Derdimi dinleyip bana yardımcı olan kişiye verdiğim hediye faiz midir?

Tarih: 12.03.2012 - 02:03 | Güncelleme:

Soru Detayı
- İyilik karşılığında verilen hediyenin, faiz kapılarından büyük bir kapı olduğunu bildiren bir hadis var mıdır?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçen hadis rivayeti şöyledir:

“Kim bir kardeşinin işini yapmak için aracı olur, o da buna karşılık bir hediye verirse, hediyeyi kabul ettiği takdirde, fâiz kapılarından büyük bir kapıya girmiş olur.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 82/3541)

Öncelikle şunu ifade edelim ki, bu hadis, rüşvete girmeyen hediyeleri almanın haram olmadığı, ancak yapılan iyilikten alınacak olan sevabın kaybolmasına sebep olduğu şeklinde anlaşılmıştır. (bk. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi, 13/109-110)

Bununla beraber, hadiste geçen "faiz kapılarından büyük bir kapı" ifadesi, hadiste yasaklanan şeyin hediye değil, hediye görünümünde verilen rüşvetler olduğu anlaşılabilir. Nitekim başka bir hadiste de şöyle buyurulmuştur:

“Bu ümmet, hediye adı altında kendisine verilen bir şeyi haram olduğu halde helal görmeye başladığı zaman, bu onların helaki demektir.” (Deylemi, Sünen, 1/334)

Evet, bir insanın işinin yapılması için vasıta olmak güzeldir ama bu vesilelik karşısında bir şeyler almak faiz kapsamına girer. Buradaki vesilelikten, devlet ya da şirket bünyesinde çalışan maaşlı insanların yapacağı aracılığı kastediyoruz. Yoksa, prim hesabıyla çalışan ya da iki kişiyi, iki kurumu buluşturan meslekler konumuzun dışındadır.

Ayrıca bir defalığına yapılan ya da yaptırılan işlerde, nezaket icabı verilecek hediyenin, işlerin sonunda verilmesi gerekir. Yoksa, “Bu hediyemi kabul et, ama şu işimi de yap.” türünden baştan verilen bir hediye rüşvet manasına gelir. Ama işler olup bittikten sonra o işe vesile olan insana götürüp bir hediye vermek bazen çok da makul ve muteber olabilir.

Fakat işin şöyle bir püf noktası vardır: Bir insana veya kuruma sık sık işimiz düşüyorsa, bu durumda işin başında da olsa sonunda da olsa hediye götürmemek gerekir. Çünkü işin başındaki zaten rüşvet manasına gelir. İşin sonunda verilen hediye de bir sonraki işin rüşveti manasını taşır. Dolayısıyla, iş yapmayı ve yaptırmayı böyle hediyelere bina etmemek, insanları sürekli bir beklenti içine sokmamak gerekir. Böyle davranmanın aynı zamanda şöyle bir faydası da söz konusudur: İnsanlar arasında Allah rızası için iş yapma ahlakı gelişir. İhlâsla yapılan her iyiliğin mutlaka ahirette kat katıyla verileceği inancı artar ve böylece bütün yardımlarımız, imanımıza takviyede bulunur. Nitekim Peygamberimiz (asm)

“Bir iyiliğe öncülük eden kimseye, o iyiliği yapanın ecri gibi sevap vardır.” (Müslim, İmâre 133; Ebû Dâvûd, Edeb 115)

hadisiyle hiçbir maddi menfaat beklemeden aracı olmanın önemine dikkat çekmiştir.

