Bir ihtiyar, Hz. Ali`ye şunu sordu:
- Bizim Şam`a (Sıffin Harbi`ne) yürümemiz, Allah`ın kaza ve kaderiyle miydi? Bunu bize söylemelisin! Hz. Ali şu cevabı verdi:
- Bitkileri, çimenleri bitiren, mahlûkata can veren Allah aşkına derim ki, hangi yere ayak bassak ve hangi yere konsak, bu ancak Allah'ın kaza ve kaderiyle değil de nedir?
- Öyle ise bizim yorulmamız boşuna, bizim için mükafat, ecir ve sevaba hak kazanmak yok gibi...
- Ey ihtiyar, siz giderken Allah size gidişiniz için büyük ecir verdi. Dönüşte de dönüşünüz için ecir verdi. Çünkü siz bunları yaparken zorla yaptırılmış, buna mecbur edilmiş değilsiniz. Bunları arzunuzla yaptınız.
- Bizi kaza ve kader sevk etmedi mi?
- Yazık! Sen, kaza sana yapıştı, kader sana sarılıp takıldı sanıyorsun. Eğer iş öyle olsaydı, sevap ve ceza batıl olurdu. Vaad ve vaide, emir ve nehye lüzum kalmazdı. Günah işleyene Allah ceza vereceğini söylemez, iyilik sahibini de övmezdi. İyilik yapan övülmeye, kötülük yapandan (cezaya) layık olmazdı.