarak verilmesi gerektiği hesaplanır. 

Bundan sonra, ıskât için ayrılan para bir fakire tasadduk edilir. Parayı alan fakir de gönül rızasıyla, ıskatı yapan şahsa hibe ederek geri verir. Hibe yoluyla alınan para, tekrar o şahsa veya bir başka şahsa tasadduk edilir. Parayı alan şahıs, yine parayı hibe yoluyla geri verir. Bu işlem, tasadduk adedi ölünün borçlarının tamamını ıskât edecek miktara ulaşıncaya kadar devam eder. İşte bu tasadduk ve hibe işleminden her birine, bir devir tabir edilir. Devir sayısı, ıskât için tahsis edilen paranın miktarına göre değişir.

Devrin nasıl yapıldığını çok basit bir misalle açıklayalım:

Bir şahıs, üzerinde 2 aylık, yani, 60 günlük namaz borcu olduğu halde vefat ettiğini kabul edelim. Bu şahıs için verilmesi gereken fidye miktarı, bir gün vitirle beraber 6 vakit üzerinden hesap edildiği için 60 x 6 = 360 fidyedir. Bir fidyenin ise, faraza 100 liradan verildiğini kabûl etsek, bu durumda vefat eden şahsın borçlarının ıskâtı için 360 x 100 = 36.000 liranın tasadduk edilmesi gerekmektedir. Kabûl edelim ki ölünün ıskâtı için geride bıraktığı parası 6.000 lira olsun. 

Görüldüğü gibi, ıskât için ayrılan para bütün borçları karşılamaya yetmemektedir. Bu durumda devire başvurulur. 6.000 liranın 36.000 lirayı karşılar duruma gelmesi için ise, 36.000 : 6.000 = 6 devire ihtiyaç vardır.

Fidyelerin devri hususunda acele edilmemeli, bu işlemin şer'î usûlüne uygun olarak yapılmasına çalışılmalıdır. Yani, fidye fakire: "Filân oğlu filânın namaz kefareti olmak üzere bu parayı al." denilerek gerçekten eline teslim edilmelidir. Parayı alan fakir de "Bunu kabûl ettim." diyerek aldıktan sonra, aynı parayı gönül rızasıyla "Ben bu parayı sana hibe ettim." diyerek geri vermelidir. Fidyeyi veren şahıs, bu hibeyi kabûl ettiğini belirterek almalıdır. Devir ve teslim işlemi, bu şekilde ölünün borçları bitinceye kadar devam etmelidir. 

* Devir, tek fakirle yapılabileceği gibi, birden fazla fakirle de yapılabilir. Böyle bir paranın fakire bağışlanması, fakirin de âlicenaplık göstererek bunu bağışlayana hibe etmesi; artık borçlarını kazâya imkânı kalmamış bir Müslümanın uhrevî mesuliyetini azaltmak gibi pek hayırlı bir maksada müteveccih olduğu açıktır. Bu sebeble bu işlem, gerçekten gönülden koparak yapılırsa, büyük bir şefkat alâmeti ve din kardeşliği duygusunun parlak bir nişânıdır.

Namazlar Kaç Kısma Ayrılır?

Namazlar başlıca üç kısma ayrılır: Farz namazlar, vâcib namazlar ve nafile namazlar. Şimdi bunları sırası ile inceleyelim:

1. Farz namazlar:

Günde, sabah iki, öğle dört, ikindi dört, akşam üç ve yatsı dört rek'at olmak üzere toplam 17 rek'at farz namaz vardır. Bunlar farz-ı ayndır. Yani herkes üzerine yapmak borçtur.

Haftada iki rek'at da Cuma namazı vardır.

Cenaze namazı ise farz-ı kifâyedir. Yani, bâzı Müslümanların yapmasıyla, diğerleri üzerinden mes'uliyet düşer.

2. Vâcib namazlar:

Yatsı namazından sonra kılınan üç rek'atlık vitir namazı vâcibtir.

Senede iki defa kılınan bayram namazları da vâcibtir.

3. Nâfile namazlar:

Farz veya vâcibden fazla olarak, dinî bir mecburiyet olmadan, sırf fazîlet ve sevab için kılınan namazlara genel olarak Nâfile adı verilir. Kulun üzerine borç olmadığı halde, sırf Allah'a ibâdet niyetiyle kıldığı namazlar olduğu için, bunlara tetavvu' da denir.

Sünnet namazlar da nâfile tabiri içine girerler. Ancak her sünnet nafile olduğu halde, her nafile sünnet değildir.

Nâfile namazlar başlıca iki kısma ayrılırlar:

* Revâtib namazlar.

* Regâib namazlar.

Sünnet kılmayarak derhal imama uyar. Hattâ müezzin kâmetlerken bile, sünnete durulması mekruhtur. Ancak kılınan sabah namazı ise, imama da teşehhüdde yetişebilme imkânı varsa, önce sünnet kılınır, sonra imama uyulur.

31724 kez okundu

Yorumlar