Diğer taraftan, devletin veya özel şirketin vermiş olduğu bir işi yaparken, o işten dolayı insanlardan hediye almamak esas olmalıdır. Bu konuda şu olay ve hadis-i şerif ne kadar ibretliktir:

Allah Resulü (asm), zekât toplama işinde birini vazifelendirmişti. Bu zâta gittiği yerlerde bazı hediyeler verildi. Vazifeden dönünce: “Bunlar zekât olarak verilenler, bunlar da bana hediye edilenlerdir.” deyince, Efendimiz (asm) celallenerek minbere çıktı ve Allah’a hamd ve senada bulunduktan sonra şunları söyledi:

“Ben sizden birinizi Allah’ın bana tevdi ettiği bir işte istihdam ediyorum. Sonra o da geliyor: ‘Bunlar zekât olarak verilenler, bunlar da bana hediye edilenlerdir.’ diyor. Bu adam -eğer doğru sözlüyse- babasının veya anasının evinde otursaydı da hediyesi ayağına gelseydi ya! Vallahi sizden kim haksız bir şey alırsa mutlaka onu boynunda taşıyarak, haşrolacaktır... Şayet aldığı şey deve ve sığır ise böğürerek, koyun ise meleyerek kıyamet gününde Allah’ın huzuruna gelecektir.”

Sonra da Allah Rasûlü (asm) koltuk altlarının beyazlığı görünecek kadar ellerini kaldırdı ve “Allah’ım tebliğ ettim mi?” şeklindeki duâsını üç defa tekrar etti. (Buhârî, Zekât, 67; Müslim, İmâre, 26, 27, 28)

Hadis-i şeriften anlaşıldığına göre, devlet memurluğunda ya da herhangi bir şirketin bünyesinde çalışırken bize verilen işleri yaptığımız sırada şahsımıza verilen hediyeler, haksız kazanç kategorisine girmektedir.

Fakat, rüşvet manasına gelmeyecek şekilde insanlık icabı verilen ve bizim de reddedemeyeceğimiz hediyeler oluyorsa, bunları şahsımıza verilmiş kabul etmemek ve verilenleri beraber çalıştığımız insanlara dağıtmak, varsa etrafımızdaki fakir insanlara ikram etmek gerekir.

Hadisi şeriften anladığımız diğer bir mana da şudur: verilen hediyeler bize, kendi şahsımızdan dolayı değil de, içinde bulunduğumuz kurum, şirket ve resmi daireden dolayı veriliyordur. Dolayısıyla kendimize almamız doğru değildir.  Peki, bir hediyenin şahsımıza mı şahs-ı maneviye mi olduğunu nereden anlayacağız diye sorulacak olursa, bunun ölçüsü, Efendimiz’in buyurduğu gibi, eğer evimizde otursaydık, devlet veya şirket bizi o vazifede istihdam etmeseydi o hediyeler bize yine de verilecek miydi? Demek ki, onların bize gelmesine vesile olan şey, çalıştığımız iş ve iş yeridir. Dolayısıyla tüzel kişilik de denilen şahsiyet-i maneviye vesilesiyle bize gelenleri almak, hakkımız değildir.

Hassasiyet adına Hazreti Ömer Efendimiz’in yaşadığı bir olay da konumuza ışık tutmaktadır: Bir adam her sene Hazreti Ömer Efendimiz’e bir deve budu hediye eder. Bir gün gelir ve birinden davacı olduğunu, davalarını halletmesini ister. Bunu söylerken de “devenin budunun deveden ayrılması gibi bu adamla aramızı ayır” deyip verdiği hediyeyi çağrıştırır ve Hazreti Ömer’den kayırma bekler. Bu olay üzerine Hazret Ömer Efendimiz, hemen valilerine mektup yazar ve

“Hediye kabul etmeyin, çünkü bu rüşvettir.” buyurur. (Kenzü’l Ummal, 5/823)

Özetle söylemek gerekirse, hediyeleşmede, herhangi bir menfaat beklentisi olmamalı, sadece Allah rızâsı gözetilerek ihlâs ve samîmiyetle hareket edilmelidir. Bu anlamda verlen hediyeler, rüşvet olmadığı gibi, faiz kapsamına girmez ve inşallah yapılan iyiliğin sevabını da yok etmez...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun