NOT:
Lütfen sorularınız için bu alanı kullanmayınız. Buraya bırakılan sorular cevaplanmaz ve yayınlanmaz.
Sorularınızı siteden aratabilir veya ekranın sağ üst köşesindeki "Soru Sormak İstiyorum" butonuna basarak sorabilirsiniz.
TERSİNİM TEORİSİ
<br>
<br> Tersinim teorisi Türk düşünür ve yazarlarından Hüdai ÇAKMAK’ın ortaya attığı teoridir. Teorinin kurgulayıcısı Hüdai ÇAKMAK bu konuda şunları yazıyor.
<br> -Varoluş insanoğlunun var edildiği ilk anlardan beri ilgisini çekmiş, konusunda pek çok teoriler üretilmiştir. Bu teoriler çok ve çeşitli olmasına rağmen varoluş bir yaratıcının eseridir ya da de-ğildir, rastlantılarla oluşmuştur cevaplarına uygun olmak üzere iki büyük grupta toplanır.
<br> Bir teori gerçek olduğu kuvvetle inanılan bir varsayım üzerine kurulur, ayrıntılanır ve kanıtlanmaya çalışılır. Ulaşılan bilimsel sonuçlar genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan varsayıma uy-gun olarak yorumlanır. Temel varsayımın yanlış olabileceği hiç bir zaman düşünülmez. Bu da bilimin olması gereken tarafsızlı-ğına gölge düşürdüğü gibi pek çok hata ve yanlışlara yol açar, teorileri bilim dışına iter.
<br> Örneğin evrim teorisinin doğruluğu kuvvetle inanılan varsa-yımı milyonlarca tür ve cinste olan tüm canlıların rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinin zamanla evrimleşmesi sonucu oluş-tuğudur. Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsa-yımın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uygun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çelişmediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir.
<br> Tersinim teorisinin kurgulanma yöntemi bu uygulamanın ta-mamen tersidir. Önce bilimsel sonuç daha sonra ulaşılan sonuca göre varsayım ilkesine dayanır. Bu nedenle bilimin ortaya koy-duğu tüm kanun ve ilkelerle uyumludur, hiç biriyle çelişmez.
<br> Tersinim teorisi herhangi bir teoriye karşıt ya da destek ol-mak amacıyla ortaya konulmuş değildir. Tamamen kendine özel-dir.
<br> Tersinim teorisi maddenin sakımı, entropi, yapmanın zor bozmanın kolay olduğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleri te-mel alır. Karşıtı olan diğer teorilerin bilimsel yöntemlerle doğrulu-ğu onaylanmış esaslarını da temel almaktan çekinmez. Bu ne-denle tersinim bilim dışına kaymadığı gibi konusundaki tüm teori-lerin bilimle doğrulanmış temellerinin birleştiği bir sentez duru-mundadır.
<br> Tersinim teorisi özet olarak bilimsel araştırmaların sonuçları olan şu esasları temel alır.
<br> 1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.
<br> 2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerle-rini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
<br> 3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.
<br> 4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.
<br> 5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersi-nim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenle-rin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.
<br> 6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkele-re aykırıdır. Fakat maymunlar insanların tersinimi sonucu oluş-muş olabilir.
<br> 7)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
<br> -Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yön-lendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
<br>
<br> Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.
<br>
<br>Hüdai ÇAKMAK
<br> Yazar
<br>Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı
<br>
<br> BİR YARATICININ VAR OLDUĞU GERÇEĞİ VE MATERYALİZM
<br> İnsanoğlu var edildiği ve düşünmeye başladığı ilk anlardan itibaren yaratılışı merak etmiştir. Bu merak önce; ben neden, na-sıl, niçin var edildim şeklinde kendine yönelikti. Fakat daha sonra var oluşun bütünlüğü keşfedilmeye başlanınca bu soru; biz nasıl, neden, niçin var edildik şekline dönüşmüş, bu konuda çok ve çeşitli teoriler, düşünceler üretilmiştir.
<br> Var oluşun nedenleri, niçinleri, nasılları konusunda üretilen yanıtların çokluğu ve çeşitliliğine rağmen bütün bunları iki büyük grupta toplamak mümkündür. Tanınmış bir bilim insanına göre varoluş ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır.
<br> Eğer yaratılmış ise bir yaratıcı iradenin olması gerekecektir. Fakat materyalistler yaratılışı kabul etmek için yokluktan bir şey-lerin meydana geldiğini, ortaya çıktığını kabul etmek gerekir; bu-nu da bilim ret eder diyerek yaratılışı inkâr ederler, kanıt olarak bilimi gösterirler. Yadsınamaz bilimsel bir gerçek olan maddenin (enerjinin) sakımı kanunu bu görüşü onaylar gibidir. Tersinim teorisi ise materyalistlerin bu kanunu eksik bu nedenle yanlış yorumladıkları görüşündedir.
<br> Maddenin (enerjinin) sakımı kanunu hiç bir maddenin yoktan var vardan da yok olmayacağını ancak şekil değiştireceğini belir-tir.
<br> Materyalistler varoluşu önce maddeye dolaysıyla evrene in-dirgerler. Ardından da maddenin sakımı kanuna göre var olan evrenin yoktan var olamayacağını, var olduğu içinde ezelden beri var olması gerektiğini söylerler. Söylerler ama var olan bir madde yokluktan var olamayacağından her madde gibi evreninde bir kaynağının olması gerektiğini nedense görmezlikten, bilmezlikten gelirler.
<br> Nitekim doğruluğu hemen hemen kanıtlanmış olan big bang teorisine (tersinim teorisine göre genişim evresi) göre evrenin kaynağı kütlesiz bir enerji zerresidir. Diğer ifade ile evren bu küt-lesiz enerji zerresinin patlaması sonucu meydana gelmiştir.
<br>Eğer evrenin kaynağı bir kütlesiz enerji zerresi ise maddenin (enerjinin) sakımı kanuna göre bu zerrenin de bir kaynağı olması gerekecektir. Bu böyle ezele kadar devam edip gider.
<br> Bir materyalist için evrenin bir kaynağının, kaynağında bir kaynağının olması, bunun ezele kadar devam edip gitmesi ge-rektiği materyalist felsefeyi etkilemez. Aksine doğrular.
<br>Materyalist çevreler önceleri evrenin kaynağı olan enerji zerresi-nin ezelden beri var olduğunu; takriben on üç milyar yıl önce pat-layarak tüm evreni meydana getirdiğini savundular. Fakat tüm evreni meydana getirecek kadar yoğun olması gereken bu zerre-ciğin ışık fotonlarının yayılmasına dahi izin vermeyecek kadar büyük çekim gücüne sahip olması gerektiği, nasıl olup da patla-dığı (patlama için çekim gücünden daha büyük ve ters etkili bir gücün enerji zerreciğinin tam ortasına uygulanmış olması gere-kir) sorusu gündeme gelince bu varsayımdan vazgeçmek zorun-da kalmışlar, yerine kurulup bozulan evren modelini getirmişler-dir. Bu modele göre evren kurulup bozularak ezelden gelmekte-dir. Sonsuza kadar kurulup bozulacaktır.
<br> Kurulup bozulan evren modelini destekleyen herhangi bir bilimsel kanıtın olmaması bu varsayımı bir teori olmadan öteye götürmez. Bize göre bu bir bilimsel gerçekleri materyalist felsefe-ye uydurma operasyonudur.
<br> Evrenin bir enerji zerresinin patlaması sonucu meydana gel-diği gerçeği evren meydana gelirken kaynağın tümünün kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirir. Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir.
<br> Eğer kaynağın tümü kullanılmış ise kaynağın kaynakları da kullanılmış olacağından evrenin ezelden gelmesi gerekecekti. Ama biz evrenin ezelden gelmediğini, bir yaşının ve belirli bir kütlesinin olduğunu biliyoruz. Bu da bize evren oluşurken kayna-ğın tümünün kullanılmadığını sadece büyük bütünün minik bir parçasının harcandığını gösterir.
<br> Büyük bütün ezelden gelip ebede uzanması gerektiğinden harcanan parça onu eksiltmeyecek, azaltmayacak, evrende bu büyük bütünün içinde minik bir zerre (gerçekte bir zerre bile de-ğil) olacaktır.
<br> Uzay diye isimlendirip ezelden gelip ebede uzanan bir hiçlik olarak nitelendirdiğimiz evren dışı alemin gerçekte bir hiçlik ol-madığı açıktır. Bu gerçek ise tersinim teorisinin Yaratıcı evreni yaratmayı murat edince kendi zerresinden bir zerreyi ortaya koy-du ve kün (ol) buyurdu öngörüsüyle tamamen örtüşür.
<br> Sonuç olarak şunları söyleyeceğiz. Evren başlangıcından en mükemmel dönemine kadar mükemmel planlanmış bir düzenle-menin sonucudur. Asla rastlantısal değildir.
<br>İçinde milyarlarca gökcisminin bulunduğu şu evren, evrende yü-züp duran dünya, dünyayı tıka basa dolduran ancak milyarla ifa-de edilebilen canlılar rastlantılarla oluşmamışsa, oluşamamışsa ve bilim bu gerçeği ısrarla gösteriyorsa varoluş rastlantılarla oluşmamış demektir. Eğer varoluş rastlantılarla oluşmamış ise bir irade sahibi güç tarafından yapılmış, yaratılmış demektir. Bu da varlığı kesin olan bir Yaratıcıyı işaret eder. Varoluşun rastlan-tılarla oluşmadığını bilimsel olarak göstermek demek bir Yaratı-cının var olduğunu bilimsel olarak göstermek demektir.
<br>
<br>Hüdai ÇAKMAK
<br>Yazar
<br>Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı
<br>
<br>
<br>
<br> BİLİM Mİ, EVRİM Mİ?
<br>
<br> Evrim teorisinin kanıtlanması -her ne kadar evrim teorisi taraftarları evrimin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek olduğunu kabul etseler ve buna inansalar da- evrim teorisi taraftarlarının en büyük idealleridir. Gerçekte onları evrim teorisinin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek oldu-ğu inancına iten neden bu konudaki başarısızlıkları, teoriyi destekleyen bilimsel hiçbir kanıtın bulunamamasıdır.
<br> Fakat taraftarlarına göre evrim teorisi öylesine açık bir gerçektir ki bu gün bilimsel kanıtlarının bulunamaması ilerde bulunmayacağı anlamına gelmez. Evrimin kanıtları ilerde nasıl olsa bulunacaktır. Bu nedenle kanıtsızlığa rağmen evrimi bir gerçek kabul ederek varsayımları bunun üzerine kurmanın herhangi sakıncası yoktur.
<br> Görüleceği gibi evrimci çalışmalar kanıtlardan çok kanıtsızlığa dayanan bu sakat mantık üzerindedir. Bir bakıma evrim teorisi taraftarları binanın temelini atmadan çatısını kurmaya çabalamaktadırlar.
<br> Tanınmış bir gazetemizde 3 Eylül 1999 tarihinde yayınlanan Evrimin For-mülü Bulundu başlıklı haberde üç Fransız araştırmacının çalışmalarından bah-sediliyor, evrim nasıl gerçekleşiyor sorusuna cevap arayarak ortaya matema-tiksel bir formül koydukları bildiriliyordu.
<br> Haberde yapılan çalışmalarda hâkim olan görüş ise yukarda bahsettiğimiz mantığa uygun olarak-bilimsel kanıtsızlıklara rağmen- evrimin bilimsel bulgular tarafından ispatlanmış kesin bir gerçek olduğu, geriye sadece formülünün keş-fedilmesinin kaldığı yönündeydi.
<br> Bir bakıma-nasıl olmuşsa- çatı kurulmuştu, bu çatıya bir temel aranmak-taydı.
<br> Bu formül ya da buna benzer tüm evrimci spekülasyonlar, önce evrimi mut-lak bir gerçek olarak kabul eden, sonra da bu kabul üzerine senaryolar yazan araştırmacıların ürünüdür.
<br> Örneğin bu kişiler insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiğini bu varsayımı destekleyen hiçbir bilimsel kanıt olmadığı halde- kanıtların da-ha sonra bulunacağını varsayarak- gerçek olduğunu peşinen kabul et-mekte, sonra insan ile maymunlar arasındaki farklılık ve benzerlikleri he-saplayıp kıyaslamakta, son olarak da bu bilgileri evrim kanunlarına uygun olarak yorumlamakta, çıkan sonuca göre yeni formüller, varsayımlar üret-mektedirler.
<br> Fakat bir gerçeği-her ne kadar evrim teorisi taraftarları unutsalar bile-unutmamak gerekir. Bu gerçekte evrimin yaşandığı konusunda hiçbir bi-limsel kanıt olmamasına rağmen yaşanmadığı konusunda sayısız kanıt vardır.
<br> Hayal ürünü, bilimsel kanıtlara dayanmayan varsayımlar üretmek gerçekte çok kolaydır.
<br> Her insan böyle varsayımlar üreterek tıpkı Charles Darwin gibi; bu varsa-yımlarım her ne kadar pek çok çelişkiler içerse de; bilime, akla, mantığa ters düşse de gerçek olduklarına gönülden inanıyorum ama henüz bilim-sel kanıtlarını bulamadım. Zaman içinde bulunacağını umuyorum. Nasıl olsa günün birinde kanıtları bulunacağından siz bu varsayımlarımı gerçek olarak kabul ediniz diyebilir.
<br> Bir insan ortaya çıkıp, yer sarsıntıları dünyayı karıştırmak isteyen çok geliş-kin uzaylı canlıların uzaktan kumandayla oluşturdukları provokatif olaylardır diye bir varsayım ortaya atabilir. Sonra elinde her hangi bir bilimsel delil olma-dan ya da Drake denklemi gibi şüpheli varsayımları kesin delillermiş gibi kulla-narak uzaylıların var ve akıllı olduklarından, akıl almaz teknolojilerinden, ne kadar güçlü olduklarından, yakında dünyayı işgal edeceklerinden, insanları kendi türlerine evrimleştireceklerinden, gezegenlerine götüreceklerinden….. Bahsedebilir. Bu konuda daha başka deliller istendiğinde bu tür deliller elimde henüz yok ama çok yakında ortaya konulacaktır denilebilir.
<br> İnsanın hayal gücü sınırsız olduğundan bu varsayımını yine hayal gücüyle ürettiği başka varsayımlarla destekler ve bu varsayımları gerçeklerinin yerine kanıt olarak ortaya koyabilir.
<br> Tarih boyunca bu tür hiçbir bilimsel kanıtlara dayanmayan sonunda birer safsata oldukları anlaşılan varsayımlara inanan, bu yolda servetlerini ve hatta hayatlarını harcayan nice insanlar görülmüştür. Bu gerçekte insanların ne ka-dar kolay aldanıp yanılabildiklerinin bir başka boyutudur.
<br> Görüleceği gibi gerçekte bir safsata olan hayali bir varsayımı (Evrenin Dün-yamızdan başka bir yerinde yaşamın olup olmadığı kanıtlanamamıştır) Drake denklemi gibi bilimsel olduğu iddia edilen bir varsayıma getirip dayandırdık. Bu varsayımımızı pek çok insanın bir gerçekmiş gibi kabul edeceğinden emin ola-bilirsiniz. Evrim teorisinin bu günkü bilimsellikteki konumu-gerçek bilimsel kanıt-larla desteklenmedikçe- yukarıdaki hayali varsayımımızla aynıdır.
<br>
<br> Yukarıdaki hayal kurgusuna benzeyen bir iddiayı Jean Chalin isminde bir bilim insanı ortaya atmıştır.
<br> Bu bilim insanı daha da ileri giderek uzaydan gelen bu akıllı yaratıkların mevsimleri oluşturan değişimleri, yer sarsıntılarını kontrol ettiklerini, bu oluşum-ların etkenlerini istedikleri gibi değiştirdiklerini ve hatta Dünya ekonomisini ele geçirdiklerini borsaları indirip çıkardıklarını…. İddia etmekteydi.
<br> Yine saygın bir bilim! insanımız Evrim teorisi taraftarlarının hiç dinmeyen baş ağrılarından biri olan ilk canlıların oluşumu konusunda:
<br> -Örneğin ilk meydana gelen aminoasitlerdir. İkinci basamakta, thermal proteinler ve mikro kürecik proteinoidleri oluşmuştur. Daha sonraki ba-samakta, ATP aminoasitleri devreye girip evrimleşmiştir. Daha sonra da daha kompleks proteinler ve protein sentezleri gelişmiştir. Daha sonra prototip hücreler oluşmuş ve milyonlarca yılda doğa deneye yanıla stabil hücreleri oluşturmuştur diye yazabilmektedir.
<br> Yukarıdaki cümlelerde ilk canlı hücre oluşumun evrim teorisi öngörülerine uygun aşamaları sıralanmış ancak bu aşamaların nasıl ve hangi mekanizmalar aracılığı ile gerçekleştirildiği konusunda bilimsel herhangi bir kanıt gösterilmesi unutulmuştur!.
<br> Bir evrimci yazar hiçbir kanıt göstermeye gerek duymadan fakat bilimsel deyimleri, isimleri bol, bol kullanarak rastlantılarla ilk canlının nasıl oluştuğun-dan nasıl evrimleştiğinden bahsederek şempanzelere ondan da insana kadar rahatlıkla getirebilir.
<br> Yazar evrimi-eğer gerçekse-kolaylıkla tırmanılan alçak basamaklı bir mer-diven gibi basitleştirmiştir. Görüldüğü gibi her şey kolaylıkla olu oluvermektedir. Fakat gerçek böyle değildir.
<br> İlk meydana geldiği iddia edilen aminoasitlerin rastlantılarla oluşmalarının mümkün olmadığı bilimsel kanıtlarla gösterilmiş bir gerçektir.
<br> Yukarıda yazıda iddia edilen evrim merdivenin ilk basamağında bulunan aminoasitlerin rastlantılarla oluşamayacağı oluşsa bile mevcut şartlarda varlık-larını koruyamayacakları dolaysıyla proteinleri oluşturamayacakları bizzat evrim teorisi taraftarları tarafından itiraf edilmiş bir gerçektir. (Aminoasitler ve protein-ler bölümlerine bakınız)
<br> Dünyaca ünlü Science News dergisinin Ocak 1999 sayısındaki bir makale-de şunlar yazılıdır.
<br> Hiç kimse şimdiye kadar nasıl olup da geniş çapta dağılmış yapıtaşla-rının proteinlere dönüştüğünü tatmin edici bir şekilde açıklayamamıştır. İlkel dünyanın varsayılan koşulları aminoasitleri yalıtılmış bir yalnızlığa doğru sürükleyecek şekildedir.
<br> Canlılık konusundaki yazının diğer bölümlerindeki iddialar ise ilk bölümün imkânsız olarak belirttiğimiz oluşum zorluklarını kat, kat aşar.
<br> Sayın bilim! insanının oldu, oluverdi gibi iki-üç cümlede aktardığı iyice basi-te indirgenmiş bu senaryoda söz edilen yapıların her biri son derece özel ve komplekstirler ve rastlantılarla meydana gelmeleri kesinlikle imkânsızdır. Eğer imkânlı ise bunu iddia sahibinin kanıtlaması gerekir.
<br> Bir canlı hücresinin en basit yapı taşları olan aminoasitlerin rastlantılarla oluşması ve doğal şartlarda mevcudiyetlerini korumaları mümkün değildir.
<br> Tek bir protein molekülünün sahip olduğu özellikler kesinlikle rastlantılara yer vermeyecek kadar karmaşıktır.
<br> Kaldı ki basit bir canlı hücresi birbirinden değişik yapılarda ve her biri özel görevler üstlenmiş iki bine yakın protein ve diğer hücre içi elemanların inanıl-maz derecede karmaşık fakat o kadarda düzenli ve kompleks bir planlama ile yerli yerlerinde sentezlenmesi sonucunda oluşur.
<br> Canlıların moleküler planı her canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA dediğimiz dev biyomoleküllerdeki şifrelerde gizlidir. DNA molekülünün yapısı yaşam mucizelerinin başında gelir.
<br> Yazının diğer bölümlerinde bahsedilen sözde oluşumlardan ise bahsetme-ye bile değer bulmuyoruz. Eğer kanıt yoksa ya da gösterilemiyorsa bu tür var-sayımların bir varsayım olmaktan öte değerleri yoktur. Bu tür yazılar genelde koyu bir taassup ürünü olup propaganda amaçlıdır.
<br> Kanıtsızlığı kanıt olarak kullanmak evrim ve uzantısı teorilerin sıkça kul-landıkları bir yöntemdir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan bu tür yöntemlerin pro-paganda ve beyin yıkama dışında bir değeri bulunmamaktadır.
<br>
<br>Hüdai ÇAKMAK
<br> Yazar
<br>Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
EVRİM Mİ? TERSİNİM Mİ?
<br>
<br> …..Non-lineer dinamik yapılar….Stokastik süreçler…. Kendi kendine organize eden yapılar…. Sonuç evrim(miş)…
<br> Dostlar sevinin. Her gün bir parça daha gelişip güzelleşi-yor(muş)uz.
<br> Ohhh! Ne güzel… Evrim amca her gün bir kaç kuruş atı-yormuş kumbaramıza…
<br> İleride kullanılmak üzere..
<br> Her gün bir parça daha da zenginleşiyor(muş)uz.
<br> Bunu genlerimize işleyip diğer nesillere aktararak…
<br> Babadan evlatlara kalan miraslar gibi.
<br> Bu daha da güzel…..
<br> Diline sağlık evrimci…. ………………….
<br>………………….
<br> Fakat gerçek amca öyle demiyor….
<br> Yüzü asık; sert ve inatçı… Asla taviz vermiyor. İsteğe göre değişmiyor.
<br> Gerçek amca şunu der ki ey yeğenim!
<br> Zaman insafsız bir harami gibi! Her birimizden bir şeyler koparıp alıyor. Taş bile durduğu yerde çürüyüp gidiyor. Yıp-ranıp bir şeylerimizi kaybediyoruz.
<br> Kazandığımız bir şeyse yok.
<br> Evrim amca yalan söylemiş, kandırmış sizleri…..
<br> Şunu iyi bil ki:
<br> Her güzel çirkinleşecek, her yeni eskiyecektir. Bu bir doğa kanunudur. İşte tersinim budur. Taşın bile çürüyüp gitmesi gibi.
<br> Ömrümüz varsa ihtiyarlamak kaçınılmaz akıbetimiz.
<br> Ölümden ise kurtulan var mı? …………………………….
<br>……………………..
<br> Tersinim mi? Evrim mi? Artık bir karar verin.
<br> Önümüzde güneş misali duran mı? Yoksa Kaf dağı ar-dında olan mı?
<br> Gökte yıldız ararken önündeki çukuru görmeyen aptal alim misali…
<br> Bu mesel kulağımıza küpe olsun.
<br>
<br> Hüdai ÇAKMAK
<br> YAZAR
<br>Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı
<br>
EVRİM Mİ? TERSİNİM Mİ? FOSİLLER NE DİYOR?
<br>
<br>
<br> Fosiller geçmiş yaşamların günümüze kalan izleridir. Bu gün gelişen bilim ve teknolojinin yardımıyla geçmiş yaşamın tarihsel döngüsünü rahatlıkla fosillerde izleyebilmekteyiz.
<br> Evrim teorisinin kurucusu ve duayeni Charles Darwin’e göre hiç bir canlı bu günkü yapısını geleceğe aynen taşıyamayacaktır. Değişim evrim yönündedir.
<br> Tersinim teorisi de diğer pek çok konuda olduğu gibi evrim teorisiyle canlıların zaman içinde değiştikleri konusunda yorum farkıyla mutabıktır.
<br> Tersinim teorisi canlıların zaman içindeki değişimlerini evri-min tersine negatif olduğu görüşündedir. Bu görüşüne kanıt ola-rak entropi kanununu, bozmanın kolay yapmanın zor olduğu; düzen sahibi sistemlerin irade, (amaç) bilgi, güç, madde ve ye-terli zaman beşlemesinin sonucu olduğu ilkelerini gösterir. Tersi-nim teorisine göre canlılar zaman içinde mükemmel yapılarından bir şeylerini kaybetmekte, gerilemektedir.
<br> Fosillerin tarafsız ve bilimsel gözlerle incelenip yorumlanması yaşam gerçeğini öğrenebilmemizin tek yoludur.
<br> Evrim teorisi devamlı gelişimi (evrimi) öngördüğünden yaşam grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi olmalı ve evrimleşme süreci ara format canlılarına ait fosillerle açıkça izlenebilmelidir. Evrim sürecinin uzun, canlı ömürlerinin kısa olduğu dikkate alınırsa dünyamız ara format fosilleriyle tıka basa dolu olmalıdır ama bir tane bile bulunamamıştır.
<br> Evrim teorisi savunucuları canlılığın başlangıcı kabul edilen rastlantılarla oluşmuş tek hücreli ilkel canlılardan bu gün hayran-lıkla izlediğimiz mükemmel yapılılara geçiş sürecini hayat ağacı dedikleri bir şema ile göstermeye çalışırlar.
<br> Bu şemada türler arasındaki boşlukları genelde hayal ürünü ara format canlıları doldurmuştur.
<br> Canlılar devamlı evrim sürecinde olduklarından evrim teorisi-ne göre bulunan her fosil bir ara format canlısına ait olmak zo-rundadır. Tüm fosillerin ara format fosili olarak yorumlanma ça-baları bu mantığın sonucudur. Bir bakıma sonuç başlangıçta tespit edilmiş, ayrıntılarda buna uydurulmuş, boşluklar gerçek dışı varsayımsal canlılarla doldurulmuştur. Bunun bilimsel yön-temlerle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir ön kabul olduğu açıktır.
<br> Fosil bulgularının verdiği sonuçları gruplandırıp genelleme yapmak evrim mi, tersinim mi sorusunun doğru cevabını bulma-mıza yardımcı olabilir. Fosil bilimi bulguları konusunda şu genel hatları kesin bir şekilde ortaya koymuştur.
<br> a)-Dünyamızda ilk canlılık üç milyar beş yüz milyon yıl önce bakteri türü mikroorganizmalar şeklinde görülür. Bu canlılar yapı olarak birbirlerinden tamamen farklı, kesin çizgilerle ayrılmış iki türdedir. Evrimsel bağ oluşturabilecek ara format canlıları da yoktur.
<br> b)-Dünyada yaklaşık üç milyar yıl sadece mikroorganizmalar görülür.
<br> c)-İlk canlılığın görüldüğü tarihten üç milyar yıl sonra (günü-müzden yaklaşık 550 milyon yıl önce) kambriyen döneminde canlılar aniden, çeşitli ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar. Ara format fosilleri yoktur.
<br> d)-Bu canlıların yapılarında öylesine büyük ve keskin farklık-lar vardır ki prekambriyen denilen kısa dönemde sıçramalı evrim-le oluşması mümkün değildir.
<br> e)-Yaşam tarihi canlıların sadece çeşitlendiğini göstermez. Tersinimi de gösterir. Pek çok canlı türünün nesilleri kesilmiş, geçmişin karanlıklarına gömülmüştür.
<br> f)-Fosillerin grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi yerine tam bir karmaşa; inişler çıkışlar, zikzaklar gösterir. Hayat ağacı şe-masının öngördüklerine uymaz. İlkel zannedilenlerle gelişkin zannedilenler aynı dönemlerde yan yanadır, iç içedir.
<br> Evrim teorisinin kabul ve ölçülerine göre ilkellerden çok daha yaşlı gelişkin, gelişkinlerden çok daha genç ilkel canlı fosilleri vardır.
<br> g)-Bu gün milyonlarca fosil canlıların zaman içinde değiş-mediklerini açık şekilde gösterir. Yüz milyonlarca yıl önceki yapı-larını koruyan kimi canlılar günümüz de yaşamaktadır.
<br> h)-Geçmiş yaşamın nicelikleri konusunda kanıtlar olan fosil-ler açık bir şekilde evrimi değil tersinimi gösterir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur.
<br> Evrim teorisi savunucuları fosiller konusunda geçmiş tarihte pek çok sahtekarlıklara, aldatmacalara yeltenmişler, bunlardan bir kısmında başarılı olmuşlar, onlarca yıl insanları aldatmaya başarmışlardır.
<br> Fakat yalanlarla, aldatmacalarla bilimsel olması gereken bir teorinin savunulup yaşatılması mümkün değildir. Bu sahtekarlık-lar ve aldatmacalar taraftarlarının teorilerini savunma konusunda ne kadar aciz, çaresiz kaldıklarını göstermesi bakımından hayli ilginçtir. Eğer gerçekten teorilerini doğruluğunu gösteren bilimsel bulgulara sahip olsalardı bu tür sahtekarlıklara, aldatmacalara girişmelerine gerek olmayacağı açıktır.
<br>
<br> Hüdai ÇAKMAK
<br> Yazar
<br>TersinimTeorisi Kurgulayıcısı
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>DÜNYA DIŞINDA CANLI VAR MI? YILDIZLAR ARASI GEZİ MÜMKÜN MÜ?
<br>
<br>Dünya dışında başka yıldız ya da gezegenlerde canlılar var mı sorusu var oluş gibi nice bin yıllardır insanların zihinlerini meşgul etmiştir. Genelde verilen cevaplar bilimin gösterdiklerinden çok derin hayal mahsulleridirler. Bunun en büyük nedeni yıldızların komşu kapıları zannedilmesidir. Fakat gerçek böyle değildir. Yıl-dızlar arası muazzam boşluklar varoluşun bir başka gereği ve gerçeği olarak karşımıza çıkar ve bize şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratır.
<br>Güneş sisteminde ya da evrenin herhangi bir yerinde dünyamız-dakilere benzeyen canlılar var mıdır?
<br>Bu soruya henüz bilimsel bir cevap veremiyor sadece tahminler-de bulunabiliyoruz. Bu soruyu cevaplamayı böylesine karmaşık-laştırıp güçleştiren ise yaşamsal uygunlukların çok ve kompleks olmasıdır. Diğer ifade ile yaşamın oluşması ve devamlılığı için oluşumlarda milyarlarca bilinmeyenli bir denklemin (ya da bir te-razinin) tam dengede olması gerekliliğidir.
<br>Dünya dışında canlıların olup olmadığı sorusuna verilecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bunun nedeni ise dünyanın özel olmadığını (rastlantılarla oluştuğunu, bu tür sistemlerin rastlantı-larla oluşabileceğini) gösteren bir kanıt ya da kanıtlar olarak yo-rumlama çabalarıdır.
<br>Güneş sisteminde bulunan Dünyamız dışındaki diğer gezegen ve uyduların yaşama uygun olmadıkları gözlemlenmiştir.. Mars’ta ve Jüpiter’in Europa uydusunda mikroorganizma türü canlıların olabileceği gibi zayıf iddilar varsa da doğruluğu konusunda her-hangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle dünya dışında can-lılık varsa güneş sisteminin dışında olmalıdır diyebiliriz.
<br>Fakat güneş sistemi ile diğer yıldızlar arasında öylesine uzun mesafeler vardır ki bir canlı türünün bu mesafeleri aşarak dün-yamıza ulaşması mümkün değil görünmektedir. Bu konuda bir örnek verelim.
<br>Güneş sistemine en yakın yıldız Alfa Centuari-3’tür ve ortalama dört buçuk ışık yılı uzaklıktadır. Uzaya gönderdimiz Pioneer ve Voayager uzay araçları saatte seksen bin km hıza ancak ulaşa-bilmişledir. Yıldızlar arası araçların daha yüksek bir hıza ulaşa-bilmeleri mümkün değil görünmektedir.
<br>Saatte yüz bin kilometre hızla giden bir uzay gemisi yapmayı başarıp yola çıkarsak en yakın yıldız olan Alfpa Centauri’ye an-cak elli bin senede ulaşabileceğiz.
<br>Bu kadar uzun bir sürede gemi ve içindeki canlılar varlıklarını devam ettirebilir mi? Serseri mayınlar gibi dolaşan göktaşların-dan, süpernova patlamaları sonucunda yayılan zararlı ışınlardan, mutlak sıcaklığın ancak birkaç derece üzerindeki soğuk-tan…Bunlara benzeyen ya da benzemeyen binlerce tehlikeler-den, olumsuz şartlardan korunulabilir mi?
<br>En fazla bir kaç on sene sonra metal yorgunluğuna uğrayacak uzay gemisi elli bin yıl boyunca kendini nasıl yenileyip de varlığı-nı devam ettirecektir?
<br>Böyle bir yolculuktaki en büyük engelin tersinim olduğu açıktır. Her türlü yaşamsal imkan sağlanmış olsa dahi bu kadar uzun süre çalışacak bir uzay gemisi yapmak mümkün değildir. Bu do-ğa kanunlarına aykırıdır. Muhtemelen uzay gemimiz tersinim so-nucu beş on sene içinde dağılıp gidecektir.
<br>
<br>Materyalizm ne diyor? Varoluşu rastlantıların eseri olarak gören bir materyalist için eğer güneş sistemi ve dünya rastlantılarla oluşmuşsa trilyonlarca yıldızın bulunduğu evrende güneş siste-mimize ve dünyamıza benzeyen yıldızlar ve gezegenler olmalı-dır.
<br>Olasılık hesapları eğer yaşamsal uygunluklar göz önüne alınmaz ise bunu mümkün görür. Ayrıca dünyamıza benzeyen gezegen-lerin olması güneş sisteminin ve dünyamızın rastlantılarla oluş-tuğunun kanıtı da olacaktır. Bu nedenle evrende güneş sistemine ve dünyaya benzeyen gezegenlerin olup olmadığı sorusuna veri-lecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bu yönde çalışmalar yapılmış, yapılmaktadır ve bazı teoriler öne sürülmüştür.
<br>1961 Yılında Franke Drake tarafından geliştirilen Drake Denkle-mi galaksi- mizde ne kadar zeki ve iletişim kurabilen uygarlık olabileceğinin belirlenmesiyle ilgili faktörleri içerir.
<br>Bu denklem N= N1. fp. ne. fl. fi. fc. fL eşitliği ile ifade bulur.
<br>Burada N uygarlık bulunma ihtimali olan gezegenlerin sayısıdır.
<br>Denklemdeki faktörleri şöyle sıralayabiliriz.
<br>N1- Galakside bulunan yıldızların sayısıdır. Formül sahibi Samanyolunda iki yüz milyar yıldızın olduğunu varsaymış bu ra-kamı almıştır. Pek çok kaynakta Samanyolundaki mevcut yıldız sayısının iki yüz milyar değil, iki yüz milyon olduğu belirtilir. Ara-da bin misli gibi çok büyük bir fark vardır.
<br>Drake denkleminde toplam yıldız sayısının belirli bir yüzdesine karşılık gelen sayı kadar gezegende (yıldız değil) canlılık olabile-ceği düşünülür. Bu oran fp rumuzuyla ifade bulur ve yüzde yir-midir.
<br>Diğer ifade ile formüldeki rakama göre Samanyolunda bulunan yıldızlara ait kırk milyar gezegenin yaşama uygun şartlara sahip oldukları varsayılır.
<br>Formüldeki ne rumuzu yaşam içeren ya da yaşama uygun olan gezegenlerin sayısıdır.
<br>Drake bu konuda Güneş sistemini örnek alır. Venüs, Dünya ve Mars gezegenlerini yaşama uygun kabul eder. Buna göre ne=3 olur.
<br>Formülde yaşamsal şartlara sahip olup da evrimleşmeyi mümkün kılan daha geniş olanaklara sahip gezegen sayısının yaşam olan gezegenlerin sayısıyla oranı fl harfleriyle gösterilir. Drake bunu %50 olarak kabul eder.
<br>Formüldeki fi fl’deki gezegenler sayısında içlerinde zeki yaratık-ların olabileceği yerlerin oranıdır. Bu da %20 olarak kabul edilir.
<br>Fc fi türü gezegenlerin içinde iletişim teknolojisine sahip olabile-ceklerin oranıdır ki bu da %20 dir.
<br>fL ise iletişim teknolojisine sahip medeniyetlerin yaşam süreleri-nin yaşadıkları gezegenin ömrüne olan oranıdır.
<br>Formül sahibi bu oranı milyonda bir olarak kabul etmiş; dünya-mızın yaşını on milyar, medeniyetin yaşama süresini ise on bin yıl olarak almıştır.
<br>Drake formülüne göre bulunan sonuç N = 2400dür. Diğer ifade ile Samanyolu galaksisinde iki yüz milyar yıldızın olduğu kabul edildiğinde evrimleşip iletişim kurabilecek yeteneklere sahip can-lıların bulunduğu gezegen sayısı iki bin dört yüzdür.
<br>Dikkatli bir okuyucu formüldeki bilgilerin bilimsellikten çok zorla-mayla, afakî olarak ortaya konulduğunu hemen fark eder.
<br>Verilen bilgilerin hemen hemen hepsi bilimsel olmalarına engel olacak kadar derin ve güçlü şüpheler içerir. Samanyolunda bulu-nan yıldız sayısında bile bir mutabakatın olmadığı görülür. Hâl-buki bu sayı Drake formülünün omurgasını teşkil eder.
<br>Canlılığın olmadığı bilinen Venüs ve Mars gezegenlerinin ölçü alınması yukarıdaki formülün bir başka açmazı ve mantıksızlığı-dır.
<br>Drake formülünü incelememiz sonucunda vardığımız sonuç; ger-çeği arama yolunda sık sık karşılaştığımız materyalizmin canlılı-ğın rastlantılarla oluşabileceği varsayımının temel propagandala-rından biri olmasından öte bilimsel değerinin olmadığıdır.
<br>Temel propagandadır çünkü daha önce de yazdığımız gibi ev-rende canlılığın başka dünyalarda da var olmasının kanıtlanması Güneş sisteminin dolaysıyla Dünyamızın özel olmadığının, rast-lantılarla oluşabileceğinin kanıtlanması anlamına gelir.
<br>Evrende Dünyamız dışında yaşama uygun gezegenler var mı-dır? Bu soruya vereceğimiz yanıt ne evet, ne de hayırdır. Vere-ceğimiz cevap niye olmasındır. Bunun nedeni de evrende Dün-ya dışı canlıların olup olmadığı konusunda bilimsel kanıtların he-nüz bulunamamasıdır.
<br>Aynı soruya yaratılış teorisi taraftarlarının vereceği yanıtta bu teorinin temel aldığı kutsal kitaplarda Var Edicinin Âlemlerin Var Edicisi olma yönündeki ilahi kelamın yorumuna bağlı olarak ce-vabımızla aynı diyebiliriz.
<br>Âlemlerin Var Edicisi sıfatı Dünya dışı başka dünyaların var ol-duğunu gösterdiği gibi yaratılış teorisi taraftarlarının-genellikle-gönülden inandıkları Dünya ve ahreti de ifade ediyor olabilir.
<br>Evrende canlıların yaşadığı başka dünyaların olup olmadığının tespiti konusunda hakkında en fazla bilgi sahibi olduğumuz Gü-neş ve sistemi örnek alınabilir.
<br>Eğer güneş ve sistemi özel değilse (ki materyalizm Güneş ve sisteminin özel yaratılmış olduğunu şiddetle ret eder) diğerleri gibi rastlantılarla oluşması gerekir.
<br>Evrende öylesine çok yıldız gezegen ve uydu vardır ki Güneş sistemimize ve Dünyamıza benzer pek çok sistemin olması ge-rekir. Güneş sisteminin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksi-sine örnek alırsak:
<br>Galakside toplam iki yüz milyon yıldız vardır. Güneşimiz de bun-lardan orta büyüklükte olanlarından sadece biridir. Güneşimizin iki yüz milyon yıldız içinde orta büyüklükte olması sistem değer-lerinin ortalama olarak alınmasını mümkün kılar.
<br>Yaşam hem gezegenlerde hem de gezegenlerin uydularında (örneğin Jüpiter’in Europa uydusu gibi) olabileceğinden hem gezegenlerin hem de uyduların toplam sayılarını dikkate almak gerekir. Bu sayıyı güneş sisteminde elli olarak kabul edebiliriz. (Gerçekte elli beş)
<br>İki yüz milyon yıldızın ortalama elli gezegen ve uydusu olduğu var sayılırsa Samanyolundaki toplam gezegen ve uydu sayısı on milyar olur.
<br>Varacağımız sonucun daha gerçekçi olması için gezegen ve uy-duların içinde sadece yüzde birinin (Güneş sistemi örnek alındı-ğında bu ellide birdir) yaşama uygun olduğu kabul edilirse Sa-manyolu galaksisi içinde yaşama uygun gezegen ve uydu sayısı yüz milyondur.
<br>Bu da Samanyolu galaksisinde bulunan her iki yıldızdan birinin sisteminde yaşam barındıran bir gezegen ya da uydu var demek anlamına gelir. Fakat biz bir tanesini bile tespit edebilmiş değiliz.
<br>Bu rakamı abartılmış mı buldunuz? Eğer bu rakam abartılmış ise Güneş ve sisteminin özel olduğunu kabul etmek zoruna kalırız. Çünkü aldığımız örnek güneş sistemidir.
<br>Gerçektende en azından bir kısmını çok iyi bildiğimiz Güneş sis-teminde dolaysıyla Dünyamızda mevcut yaşam için olmazsa ol-mazları (yaşamsal uygunlukları) dikkate alıp, araştırmaları bun-lara göre yapmak; evrende güneşimize ve dünyamıza benzeyen başka güneşler ve dünyaların olup olmadığını araştırmak çok daha akılcı ve bilimsel olacaktır.
<br>
<br>Bilimsel araştırmalar ne diyor? NASA 1979 yılında mevcut olma ihtimali hayli güçlü bulunan dünya dışı yaşamı araştırmak amacıyla SETİ kısaltmasıyla ifade bulan bir projesini başlattı.
<br>Bu projenin temeli ve amacı uzaya radyo sinyalleri göndererek Dünya dışındaki gezegenlerin bazılarında insanlar gibi zeki canlı-ların bulunabileceği varsayılarak varsayılan canlılarla irtibat ku-rup tanımaktı. Bu nedenle gönderilen radyo sinyallerine zeki var-lıklarca gönderildiğini belirten örneğin insan vücudunu tanıma gibi bazı özellikler, işaretler katılmıştı. Projeye göre bu radyo sin-yallerini alıp irdeleyebilecek zekâya ve teknolojiye sahip olduğu varsayılan Dünya dışı canlılar yanıt olarak bazı sinyaller gönde-recekler bu sinyaller çözümleyerek irtibat sağlanacaktı. Dünya dışı varlıklardan gelmesi ihtimali olan radyo dalgalarını dinlemek amacıyla Dünyanın çeşitli yerlerine çok duyarlı radyo teleskopları konuldu.
<br>1977 ile 1990 yılları arasında gök bilimciler çok değişik takımyıl-dızlardan bazı sinyaller aldılar. Bu sinyaller açıklanamadı ve ara-larından hiçbiri de yinelenmedi.
<br>Ohio Eyaleti radyo teleskopunda görevli bir araştırmacı 15 Ağus-tos 1977 tarihinde Yay Takımyıldızından wow sesi olarak tanım-ladığı bir sinyal aldı. Bu sinyal bir daha asla duyulmadı.
<br>10 Ekim 1989 da yine Yay Takımyıldızından kırka yakın sinyaller alındı, bunlardan sadece biri kaydedilebildi.
<br>14 Ağustos 1989 yılında Başak takımyıldızından Dünya dışı ze-kânın yayını olduğunu düşündüren bir sinyal kaydedildi.
<br>16 Ağustos 1989 yılında Balık Takımyıldızından belirli aralıklarla tekrarlanan bazı sinyaller alınmışsa da nicelliği kontrol edilirken kesildi.
<br>15 Kasım 1989 da Kasiope Takımyıldızından Dünya dışı zeki canlılarca gönderiliyormuş izlenimi bırakan bazı sinyaller duyul-du.
<br>9 Mayıs 1990 yılında Yılan Taşıyan Takımyıldızından bazı sin-yaller duyuldu. Bu sinyallerin dünya dışı zeki varlıklarca gönde-rildiği iddia edildi.
<br>Araştırma ekibi bu günde Amerika merkezli çalışmalarına devam etmektedir.
<br>Yukarıda sıralanan radyo sinyallerinin gerçek mahiyetleri açıkla-namamışsa da dünya dışı zeki varlıklarca gönderilme ihtimalinin bulunması bilim insanlarını heyecanlandırmakta, bu konuda çe-şitli varsayımlar ileri sürülmektedir.
<br>Bu varsayımların pek çoğu Dünya dışı canlıların bizlerden çok daha zeki; medeniyet ve teknoloji alanında çok daha gelişkin oldukları yönündedir.
<br>Dikkatli bir okuyucu bütün bunların bir varsayımdan öte değerinin olmadığını hemen fark eder. Bilim bir şeyi gerçek kabul etmesi için kesin deliller ister.
<br>Gerçektende Dünya dışındaki gezegenlerde varlıklarını sürdüren canlılar var mıdır?
<br>Bu soruya daha önce yanıt vermiştik. Fakat burada uygulanan projede çok vahim bir hatanın işlendiğini özellikle belirtmek iste-riz.
