Hayvanlar konusunda en çok merak edilenler

1 Kertenkele öldürmek sevap mı? Kertenkele insana zarar veren bir hayvan değildir, neden öldürülmesi sevaptır?

Esasen zarar vermeyen hiç bir canlı öldürülemez. Öldürülmesi caiz olanlar ise, zararlı olan ve bu zararından başka türlü kurtulma imkanı olmayan hayvanlardır.

Kelerin bir vuruşta öldürülmesinin sevap olması, eziyet vermeden ölmesini sağlamak içindir. Yoksa her görülen kertenkeleyi öldürmek caiz olmadığı gibi, öldürmenin kendisi de sevap olmaz. Eziyet vermeden zararından kurtulmanın yollarını aramak gerekir. Ancak öldürmekten başka çare yoksa, bir vuruşta öldürmek gerekir ki, hayvan eziyet çekmesin.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır." (Müslim, Selam 147 (2240); Metin Müslim'den alınmadır. Ebu davud, Edeb 175, (5263, 5264); Tirmizî, Ahkâm 1, (1482). Bazı Tirmizî tertibinde Sayd bölümünde 13. babta.)

AÇIKLAMA:

Vezeğa, Ahterî'de keler olarak açıklanır. Keler, bir nevi kertenkeledir. Resulullah fuveysika diye tavsif ederek, insanlara eziyet veren haşerata dahil etmiştir.

Fuveysika, fasıkcık demektir. Resulullah haşeratın ekserisinden ayrı olarak, zarar verenlere fasık demiştir. Alimler, kelerin bu grupta olduğunda görüş birliğindedir.

Bir vuruşta öldürülmesinden maksad eziyet verilmemesi içindir. Zîra hayvan ikinci darbeyi almadan yaralı olarak kaçabilir; bu da bir canlının eziyet görmesine neden olur. Buna göre insanlara zarar vermeyen hayvanları öldürmek caiz olmaz. (bk. Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kertenkele günahkar mıdır?

2 Evde muhabbet kuşu, güvercin beslemek caiz midir?

Dünyası en geniş, sahası en vâsi olan bir mahlûk da kuştur. Gökyüzünün bütün derinlikleri, yeryüzünün de yine bütün serinlikleri kuşundur. Hürriyeti hudutsuz, istifâde sahası sonsuzdur.

İşte böylesine geniş ve derin dünyalı bir varlığı alıp da avuç içi kadar dar bir kafese hapsetmek, bunca geniş dünyasından koparıp, burada can çekişir gibi bir hayata mahkûm etmek, herhalde insan akıl ve mantığıyla da bağdaşmamakta, beşer şefkati dahi bunu mâkul görmemektedir.

Ayrıca böylesine geniş hayatı olan bir kuşu bu kadarcık dar bir kafese hapsetmenin belli bir faydası, meşrû bir neticesi de yoktur. Sadece sahibinin şahsen duyduğu zevk, ferden hissettiği lezzettir.

Gariptir ki, bu zevk ve lezzet, geniş dünyasından koparılıp hapse atılan kuşcağızın feryad ü figanından alınmakta, onun âdeta firaklı ağlamasından duyulmaktadır. Bir kısım canlıların ıstırabından zevk almak gibi bir lezzettir bu. İşte bu yüzden İmam-ı Birgivî Hazretleri, kafeste kuş hapsedip, onunla eğlenmeyi günahlardan saymış, âfâtlar arasında zikretmiştir.

Ancak, sâdece kafeste yaşayabilen, kafes dışında yaşama alışkanlığı bulunmayan dar sahalı kuşların kafeste beslenip bakılmasında mahzur görmemiştir.

Belli başlı bir fayda elde etmek için beslenen kuşlarda da mahzur olmadığı izah edilmiştir. Av avlamak için beslenen kuş gibi. Bâzılarının bir hastalık hâline getirerek besledikleri güvercinler ise, faydasız bir işle iştigalden başka bir şey olmadığından mekruh sayılmıştır. Hattâ, bâzı eserlerde sâdece eğlence olsun için güvercin besleyip, kuşla oynamanın fakirliğe sebep olacağı da kaydedilmiştir.

Halife Hazret-i Osman (ra) zamanında Medine’de güvercin merakı alıp yürüdüğünden bahsedilince, durumu tahkik ettiren Hazret-i Osman (ra), derhal yasak koymuş, güvercinle uğraşmayı faydasız işle faydalı zamanı imha etmek olarak izah ederek zaman israfçılarını cezalandırmıştır.

Küçük çocukların kısa bir zaman kuşla eğlenip oynamaları bundan ayrı tutulmuştur. Henüz kuş denen cinsin hususiyetlerini ilk defa görüp hayrete düşen konuşma devresi çocuklarının bu hâli, bir zaman israfı sayılmamıştır. Bu mahlûku öğrenip tanıma fırsatı olarak görülmüştür.

Bunun şartı da eziyet ettirmemek, hayvanın ıstırap çekmesine sebep olmamaktır.

Kafeste beslenen kuşun ciddi bir fayda getirmediğinden dolayı mekruh oluşundan olacak ki, yumurta yapan tavuğu hapsedip, bekletmenin câiz ve uygun olduğu da aynı bahiste kaydedilmiştir. Zira bunda bir fayda vardır.

Nitekim ev dışında av köpeği beslemek, bağ ve bahçeyi bekleyen köpeklere bakmak da câiz görülmüş, ancak hiçbir faydası olmayan süs köpekleriyle meşgul olup ev içine almak ise haram kılınmıştır.

3 Evde evcil hayvanlar (kedi, kuş, balık, vs) beslemenin hükmü nedir?

Çok güzel bir ülkede yaşıyoruz. Gökte süzülen kuştan, denizin derinliklerinde yüzen balıklara; rengi ve kokusu ile gülümseyen güzelim çiçeklerden rengârenk uçuşan kelebeklere; birbirinden güzel ağaçları bağrında barındırarak semâya uzanan dağlardan, çağıldayan derelere kadar iç içe, yan yana sıralanan güzellikler...

Bu güzelliklerden ve tatlı nimetlerden kuşları Kur’ân-ı Kerim nasıl anlatıyor?

“Gökle yer arasında Allah’ın hükmüne boyun eğerek uçan kuşları görmezler mi? Onları havada tutan Allah’tan başkası değildir. Îman eden bir topluluk için şüphesiz bunda deliller vardır.”1

“Görmedin mi, göklerde ve yerde olanlar ve kanat vuran kuşlar Allah’ı tesbih eder. Onların hepsi ibadetini de bilir, tesbihini de. Allah ise onların işlediklerini hakkıyla bilir.”2

Kur’ân, kuşlardan sadece kuş oldukları için bahsetmiyor. Onları gökyüzünde kimin tuttuğunu, kimin emri altında hareket ettiklerini dikkatimize sunuyor. Yaptıkları hareketlerin, çıkardıkları seslerin mânâsız ve başıboş olmadığını, her birinin kendine göre bir ibadet ve tesbihinin bulunduğunu anlatıyor. Kısaca, milyarlarca kuştan her biri Allah’ın varlığını ve birliğini ilan eden İlâhî bir mektuptur.

Kâinata ve varlıklara bu gözle bakan insan, onlardaki güzelliklerden Cemîl ve Lâtif olan Cenab-ı Hakk'a gidecektir.

Evet, kuşlar birer nimet. Başta Rabbimizi tanımamıza vasıta olan bir nimet. Ötüşleri ile şakımaları ile zikirlerini haykıran bir nimet. Rengârenk tüyleri, uçuşları ve duruşları ile birbirinden güzel manzaralar sergileyen bin bir nimet...

Bilhassa şehir hayatının kendine has tarzı itibariyle bu nimetlerden yakinen istifade edemeyen bazı kimseler kanarya, bülbül, muhabbet kuşu ve papağan gibi kuşları sesleri ve süsleri maksadıyla evlerinde besliyorlar. Burada o hayvanlara bir zulüm söz konusu olmaz. Zaten bu kuşlar kafeste yaşayabilecek yapıdadırlar. Ciddi bir besleme ve bakıma tâbi olduklarından bir zarara uğramış olmuyorlar.

Nitekim Asr-ı saadette bu meseleye ışık tutan bir hâdise de vardır. Sahabe-i Kiramdan Enes bin Mâlik’in küçük kardeşinin küçük bir kuşu vardı. Bir seferinde Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu çocuğu gördüğünde, “Kuşcağıza ne oldu?” diye sormuştu.3 Bu ifadeden de kuş beslemenin mübah sayıldığı anlaşılmaktadır.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Şöyle ki: Kuş sevgisi, merakı, hobisi günümüzün büyük bir kısmını almamalı, ibadetimize engel olmamalı, bizi asıl vazifelerimizden alıkoymamalı, işi mâlâyaniyata, boş meşguliyete götürmemelidir.

Akvaryum için de aynı şeyler geçerlidir. Birbirinden güzel balıkların yüzüşlerini seyretmek insana birçok mânâları hatırlatacaktır. Dolayısıyla akvaryumda balık beslemek caizdir. Balıkların dışında diğer deniz hayvanları da aynı kategoriye tabidir. 

Evde kedi beslemek caizdir ve bir sakıncası yoktur. Hatta bazı durumlarda gerekli bile olabilir. Bediüzzaman gibi bazı alimler bunların çıkardığı mırmırların "Ya Rahim, Ya Rahim" şeklinde bir dua olduğunu söylemektedirler.

Kaynaklar:

1 Nahl, 16/79.
2 Nur, 24/41.
3 İbni Mâce, Edeb: 2.

4 Güvercin beslemek uçurmak, takla attırmak günah mıdır?

Dünyası en geniş, sahası en vâsi olan bir mahlûk da kuştur. Gökyüzünün bütün derinlikleri, yeryüzünün de yine bütün serinlikleri kuşundur. Hürriyeti hudutsuz, istifâde sahası sonsuzdur.

İşte böylesine geniş ve derin dünyalı bir varlığı alıp da avuç içi kadar dar bir kafese hapsetmek, bunca geniş dünyasından koparıp, burada can çekişir gibi bir hayata mahkûm etmek, herhalde insan akıl ve mantığıyla da bağdaşmamakta, beşer şefkati dahi bunu mâkul görmemektedir.

Ayrıca böylesine geniş hayatı olan bir kuşu, bu kadarcık dar bir kafese hapsetmenin belli bir faydası, meşrû bir neticesi de yoktur. Sadece sahibinin şahsen duyduğu zevk, ferden hissettiği lezzettir.

Gariptir ki, bu zevk ve lezzet, geniş dünyasından koparılıp hapse atılan kuşcağızın feryad ü figanından alınmakta, onun âdeta firaklı ağlamasından duyulmaktadır. Bir kısım canlıların ıstırabından zevk almak gibi bir lezzettir bu. İşte bu yüzden İmam-ı Birgivî Hazretleri, kafeste kuş hapsedip, onunla eğlenmeyi günahlardan saymış, âfâtlar arasında zikretmiştir.

Ancak, sâdece kafeste yaşayabilen, kafes dışında yaşama alışkanlığı bulunmayan dar sahalı kuşların kafeste beslenip bakılmasında mahzur görmemiştir.

Belli başlı bir fayda elde etmek için beslenen kuşlarda da mahzur olmadığı izah edilmiştir. Avlanmak için beslenen kuş gibi. Bâzılarının bir hastalık hâline getirerek besledikleri güvercinler ise, faydasız bir işle iştigalden başka bir şey olmadığından mekruh sayılmıştır. Hattâ, bâzı eserlerde sâdece eğlence olsun için güvercin besleyip, kuşla oynamanın fakirliğe sebep olacağı da kaydedilmiştir.

Halife Hazret-i Osman (ra) zamanında Medine’de güvercin merakı alıp yürüdüğünden bahsedilince, durumu tahkik ettiren Hazret-i Osman, derhal yasak koymuş, güvercinle uğraşmayı faydasız işle faydalı zamanı imha etmek olarak izah ederek, zaman israfçılarını cezalandırmıştır.

Küçük çocukların kısa bir zaman kuşla eğlenip oynamaları bundan ayrı tutulmuştur. Henüz kuş denen cinsin hususiyetlerini ilk defa görüp hayrete düşen konuşma devresi çocuklarının bu hâli, bir zaman israfı sayılmamıştır. Bu mahlûku öğrenip tanıma fırsatı olarak görülmüştür. Bunun şartı da eziyet ettirmemek, hayvanın ıstırap çekmesine sebep olmamaktır.

Kafeste beslenen kuşun, ciddi bir fayda getirmediğinden dolayı mekruh oluşundan olacak ki, yumurta yapan tavuğu hapsedip, bekletmenin câiz ve uygun olduğu da aynı bahiste kaydedilmiştir. Zira bunda bir fayda vardır.

Nitekim ev dışında av köpeği beslemek, bağ ve bahçeyi bekleyen köpeklere bakmak da câiz görülmüş, ancak hiçbir faydası olmayan süs köpekleriyle meşgul olup ev içine almak ise haram kılınmıştır.

5 Hayvanlar öldükten sonra ruhları ne olur ve bu hayvanlar cennete gidecekler mi?

Ruh bâkî kalacağına göre, bütün hayvanların ruhları kendilerine mahsus alemde bâkî kalacaktır. Süleyman (as)'ın Hüdhüd'ü, Salih (as)'ın devesi, Ashab-ı Kehf'in köpeği hem ruhu, hem de cesedi ile birlikte cennete gidecektir.

Diğer hayvanların da ruhları cennete girecektir. Ve ayrıca her bir tür mahlukun ara sıra kullanacağı bir cesedinin bulunacağı bildirilmektedir. Onların cennetteki hayatını, nerede, nasıl bulunacaklarını ise ancak Cenab-ı Hak bilir. Çünkü o âlemin gerçek keyfiyetine bizim idrakimiz kâfi gelmez.

Cennete girecek olan bu hayvanların, bu peygamberler ve bu zatlarla olan münasebeti hakkında ise "Peygamberler Tarihi" isimli eserlerde geniş malumat bulmak mümküdür.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanlar da haşir meydanına çıkacaklar mı? Onların ahiret hayatından nasipleri nasıl olacak?..

6 Hayvanların mahşerde hesaplaşması nasıl olacak?

Canlıları zîhayat (canlı), zîruh (ruh sahibi) ve zîşuur (akıl ve şuur sahibi) olarak üçe ayırırsak, bitkiler sadece zîhayattır, canlılar içinde yer alır. Hayvanlar ise hem zîhayat, hem de zîruhturlar. İnsanlar, melekler ve cinler ise hem zîhayat, hem zîruh, hem de zîşuurdurlar.

Bunların içinde ise insanlar ve cinler mükellef varlıklardır; Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla vazifelidirler, hayatları boyu bir imtihana tâbidirler. Ölünce de ya cennette veya cehenneme gireceklerdir.

Hayvanlar ise, akıl ve şuur gibi kendilerine mesuliyet yükleyecek duygulardan mahrum olduklarından, günah-sevap, hayır-şer, cennet-cehennem gibi mefhumlar onlar için söz konusu değildir.

Tek hücreli varlık olan amipten balinaya varıncaya kadar bütün hayvanlar ruh sahibidirler. Esas itibariyle ruhun kendisi bâkîdir, ölmez, yok olmaz, bozulmaz. Ruhun geçici olarak misafir olduğu vücut ise ölür, dağılır, gider.

Kur’ân-ı Kerim'de de açıkça ifade edildiği gibi ruh Cenab-ı Hakk'ın emri, kudreti ve tasarrufu altındadır. Ruh üzerinde Allah’tan başka hiçbir varlık tasarrufta bulunamaz. Onu yaratmak Allah’a ait olduğu gibi, muhafaza etmek de Allah’a aittir.

Mahşerdeki duruma gelince; esas olarak mahşerde iki sınıf mahlukat diriltilecek, hesaba çekildikten sonra ebedî yurdu belli olacaktır: Bunlar insanlar ve cinlerdir.

Hayvanların durumu ise, tamamen farklıdır. Onlar da diriltilecek, mahşer yerine getirileceklerdir. Bu hususta iki âyet meâli şöyledir:

“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında,..” (Tekvir, 81/5)

“O öyle bir gündür ki, insan kendi eliyle işlediklerine bakar. Kâfir de, ‘Ne olurdu, ben bir toprak olsaydım.’ der.” (Nebe, 78/40)

Bu âyetlerin tefsirinde Abdullah bin Ömer, Ebû Hüreyre ve İmam Mücahid’in rivayetlerine göre, Cenab-ı Hak mahşer gününde hayvanları da diriltip huzuruna getirecek, birbirlerinden haklarını alıp ödeştirecek, sonra da onlara, “Toprak olun.” buyuracak, sonunda onların hepsi de toprak olacaklardır. Hayvanların bu haline gıpta ile bakan kâfirler, Allah’tan, kendilerini de toprak yapmasını isteyeceklerdir. Fakat insanlar cezasını çekeceğinden hayvan gibi muamele görmeyecektir.

Hayvanlar her ne kadar mükellef varlık olmasalar da, onlar da belli nisbette haklaştırılacaklardır. Nitekim bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm),

“Her hak sahibine hakkını vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas sûretiyle hakkı alınacaktır.”

buyurarak, âhirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirirler. Yine hadis âlimlerinin ifadesine göre, karınca karıncadan hakkını alacaktır. Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet günü Allah’ın adaleti öyle kapsamlı bir şekilde cereyan eder ki, boynuzsuz hayvanların boynuzlu olanlarından, hatta bir karınca ile diğer bir karınca arasında kısas uygulanır.” (bk. Mecmau’z-zevaid, 10/352; Elmalılı Hamdi Yazır. Hak Dini Kur'an Dili, VIII/5599)

Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:

“Gerçi cesetleri fena bulur, fakat ervahları (ruhları) bâki kalan hayvanat mâbeyninde (hayvanlar arasında) da onlara münasip bir tarzda dar-ı bekada mücâzat (ceza) ve mükâfat vardır.” (Osm. Lem'alar, s. 887)

Evet, hayvanların ruhu bâki kalacak, Cenab-ı Hak onların ruhunu muhafaza edecektir. Fakat ruh Allah’ın emir ve iradesi altında bulunduğundan nasıl muhafaza edileceğini ancak O bilir.

Şöyle bir soru akla gelebilir: "Mademki havyanlar mahşerde hesap verdikten sonra toprak olup yok olacaklar, buna göre onların hesap vermesinin onlara karşı yararı veya zararı ne olabilir?"

Hayvanların mahşerdeki hesaplarını iki açıdan değerlendirmek mümkündür.

a. Hayvanların kendi aralarında hesaplaşmaları.

Bu hesaplaşma, Allah’ın her şeyi kuşatan adaletinin bir yansımasıdır. Bütün mahluklar, bu adaletin nasıl geniş bir yelpazede cereyan ettiğinin şahidi olacaktır. Bunu gören suçlular, kendilerine verilen cezayı hak ettiklerini vicdanlarında tamamen his etmiş olacaklardır. Mazlum hayvan da zalimden hakkı alındığı için Rabbine şükran borcunu idrak edecektir. Belki de hayvanların ruhları da baki olduğundan, cesetleri toprak olduktan sonra bile, bu ruhlar -kendi aralarındaki hak- hukuka göre bir saadetleri olacaktır.

b. Hayvanların insanlarla olan hesaplaşmaları.

Bu hesaplaşma insanlar açısından önem arz etmektedir. Çünkü, hayvanlara iyi davranan kimseler sevap kazanacağı gibi, onlara kötülük yapanlar da ceza çekeceklerdir. Nitekim hadis-i şeriflerde şöyle ifade edilmiştir:

“Bir kediyi aç bırakarak ölümüne sebep olan bir kadının bu yüzden cehenneme gittiği...”(Buhârî, Enbiyâ,50; Müslim, Bir,151)

“Susuz kalmış bir köpeğe su içiren bir adamın da affedilip cennete gittiği...” (Buhârî, Şirb, 9, Vudu, 33; Müslim, Selam,153; Ebu Dâvud, Cihad, 47) ifade edilmiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanların rızklarını elde etmeleri ve aralarındaki şiddetin hikmeti hakkında bilgi verir misiniz?

7 Evde kedi beslemek namaza mani olur mu? Kedi necis midir?

Üzerinizde kedinin kılının bulunması veya kedininin elinizi yalaması namaza engel değildir.

Eti yenmeyen hayvanların idrarları, ağız salyaları ve tersleri, galiz necâsetten sayılmıştır. Ancak eti yenmeyen hayvanlardan çaylak, kartal, atmaca gibi kuş cinsinden olanların pislikleri, hafif necâsetten sayılmaktadır.

Eti yenmeyen hayvanlardan, sadece kedinin salyası ve artığı temiz kabul edilmiştir.

Kedi, insanlarla çok düşüp kalktığından, ev eşyasına her zaman dokunduğundan ve insanın elini, ayağını, elbisesini.. yaladığından, insanlara güçlük olmaması için, Allah Teâlâ onun salyasını ve ağzını pis saymamıştır. Böylece biz kullarına büyük bir kolaylık kapısı açmıştır. Nitekim Resûlüllah Efendimiz (asm), bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

"O (kedi) pis değildir. Ancak o sizin etrafınızda çok dolananlardandır." (Nesâî, Tahara, 54; İbn Mâce, Tahara, 32)

8 Hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmanın hükmü nedir?

Cinsi sapıklık çeşitlerinden birisi de hayvan ile cinsi ilişki kurmak ve birleşmektir. Bu çirkin fiil hem kadın, hem de erkek için haramdır. Cumhura göre bu fiili işleyenlere tazir cezası verilir. Hayvanın etini yemek —bu yüzden— haram olmaz. (İbn Kudâme. el-Muğni, IX/62 vd.)

Hanefi mezhebinde İmâm-ı A'zam'a göre kendisine yaklaşılan hayvanın etini yemek caizdir; İmâmeyn'e göre bu hayvanın eti yenilmez. (Ö. N. Bilmen, Istilâhât-ı Fıkhıyye, III/219)

İmamların ittifakıyla böyle bir sapığa verilecek ceza, yine hâkimin takdirine göre azalıp çoğalan tazir cezasıdır.

İmam-ı Şafiî Hazretleri, bunun günahlığının şiddetine bakarak zina gibi ceza görmesi gerektiğini de ifade etmiştir. Sapığın musallat olduğu hayvan eti yenen cinstense, etine bir haramlık gelmez. Ancak ibret olsun için hayvan kesilip mütecavizin tarlasına, yahut bir mer’aya gömülürse hikmetine uygun olur.

Şurası bir gerçektir ki, azgın nefsine uyup da böyle büyük günah ve hatalara mâruz kalan kimseler için herşey bitmiş, tövbe kapısı kapanmış değildir. Yapacakları samimi tövbe, istiğfar, dökecekleri sürekli gözyaşı, duyacakları derin pişmanlık Allah’ın afvına vesile olabilir. Yeter ki, tövbelerinde samimi olsunlar, hatalarını tekrar etmeme azminde ihlâslı ve imanlı bulunsunlar. Allah şirkten başka bütün günahları afveder, şayet afve lâyık olacak kadar samimi pişmanlık duyarlarsa.

9 Hayvanlara iyilik yapmanın sevabı var mıdır?

1. (1987)- Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:

"Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: "Bu köpük de benim gibi susamış" deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."

Resûlullah'ın yanındakilerden bazıları:
"Ey Allah'ın Resûlü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?" dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:

"Evet! Her "yaş ciğer" (sahibi) için bir ücret vardır." buyurdu."(1)

2. Bir diğer rivâyette şöyle denmiştir:

"Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu."(2)

3. İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki:

"Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı."(3)

AÇIKLAMA: Yukarıdaki hadislerde Peygamberimiz (asv) bir kadının bir köpeğe su vermesinden dolayı aldığı mükafat ile bir kadının kediye verdiği zarardan dolayı aldığı cezayı ifade etmektedir. Bu da gösteriyor ki, küçük gördüğümüz bir amel dahi insanın kurtuluşuna vesile olduğu ve küçük bir günahın da insanın cehenneme gitmesine sebep olduğu anlatılmıştır. Bu da bizlere gösteriyor ki hiç bir amelimizi hafife almamalıyız. Ancak her köpeğe su verenin cennete gidecek veya her kediyi öldüren cehenneme gidecektir gibi bir kayıt yoktur.

Ayrıca Allah insanın tüm amellerini birlikte değerlendirecektir. Belki köpeğe su veren kadın bu ameliyle sevapları günahlarından ziyade olmuştur. Diğer kadının da bu seyyiatıyla günahları sevaplarını geçtiği için cehenneme gitmiş olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Buhârî, Şirb 9, Vudû 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu'n Nebi 23, (2, 929-930); Ebû Dâvud, Cihâd 47, (2550).

(2) bk. Müslim, Tevbe 155, (2245).

(3) bk. Buhârî, Bed'ü'l-Halk 17, Şirb 9, Enbiya 50; Müslim, Birr 151, (2242).

10 Yılanı öldürmekle ilgili hadis: "Yılanı biriniz görüp de öldürürse cehenneme gider, yılan kişiyi öldürüse o ölen kişi cennete gider." Böyle bir hadis var mı?

Bu manada bir hadis bilmiyoruz. Ancak şöyle bir rivayet vardır:

"Yılanları öldürün. Küçük, büyük, beyaz veya siyah olsun. Kim yılan öldürürse cehenneme fidye olur. Ve yılan da kimi öldürürse o şehiddir." [Ravi: Hz. Serra binti Benham (r.a.), Ramuzel Ehadis]

Yılanların öldürülmesinin hikmeti, onun insanlara vereceği zarardan dolayıdır. Vahşi hayvanlar tarafından öldürülen kişi şehiddir.

Bu manadaki hadisler mutlak olarak düşünülmemelidir. İnsana zarar verme durumu söz konusu olduğunda öldürülür. Dışarda zarar verme ihtimali olmayan hayvanları öldürmemek gerekir. Evde veya bahçede insana zarar vermesi muhtemel olan yılan öldürülür, ancak dağda insanlardan uzakta zarar verme ihtimali olmayan bir yılanı öldürmemek gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Evimizde bulunan sivri sinekleri veya diğer hayvanları öldürmenin günahı var mı?..

11 Buffalo/bufalo, zürafa, zebra, kanguru, midilli ve deve kuşu gibi hayvanların etinin yenilmesi helal midir?

Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hz. Peygamber (asv)’in hadislerinde yenmesi helâl ve haram olan etler ile ilgili bazı açıklamalar yer almıştır. Bu açıklamalar bir bütün olarak göz önüne alındığında, her şeyden önce etleri yenebilecek hayvanlarla ilgili bir liste verme yönüne gidilmediği, sadece belli ilke ve ölçüler getirilmekle yetinildiği görülür.

İslâm bilginleri, Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hz. Peygamber (asv)’in hadislerinde belirtilen amaç ve ilkeler ışığında ictihad ederek, hangi hayvanların etinin helâl ve haram olduğunu ya tek tek veya gruplandırarak belirlemeye çalışmışlardır.

Buna göre, geyik, ceylan, dağ keçisi, yabanî sığır, deve kuşu, tavuk, kaz, ördek, zürafa, güvercin, bıldırcın, koyun, keçi, deve, sığır, manda, ekin kargası, tavus, kırlangıç, tavşan ve turna vb. hayvanların eti yenir.

Vahşi hayvanlar gibi ot yeyip geviş getiren hayvanlardan olan bufalonun eti de yenir.

Saldırgan olmayan, geviş getiren ve otçul bir hayvan olan kanguru, eti yenen hayvanlar arasında yer alır ve isteyenler etini yiyebilir.

Zebra, yaban eşeği türlerinden biridir. Her ikisinin yenmesi de helaldir.

At etine gelince:

Şâfiî ve Hanbelî mezhepleriyle Malikîlerden gelen bir rivayete göre, at etinin yenilmesi mubahtır (yenilmesinde sakınca yoktur). Bu konuda Câbir b. Abdullah'ın rivayet ettiği, "Resûlullah Hayber günü ehlî merkep etini yasak etmiş, at etine izin vermiştir. (Buhârî, "Zebâih", 27; Müslim, "Sayd", 36, 37, 38) mealindeki hadis delil olarak kabul edilmiştir. Hanefîlerden Ebû Yûsuf ve Muhammed de bu görüşü benimsemişlerdir.

Hanefî Mezhebi'nde tercih edilen görüş ile Malikîlerden gelen ikinci bir rivayete göre ise, at etinin yenilmesi tenzihen mekruhtur (hoş karşılanmamıştır). At etinin, tahrimen mekruh, hatta haram olduğunu söyleyen alimler de vardır. Kuşkusuz, bu hükme varılmasında atın, o dönemde gerek askeri gerekse sivil hizmetlerde yoğun bir şekilde kullanılan bir hayvan olmuş olması etkili olmuştur.

Buna göre günümüzde at etinin yenmesinde sakınca yoktur denilebilir. Bir at cinsi olarak Middili'yi de bu kategoride değerlendirmek mümkündür.

İlave bilgi için tıklayınız:

Dinimizde at, eşek ve katır sütü içmek haram mıdır?

12 Hayvanlar hakkında kul hakkı var mıdır? Nasıl helalleşilir?

Cevap 1:

Allah Teâlâ mahşer günü birbirlerinde hakları olan insanlara, haklarını almalarına müsaade edecek ve hak sahibi de hakkını alacaksa; üzerinde hayvanların hakkı olan, onlara zulmetmiş kişiye de zulmü oranında azab edecektir. Hatta hayvanlara yapılan zulüm insanlara yapılan zulümden daha günah ve azabı da daha ağırdır. Zira helalleşme ve müsamahasını alma imkanı yoktur. (Muhammed Said Burhani, et-Ta'likat el-Merdiyye ala el- Hediyyetilalaiyye, s.466)

Hadislerde şöyle bildirilir:

"Eğer hayvanlara yapılan haksızlıklardan dolayı Allah affedecek olursa, kişinin pek çok affa mazhar kılınacağı..."

"Kedisini hapsederek açlıktan ölmesine sebep olan kadının, cehennemde bir kedi tarafından tırmalanmak sûretiyle azâba mâruz bırakılacağı..." (Buhari, Bed'u'l-Halk 16, Cezâ'u's-Sayd 7; Müslim, Hacc 66-67; Muvatta, Hacc 90; Tirmizi, Hacc 21; Nesai, Hacc 113).

Bu nedenle hayvanlara yaptıkları eziyetlerden dolayı da insanlar hesaba çekilecektir. Bir kimse hayvanlara eziyet etmiş ve sonradan pişman olmuşsa, helalleşme imkanı da olmayacağından tövbe etmeli ve bundan sonra güzel amellerde bulunmalıdır. Vereceği hesaba karşı salih ameller işleyerek hazırlanmalıdır ki hesap günü eli boş kalmasın. Önemli olan samimi olarak tövbe etmek ve kalan ömrünü Allah'ın rızası dairesinde geçirmeye çalışmaktır. Tövbe ederek hatalarını telafi etmeye çalışan ve kalan ömrünü Allah'ın rızası dairesinde geçiren bir kulu, Allah hesap günü mahçup etmeyecektir.

Cevap 2:

Hayvanlarda cüz’i irade vardır. Çünkü, mesela siz bir hayvana güzel davrandığınız zaman size korkmadan yaklaşır. Kötü davranıp dövdüğünüz zaman, sizi gördüğünde sizden kaçar. Buradan da anlıyoruz ki, hayvanların cüz’i iradesi vardır. Fakat teklifi iktiza edecek kadar değildir. Yani insanların taşıdığı “ibadet ve Allah’a itaat hususunda isterse yapar istemezse yapmaz” iradesi cinsinden değildir.

Şeriat kanunlarını ikiye ayırmak mümkündür. Bunlardan biri şeri kanunlardır. Bunlardan insanlar sorumludur. Diğeri ise fıtri kanunlardır. Yer çekimi kanunu, ateşin yakma kanunu gibi. Kendini boşluğa bırakan yere düşer ve acıyla peşinen cezasını çeker.

İşte vahşi hayvanların helal rızıkları leşlerdir. Ayrıca birbirlerine tecavüz edemezler. Bu fıtri kanun onlara ilham ile bildirilmiştir. Yaratılışından gelen bir his ile onlara bildirilmiştir. Nasıl ki bir kuş yaşamının gereklerini ilham ile öğrenir. Onun gibi yaşamında yapması gerekli şeyler de fıtri olarak ilhamen bildirilir.

Bu nedenle canlı hayvanlara zarar veremezler, güçlüyüm diye zayıfı ezemezler. Böyle yapan bir hayvan ya dünyada ya da ahiretin haşir meydanında cezasını çeker. Akıl olmadığı için de cehenneme girmezler.

Hayvanlar ilhama nasıl mazhar olurlar?

Hava karardığında bir ağacın dalları arasına saklanan serçelerden, yuvalarına dönen karıncalara, bir kaya parçasının kuytuluklarında gizlenen balıklardan, ormanın izbe bir köşesinde kendine emniyet arayan ceylana kadar her canlıyı sevk ve idare eden ayrı bir âlem. Hepsi bir ilham ile, bir sevk-i kaderî ile geceleyeceği yeri en güzel biçimde belirliyor.

Ertesi gün, güneşin ilk huzmelerinin ufukta belirmesiyle birlikte başlayan çeşitli, karmaşık, müthiş bir mesai. Görevlilerin hepsi bir his ile yola çıkar, bir tarafa yönelir, uçar, koşar, yürür, yüzer... Ama hiçbiri nereye gittiğini, saatin kaç olduğunu, kaç saat mesai yapacağını, ne zaman yuvasına döneceğini bilmez. Ama hepsinin de işi mükemmel görülür: İlhamla...

Hayvanlar, kendilerine ilham eden Rabblerini, yine ilhamla bilirler. Bir hayvan, kendisinin ne olduğunu, kaç ayağı bulunduğunu, midesini, ciğerini bilmese bile, var olduğundan haberdardır. Ve bu varlığı korumak ister. Elinden almaya kalkışırsanız sizden kaçar. İşte kendi varlığını ilhamen bilen ve bundan memnun olan her canlının kalbinde, bilemeyeceğimiz bir keyfiyette, bu ihsana teşekkür duygusu mevcuttur. Evet, kendini bilenin Rabbini de bilmesi gerekir. Bu mânâ, hayvanların hepsinde geçerlidir. Lâkin Rablerini bilişleri de kendilerini bilmeleri gibi, çok cüz’îdir, ama gerçektir.

Göz göze geldiğimiz herhangi bir hayvan, bizim ruh dünyamızı bilmekten ne kadar uzak ise, biz de onun iç âlemini bilmekten o kadar uzağız. Bizim bildiğimiz, onun sadece bedeni ve organlarıdır. Kanında nelerin yüzdüğünü bilsek bile, içinden nelerin geçtiğini bilemeyiz. Öyle ise, iç âlemlerinin cahili olduğumuz canlıların, Rablerini bilmediklerini nasıl iddia edebiliriz?

Hayvanların mahşerdeki durumu nasıl olacak?

Canlıları zîhayat (canlı), zîruh (ruh sahibi) ve zîşuur (akıl ve şuur sahibi) olarak üçe ayırırsak, bitkiler sadece zîhayattır, canlılar içinde yer alır. Hayvanlar ise hem zîhayat, hem de zîruhturlar. İnsanlar, melekler ve cinler ise hem zîhayat, hem zîruh, hem de zîşuurdurlar. Bunların içinde ise insanlar ve cinler mükellef varlıklardır; Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla vazifelidirler, hayatları boyu bir imtihana tâbidirler. Ölünce de ya cennette veya cehenneme gireceklerdir.

Hayvanlar ise akıl ve şuur gibi kendilerine mes’uliyet yükleyecek duygulardan mahrum olduklarından, günah-sevap, hayır-şer, cennet-cehennem gibi mefhumlar onlar için söz konusu değildir.

Tek hücreli varlık olan amipten balinaya varıncaya kadar bütün hayvanlar ruh sahibidirler. Esas itibariyle ruhun kendisi bâkîdir, ölmez, yok olmaz, bozulmaz. Ruhun geçici olarak misafir olduğu vücut ise ölür, dağılır, gider.

Kur’ân-ı Kerim'de de açıkça ifade edildiği gibi, ruh Cenab-ı Hakk'ın emri, kudreti ve tasarrufu altındadır. Ruh üzerinde Allah’tan başka hiçbir varlık tasarrufta bulunamaz. Onu yaratmak Allah’a ait olduğu gibi, muhafaza etmek de Allah’a aittir.

Mahşerdeki duruma gelince; esas olarak mahşerde iki sınıf mahlukat diriltilecek, hesaba çekildikten sonra ebedî yurdu belli olacaktır. Bunlar insanlar ve cinlerdir. Hayvanların durumu ise tamamen farklıdır. Onlar da diriltilecek, mahşer yerine getirileceklerdir. Bu hususta iki âyet meâli şöyledir:

“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında...” (Tekvir, 81/5)

“O öyle bir gündür ki, insan kendi eliyle işlediklerine bakar. Kâfir de, ‘Ne olurdu’ der, ‘ben bir toprak olsaydım.” (Nebe, 78/40)

Bu âyetlerin tefsirinde Abdullah bin Ömer, Ebû Hüreyre ve İmam Mücahid’in rivayetlerine göre, Cenab-ı Hak mahşer gününde hayvanları da diriltip huzuruna getirecek, birbirlerinden haklarını alıp ödeştirecek, sonra da onlara, “Toprak olun” buyuracak, sonunda onların hepsi de toprak olacaklardır. Hayvanların bu haline gıpta ile bakan kâfirler, Allah’tan, kendilerini de toprak yapmasını isteyeceklerdir. Fakat insanlar cezasını çekeceğinden hayvan gibi muamele görmeyecektir. (bk.Taberi, Nebe, 40 ayetin tefsiri)

Hayvanlar her ne kadar mükellef varlık olmasalar da onlar da belli nisbette haklaştırılacaklardır. Nitekim bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm),

“Her hak sahibine hakkını vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas sûretiyle hakkı alınacaktır.”

buyurarak, âhirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirirler. Yine hadis âlimlerinin ifadesine göre, karınca karıncadan hakkını alacaktır. (Elmalılı Hamdi Yazır. Hak Dini Kur'dn Dili, VIII/5599)

Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:

“Gerçi cesetleri fena bulur, fakat ervahları (ruhları) bâki kalan hayvanat mâbeyninde (hayvanlar arasında) da onlara münasip bir tarzda dar-ı bekada mücâzat (ceza) ve mükâfat vardır.” (Osmanlıca Lem'alar, s. 887)

Evet, hayvanların ruhu bâki kalacak, Cenab-ı Hak onların ruhunu muhafaza edecektir. Fakat ruh Allah’ın emir ve iradesi altında bulunduğundan, nasıl muhafaza edileceğini ancak O bilir.

Hayvanlar arasında dahi hak geçme hususu varsa, hayvanın insan üzerinde, insanın da hayvan üzerinde hakkı olacaktır. Sebepsiz yere insana zarar veren bir hayvana hesap sorulacağı gibi, hayvanlara eziyet eden insanlara da hesap sorulacaktır. Bu hesaplar mahşerde görülecektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Allah kul hakkını affeder mi?..

- Tavukları aç bırakarak yumurtlamaya döndürmek caiz midir? Ayrıca hayvan hakları konusunda bilgi verir misiniz?..

13 Evimizde kedi besliyoruz, apartmanda yaşıyoruz. Evcil kedileri kısırlaştırmak caiz mi?

Kendilerine hiçbir fayda vermeyecek ve hatta zarar verecekse, hayvanları kısırlaştırmak caiz değildir.

Fakat, evde beslenen kedi ve buna benzer diğer hayvanlarda durum farklıdır. Bu tür hayvanlar beslendikleri ortam dışındaki hayvanlarla bir araya geldiklerinde, çeşitli hastalıklar kapabilmekte ve bu hastalıklar yüzünden ömürleri kısalmaktadır.

Kısırlaştırma gibi çözümler, bu tür hayvanlar için zarardan çok fayda sağlamakta, hatta ömürlerini uzattığı söylenmektedir. Dolayısıyla bu tür hayvanları "kendilerine gelebilecek zararları onlardan gidermek ve onlara fayda sağlamak" kuralına göre, kısırlaştırma caiz olmalıdır.

14 Hasta, acı çeken ve tedaviye cevap vermeyen hayvanlara ötanazi yapılabilir mi?

İnsanı en güzel sûrette yaratan Rabbimiz, onu bütün mahlûkatın efendisi, yeryüzünün halifesi olarak dünyaya göndermiştir. Ayrıca insanı merkez bir nokta olarak kabul edersek, varlık âleminde olan her şey de onun emrinde, onun hizmetinde ve onun ihtiyaçlarını temin etmek için çalışmakta, çabalamakta, gayret sarf etmektedir.

Yine dünyada umumi bir yardımlaşma ve mahlûkatın birbirinin imdadına koşması gibi akıllara durgunluk veren bir düzen, en mükemmel şekilde işleyen bir nizam vardır. Cansızlar bitkilerin imdadına, bitkiler hayvanların yardımına koşmaktadır.

İnsanların en çok yanında yer alan ve her halleriyle bizlerin ihtiyacını gören en küçük canlılardan file kadar binlerce tür teşkil eden hayvanlar, insan için çalışmaktadır. Onlardan çok farklı ve değişik şekillerde istifade etmekteyiz. Bu da bizlere Allah’ın bir ikramı ve ihsanıdır. Bu hususlar Kur’ân-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

“Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya onlara binerek ulaşırsınız. Onlar ve gemilerin üstünde taşınırsınız.”(Mü’min, 40/79, 80)

“Hayvanları da O yarattı. Onlardan sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. Sizin için onlarda ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.”(Nahl, 16/5, 6)

Bu durumda, hayvanların bir kısmının etinden, derisinden, sütünden, yününden, bir kısmının da gücünden faydalanmamız ne kadar hakkımız ise, onları yemek için kesmek, ağırlıklarımızı taşıması için yük vurmak ne kadar normalse, bir kısmını da yine insanların sağlığı ve hastalıklarının tedavisi için kullanmak da o nisbette tabiî ve yerindedir.

Zaten onların yaratılış hikmetlerinden birisi de, çeşitli şekilde onlardan faydalanmak değil midir? Birtakım hastalıkların tedavisinde denenmek istenen ilâçların başlangıçta fare, kedi, köpek gibi hayvanlar üzerinde tecrübe edilmesi ilk anda o hayvana bir eziyet gibi görülse de, neticede insanların hayatına hizmet olduğundan garip karşılanmamalı. Eğer o ilâç, hayvana acınır da, bir insan üzerinde denenir ve o ilâcın aksi tesir göstermesiyle o insanın hayatına mal olursa, onun ölmesi, hayvanın telef olmasından daha mı hafiftir?

Şüphesiz, bir insanın şifa bulması için bir hayvanın kesilmesi ve tedavide kullanılması caiz ve uygundur. Bazılarının bu meseleye “hayvanseverlik” iddiasıyla karşı çıkmaları dinî taassuptan başka bir şey değildir.

Hayvanların tedavisi mümkün olmadığında, veteriner hekimlerinin verdikleri karar sonucunda hayvanların ötanazi yapılması caizdir. Ancak yaşlılık gibi bir sebepten dolayı hayvanların öldürülmesi doğru değildir.

(Mehmed Paksu, Helal – Haram)

15 Zevk için avlanmak caiz midir?

Kişi, avcılığı maişetini te`min maksadı ile yapmalıdır. Vahşî hayvanları avlayarak maişetini te`min etmek, İslâm`da meşrû` olan kazanç yollarından biridir. Fakat diğer kazanç yolları bundan daha faziletlidir.

Telehhi, yani, keyf ve eğlence için, sadece spor olarak avlanmak, İslâm`da hoş karşılanmamıştır. Çünkü bu niyetle yapılan avlanma, kalbe kasvet ve gaflet verir, hayvanlara karşı şefkat ve acıma duygularını azaltır.

Neseî ve İbn-i Hibbân`ın rivayet ettikleri bir hadiste şöyle buyurulmaktadır:

"Bir kuşu boşuna öldürenler için, kıyâmet gününde o kuş bağırarak: 'Ya Rabbi, falan faydalanmak niyeti olmadan beni boşuna öldürdü.' diye şikâyet edecektir..."

Neseî`nin rivayet ettiği bir diğer hadîste de şöyle denilmektedir:

"Bir kuş öldürüp de hakkını vermiyen kimse, kıyamet gününde ondan mes`ul olacaktır."

"Kuşun hakkı nedir ya Resûlâllah?" diye sordular. Buyurdu ki:

 "Onu boğazlayıp yemesi ve sadece başını kesip atmamasıdır."

Şu halde, yemek veya kendisinden faydalanmak niyeti olmadan, sırf zevk için avlanmak İslâm'da câiz görülmemiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Avcılığın dinimizdeki hükmü nedir?

16 Evde kedi beslemek helal midir?

Evde kedi beslemek caizdir ve bir sakıncası yoktur.

Bediüzzaman gibi bazı alimler bunların çıkardığı mırmırların "Ya Rahim, Ya Rahim" şeklinde bir dua olduğunu söylemektedirler.

17 Ahirette hayvanların durumu nasıl olacak? Ashab-ı Kehf'in köpeği ahirette köpek şeklinde mi yoksa başka bir hayvan şeklinde mi olacak?..

Hangi hayvanlar cennete girecek?

"Mişkâtü’l-Envar" isimli eserde İmam Mukatil’den bu hususta şöyle bir rivayet nakledilir:

"Şu on hayvan cennete girecektir:

1. İbrahim Aleyhisselâmın buzağısı.
2. İsmail Aleyhisselâmın yerine kesilen koç.
3. Salih Aleyhisselâmın bir mucizesi olan deve.
4. Yunus Aleyhisselâmı yutan balık.
5. Musa Aleyhisselâmın ineği.
6. Uzeyir Aleyhisselâmın merkebi.
7. Süleyman Aleyhisselâmın karıncası.
8. Belkıs’in hüdhüd kuşu.
9. Ashab-ı Kehf’in Kıtmir isimli köpeği.
10. Peygamberimizin Kasva isimli devesi." (Dürretü'n-Nâsihin, s. 57)

Ayrıca bu hususta Bediüzzaman Said Nursî ise, “Üçüncü Şua” olan Münacat isimli eserinde şöyle demektedir:

“Evet, ebedînin sâdık dostu ebedî kalacak ve bâkînin âyine-i zîşuuru bâki olmak lâzım gelir."

“Hayvanların ruhları bâkî kalacağını ve Hüdhüd-ü Süleymânî (a.s.) ve Nemli ve Naka-i Sâlih (a.s.) ve Kelb- Ashab-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâkî âleme gideceği ve her bir nev’in ara sıra istimal edeceği bir tek cesedi bulunacağı rivayat-ı sahihadan anlaşılmakla beraber, hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rububiyet öyle iktiza ederler.” (Şualar, s. 45)

Yani, ruh bâkî kalacağına göre, bütün hayvanların ruhları bâkî kalacaktır. Fakat cennete girecek olan bu hayvanlar gibi, bazı hususi fertler de hem ruhu, hem de cesedi ile birlikte bâki âleme gidecektir. Ve ayrıca her bir tür mahlukun ara sıra kullanacağı bir cesedinin bulunacağı bildirilmektedir.

Evet, rivayetler değişik olsa da, cennete girecek olan hayvanlar başlıca bunlardır. Onların cennetteki hayatını, nerede, nasıl bulunacaklarını ise Ancak Cenab-ı Hak bilir. Çünkü o âlemin gerçek keyfiyetine bizim idrakimiz kâfi gelmez.

Cennete girecek olan bu hayvanların bu peygamberler ve bu zatlarla olan münasebeti hakkında ise Peygamberler Tarihi isimli eserlerde geniş malumat bulmak mümküdür.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanlar da haşir meydanına çıkacaklar mı? Onların ahiret hayatından nasipleri nasıl olacak?

18 Peygamberimizin hayvanlara olan merhametini açıklar mısınız?

Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge, Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur'an-Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, “ümmet” olarak isimlendirmektedir. En’am suresinin 38. Ayetinde;

“Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.”

buyrulmaktadır. Bu ayet-i kerimede, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

“O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.” (1)

“Hayvanları da O yaratmıştır.” (2)

Canlı cansız yaratılmışların tamamı, kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cuma Suresinin birinci ayetinde şöyle denilmektedir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O’nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.”

Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

Resulullah (asm) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

“Merhametlilere Rahman olan Allah merhamet eder. Siz yerde olanlara acıyın ki göktekiler de size acısın Rahm; Rahman isminden bir damardır; Her kim bağları koparmaz ilgiyi kesmezse Allah’ta onu rahmetine ulaştırır. Her kim de bağları koparırsa Allah’ta o kimseden rahmetini keser.”(3)

Hadiste geçen “yerde olanlara” ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

Hz. Peygamber (asm)'in bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (asm)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar, bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü.” şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz (asm) sahabîlere şu olayı nakleder:

“Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: “Bu hayvan da benim gibi susamış.” deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır.”

Bunun üzerine sahabîler: “Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?” diye sordular. Resulullah (asm): “Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır.” buyurmuştur. (4)

Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber (asm):

“Bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinin yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi.” buyurmuştur. (5)

İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz (asm), “Cenab-ı Hakk'ın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını...”,(6) bildirmiş; “Kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını” (7) emretmiştir.

Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz’in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.

Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir.

Dipnotlar:
1. Secde, 32/7.
2. Nahl, 16/5.
3. Müslim, Birr ve Sıla, 23; Tirmizi, Birr, 16.
4. Buhari, Enbiya, 54.
5. Buhari, Bed'ül-Halk 17.
6. Nesâi, Dahâyâ, 43.
7. Buhari. Edebü’l-Müfred, 139.

19 Üç hayvan sırat köprüsünden geçecekmiş, bunlar hangi hayvanlardır?

- Rivayetlere göre (bk. Alûsî, Ruhu’l-Beyân: 5:226; Kurtubî: 1:372), Hz. Salih (as)’in Devesi, Hz. Süleyman (as)’ın Hüdhüdü ve Karıncası, Ashab-ı Kehf'in Köpeği gibi bazı hayvanlar hem ruhu, hem cesediyle cennete gireceklerdir. Herhalde onların da yolu sırat köprüsünden geçer.

Ruh bâkî kalacağına göre, bütün hayvanların ruhları kendilerine mahsus alemde bâkî kalacaktır. Bazı hayvanlar hem ruh hem de bedenle cennete girerken, diğerlerinin ruhları cennete girecektir.

- Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir." (Kenzu’l-Ummal, h. No: 12177)

Allah için kesilen kurbanların Sırat üstünde sahiplerine burak gibi binek olacakları müjdesi, yapılan ibadete Allah’ın vermeyi vaad buyurduğu bir mükâfattır. (Nursi, Sözler, Yirmi Birinci Söz, s.186)

20 Rabbin hikmetinden sual sorulmaz ama, domuzun yaratılış hikmetleri nelerdir acaba?

Bu sorunun kısa cevabı; imtihan sırrındandır. Zaten insanın dünyaya gönderiliş gayesi de budur.

Yani, dünya herkes için imtihan dünyasıdır. Allah, insana pek çok istidat ve kabiliyet vermiştir. Bu istidatların inkişaf edip gelişeceği yer dünyadır. İnsandaki kabiliyetlerin gerek iyi yönde ve gerekse kötü yönde geliştirilmesi, ancak imtihanla olur.

Nasıl ki, bir tıp öğrencisindeki doktorluk kabiliyetinin ortaya çıkması ve inkişaf etmesi imtihanla mümkündür. Aynen bunun gibi, Allah’ın emir ve yasaklarına uyup uymama şeklinde cereyan eden imtihan için de Allah; iyi-kötü, güzel-çirkin, hayır-şer, her şeyi yan yana ve iç içe yaratmıştır. Güzelliklerin işlenmesi halinde, onu işleyenlere ahrette mükâfat vereceğini, yasakların da yapılması halinde de bunun karşılığı olarak o kimselerin cezalandırılacağını bildirmiştir.

Bununla beraber, Allah, varlıkları yaratmakla kendi kudretini, ilmini ve sanatını göstermiş olur. Domuzun etinin haram olması, onun yaratılışındaki sanat güzelliğine engel değildir.

Diğer taraftan dünyanın ve içindekilerin dengesi için yaratılan bir çok hayvan vardır. Domuz da bunlardan biri olabilir.

Elbette domuzun yaratılış gayesi sadece bu hikmetlerle sınırlı değildir. Bizim bilemediğimiz ve burada saymadığımız pek çok sebepler ve hikmetler de o yaratılışın sırlarındandır.

21 Aç insanlar varken, kediye yapılan aylık 50 TL masraf günah mıdır? Hijyen açısından sorun çıkarıyor; sokağa bıraksam günah olur mu? Ne yapmalıyım?

“Aç insanlar varken kediye yapılan bu masraflar günah mı?” sorusu, biraz serbest bir muhtevaya sahiptir. Yani, şayet bu masraf kediye yapılmasaydı, o aç olan insanları bulup kediye yaptığınız masraf kadar her gün o kişilere harcar mıydınız?  Sanmıyoruz, çünkü bizim kedimiz olmadığı halde böyle bir şey yapmıyoruz. Böyle bir düşünce sanki, “kediden kurtulma” adına fetvaya bir gerekçe gibi görünüyor.
 
Bununla beraber, muhtaç olan hayvanlara bakmak da önemlidir. Ama hiç şüphesiz muhtaçlardan biri insan diğeri hayvan ise, insanın ihtiyacının giderilmesi önceliklidir. Bu sebeple, eğer mümkünse, güvenilir bir kişi veya kuruma bırakılması uygun olur.

Hijyenlik durumu elbet çok önemlidir. Kaldı ki eşlerden birinin istemediği bir kedinin evde olması, aile huzurunu da bozabilir. Bizim tavsiyemiz kediyi sokağa bırakmak yerine, kedi satan kişilere veya uygun gördüğünüz bir yere hediye etmek en makul olanıdır.

22 Bizi rahatsız eden bir sineği veya böceği öldürmek caiz midir? Öldürmek için vurduğumuz bir canlı yerde kıvranıyorsa, onu öldürmeli miyiz yoksa kendi haline mi bırakmak gerekir?

İnsana zarar vermediği sürece canlıları öldürmek doğru değildir. Ancak insana zarar veriyorsa ve öldürmekten başka bir çare de kalmamışsa, bu durumda bahsedilen hayvanlardan en uygun bir şekilde kurtulmak için girişimde bulunmakta inşallah bir günah olmaz.