<br>Güneş sisteminde bulunan gezegen ve uydularda iletişim tekno-lojisine sahip insanlar gibi zekâ sahibi canlıların bulunmadığını biliyoruz. Güneş sisteminde dünya dışında canlı olduğu konu-sundaki en iddialı varsayım Jüpiter gezegeninin Europa uydu-sunda mikroorganizmaların olabileceği şeklindedir. Bu nedenle yukarıdaki satırlarda detaylarıyla anlatmaya çalıştığımız evren içi zeki canlılarla irtibata geçme projesinde zekâ sahibi canlılardan geldiği iddia edilen sinyaller güneş sistemi dışındaki yıldızlardan gönderilmiş olmalıdır. Nitekim sinyallerin Yay, Başak, Balık, Kasiope gibi çeşitli yıldız takımlarından geldiği varsayımı bunu teyit eder. İşte vahim hata buradadır.
<br>Güneş sistemine en yakın olan yıldız Alpha Centauri’dir ve dört buçuk ışık yılı uzaktadır. Diğer ifade ile ışık hızıyla yayılan radyo dalgaları bu yıldıza gönderildiği tarihten ancak dört buçuk sonra ulaşabilir. Orada zeki canlıların var olduklarını ve hemen aldıkları sinyallere yanıtladıklarını kabul etsek bile yanıt olarak gönderilen sinyaller gönderilme tarihinden sonra ancak dört buçuk sonra Dünyamıza ulaşacaktır. Bu durumda gönderilen sinyallere yanıt alınabilmesi için en azından Dünyamızdan sinyal gönderilmeye başlandığı tarihten dokuz sene sonrasına kadar bir zaman ge-reklidir. Yukarıda adı geçen proje 1979 senesinde hayata geçiril-diğine göre ilk yanıt ancak-o da en yakın yıldızdan- 1988 yılında dünyamıza ulaşabilir.
<br>1979 yılında gönderilen radyo sinyalleri en yakınları dışında aramızdaki onlarca ışık yılı olarak hesaplanan uzaklıkları göz önüne alındığında diğer takımyıldızlara henüz ulaşamamış olma-lıdır. Ayrıca varlıklarını bize bildirmek isteyen evrendeki diğer zeki varlıkların gönderdikleri sinyallerin, bu sinyalleri diğerlerin-den ayıran karakteristik özelliklere sahip olmaları gerektiği gibi devamlılığı da gereklidir. Karakteristik özellikleri ve devamlılığı olmayan sinyaller bu amaca hizmet etmez. Bu nedenlerle evren-deki diğer zeki canlılardan yanıt olarak geldikleri öne sürülen yu-karıda belirttiğimiz sinyal kayıtlarının hiçbir bilimsel değeri yoktur. Eğer bir kasıt yoksa bu çok büyük bir yanılgıdır.
<br>1967-1968 yılları kışında Trabzon’da telsiz başındaydım. Eylül 1967den Mart 1968e kadar bütün radyo bantlarına hâkim olan; gidip gelen, dalgalanan derin ve güçlü wow sesine benzeyen bir uğultu bütün telsiz iletişimimizi engellemişti. Bu uğultu ara sıra kesiliyordu. İletişimi bu kesilmeler sırasında sağlayabiliyorduk.
<br>Daha sonra yapılan araştırmalarda bütün radyo bantlarına hâ-kim, iletişim kurmamızı engel olan bu güçlü uğultunun güneş pat-lamalarından kaynaklandığı tespit edildi.
<br>Bu gün galaksimizde bulunan iki yüz milyon yıldızdan (Güneş-ten) milyonlarcası patlamakta evrene çok yoğun geniş bantlı rad-yo dalgaları yaymakta olmalıdır. Bir bakıma evren dolaysıyla ga-laksimiz bu düzensiz fakat son derece güçlü radyo dalgalarıyla doludur varsayımını öne sürersek yanılmış olmayız. Duyulan sesler bu radyo dalgalarından bir kaçıdır dersek bu varsayımı-mız; bu sinyallerin evrende bulunan diğer zeki canlılardan gön-derdiğimiz sinyallere cevap olarak gönderilmiştir varsayımına göre çok daha bilimseldir.
<br>Evrende canlılığın olup olmadığını araştırma ve varsa zeki canlı-larla iletişim kurma konusunda böylesine önemli bir projeyi haya-ta geçirenlerin yukarıda anlatmaya çalışacağımız vahim hatayı işleyecekleri sanmıyoruz. Bu da bize bütün bu safsataların sık, sık rastladığımız bir materyalizm propagandası olduğu izlenimi veriyor.
<br>Hâlbuki canlılığın evrenin diğer köşelerinde olup olamayacağı konusundaki araştırmalara kıstas olabilecek Güneş Sistemi ve Dünyamız gibi çok güzel bir örnek vardır.
<br>Dünyanın güneş sistemindeki yerinin, büyüklüğünün, iç ve dış özelliklerinin rastlantısal oluşum ihtimalleri Penrose’un Big Bangden sonra evrenin var olan düzeni içinde kaçta kaç ihtimalle oluşabileceği hesaplarına benzer hesaplarla ortaya konulabilir. Böyle bir hesaplamanın daha bilimsel ve daha akılcı olacağı ke-sindir.
<br>
<br>Hüdai ÇAKMAK
<br>Yazar
<br>Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
<br>
ben yaklaŞIK3 YILDIR SİTEYE ÜYEYİM ama şimdi giremiyorum soru soramıyorum engellendimi yardıncı olursanız sevinirim
<br>
<br><b>sorularlaislamiyet: şuan itibariyle sitemizde soru sormanızı engelleyecek herhangi bir yenilik yapılmadı. ancak günlük soru sorma limiti dolduğundan soru soramıyor olabilirsiniz. selamlar...</b>
Merhamet ve mağfiret gecesi olarak kabul edilen Berat Kandili’nin Feyz ve bereketinin hepimizin üzerine olmasi temennisiyle Berat Kandiliniz mübarek olsun.
<br>
Allah(c.c) butun emegi gecenlerden binlerce kez razi olsun. Sayenizde dinimizi daha iyi ogrenebiliyoruz. Allah(c.c) yolunuzu acik etdin hepinizin.
sizlerin guzel calismalarini surekli takip ediyorum,gayretlerinizi Allah zayi etmesin,tesekkurediyorum.Yeni sayfaniza alismaya calisiyorum,ama en cok hadis kosenizi ariyorum,her ana sayfaya dondugumde dikkatle hadisi okumaya calisirdim,tekrar o koseyi eklemeniz mumkun mu?