Bu bağlamda yerde kıvranan bir hayvanı uygun bir yere koyup kendi kendine ölmesini sağlamak daha doğru olabilir. Ancak öleceği kesin gibi gözüküyorsa öldürmek uygun olur.

23 Hayvanların rızklarını elde etmeleri ve aralarındaki şiddetin hikmeti hakkında bilgi verir misiniz?

Allah'ın Elçisi Peygamber Efendimiz (asm) konuyla ilgili şöyle buyurmuştur:

"Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka eda  edeceksiniz. Öyle ki kabış (boynuzsuz) koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacak." [bk. Müslim, Birr 6, (2582); Tirmizî, Kıyamet 2, (2422)]

İmam Nevevî, hadisi açıklarken der ki:

"Bu hadis, hayvanların da kıyamet günü haşredileceği ve tıpkı teklif ehli insanların, çocukların, delilerin ve kendilerine tebliğ ulaşmayanların iadesi (yeniden diriltilmesi) gibi, onların da iade edileceği hususunda bir açıklamadır. Bu konuda Kur'an ve sünnette deliller vardır. Ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur:

"Vahşi hayvanlar haşredildiği zaman..." (Tekvir, 81/5).

Ayet ve  hadiste gelen bir kelimenin zahirini esas almaya aklî veya şer'î bir engel yoksa, onu zahirine hamletmek gerekir." (bk. Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi)

Allah’ın iki şekilde kanunu, nizamı ve şeriatı vardır:

Biri, kelam vasfından gelen; insanların inançlarını, itikatlarını, ahlak ve muamelatlarını tanzim eden Din, Kur’an dediğimiz meşhur şeriat... Buna inana, itaat ve boyun eğene mümin veya Müslim diyoruz. İnkar eden ve isyan edene ise kafir ve gayri müslim deniyor. Bu şeriata itaat eden veya etmeyen; mükafat ve mücazatını genellikle ahirette görür. Çünkü imtihanla ilgili bir konu olduğundan, şartları ve uygulama sebepleri vardır.

Mesela; akıl ve baliğ olmak, sıhhatli olmak, insanlardan veya cinlerden olmak, imtihana girecek istidat ve kabiliyette olmak, neticesini dünyada değil ahirette beklemek, bu şeriatın ana şartlarından ve kaidelerindendir. Bu şart ve kurallara uygun ve müstait olmayanlar, bu şeriatın sınırından çıkar. Mesul ve sorumlu olmaz. Şartlara haiz olmayanlara bu şeriatın cezaları uygulanmaz, neticede ceza ve mükafat, adalet olmadığı gibi zülüm olarak da değerlendirilir.

Allah ise mutlak adil olup zulümden münezzeh olduğundan; bu şartlara müstait olmayanları bu şeriatın tasarrufu altına almıyor. Onlara meşhur şeriatın tatbiki hikmet ve adalet-i lahiyeye muvafık olmayacağından dolayı onlar, İslamiyet , Kur’an ve dinin kaide ve kurallarından hariçtir ve mesuliyetleri yoktur.

İkincisi, Cenab-ı Hakk’ın ikinci tip kanunu, nizamı ve şeriatı ise irade vasfından gelen; fıtratı kaide ve kural altına alan, kainatın nizam ve intizamını temin eden, alemi sevk ve idare cihetiyle ihata etmiş olan sünnetullah, adetullah kanunlarıdır. Yani ehl-i dünyanın doğa veya tabiat kanunları diye hakikatini keşfedip, fakat yanlış isimlendirdiği kanunlar yine adetullah ve sünnetulah kanunlarıdır.

İşte bu da bir çeşit şeriat veya din veya büyük kainat kitabının uyulması icab eden kanunları, namusları ve meseleleridir. Bu ikinci kanunlar silsilesinin kelam sıfatından gelen İslamiyet ve Kur’an kanunlarından farkı ise:

1. Kainatı ihata etmesi, inanan veya inanmayan, ihtiyar veya çocuk, deli veya veli, hayvan veya insan, hiçbir nesnenin şümulünden hariç kalmadığı ve her şeye eşit münasebette olan, tatbikatında tefrik ve temyiz olmayan kitab-ı kebiri kainatın adetullah ve sünnetullah kanunlarıdır. Yani bu kanunlar şu veya bu kimse veya varlık farkı olmadan her şeyi içine alır.

2. Bu kanunlara itaat ve isyan olabilir. İtaat eden ve etmeyen manen Müslim ve gayri müslim olarak değerlendirilebilir. Bu itaatte ve isyanda mükafat ve mücazat, kelamî şeriatta olduğu gibi ahirette değil, dünyada cezası peşin verilir. Mesela, sabreden zafere gider. İlaç kullanan şifa bulur. Yüksekten düşen ölür. Ateşe giren yanar. Mahlukat fanidir, ölür. Suyla temas eden ıslanır…vs.

Şimdi namaz kılmak, Kur’an’ın bir kanunu olup, mü’min olmak, akıl ve baliğ olmak şartına bağlıdır. Bu şartlara haiz olmayanlar dinin hükümlerinden ve namazdan mesul olmazlar. Fakat kitab-ı kebiri kainatın kanunları, yani Allah’ın adetullah ve sünnetullah dediğimiz fıtratın kanunlarını uygulama ve tatbikatında şartlar aranmaz. Akıl baliğ olsun veya olmasın, inansın veya inanmasın hayvan veya insan olsun bu kanunlara dikkat etmeye, mucibince amel etmeye, acizlerin de sakınmaya ve korunmaya ihtiyaçları vardır.

Mesela; ateş yakar. Bu kanun herkes için işler ve çalışır. Bunun gibi kanunların faydalarını elde etmek, zararlarından da sakınmak için insanlarda kalb, akıl ve his devreye girer. Hayvanatta his ile beraber sevk ve şevk duyguları harekete geçer. Nebatatta ise istidat ve kabiliyetlerin münasebet ve alakası vardır.

Kur’an’ın hükümlerinin helal, haram ve diğer mertebeleri olduğu gibi, fıtratın kanunlarının da bununu gibi helal, haram ve diğer mertebeleri vardır.

Mesela; ateşe yaklaşmak haramdır, yakar. Su içmek hayat için helaldir ve farzdır. Aksi halde yaşanmaz. Yüksekten atlamanın meratibi vardır. Minare oldu mu öldürür, fakat keyf için lezzet için atlamanın helal mertebeleri vardır. Misaller çoğaltılabilir. Demek ki fıtratın kanunlarına karşı tedbir almak esastır. Bu kanunlara uygun veya aykırı hareket etmenin sonuçları dünyada hemen peşin olarak görülür.

Hayvanatta akıl yok. Fakat;

1. His,

2. Sevk ve şevk duyguları,

3. Cüz'i bir cüz-i irade olduğundan, akıl noktasındaki muamelattan hariçtirler ve sorumlu değillerdir. Fakat fıtratın kanunlarından mesul ve sorumludurlar.

Mesela, bir hayvan aklı olmadığı halde mezkur his ve duygularıyla ateşe yaklaşmaz, düşmanından kendini korur, yüksekliğin hesabını yapar, hayatına lüzumlu levazımatı edinir, yavrularını terbiye eder, meskenini yapar ve özellikle de şefkat ve himaye noktasında çok hassastırlar, dikkatle davranırlar. Bu şefkat, himayet, hayat ve terbiye gibi fıtratın kanunları herkes için eşittir. Her mahluk için lüzumludur. Ve tamamının bunlardan hakkı ve hukuku vardır. Ateşe düşen hayvanın yandığı gibi şefkat, himaye, hayat vs.. gibi kanunları ve ortak hakları inciten hayvan kim olursa olsun, hatta hayvan bile dahi olsa çarpılır, ceza görür, muhasebesi tutulur.

Bugün bilim; nebatatta bile bazı hislerin bulunduğunu tespit etmiştir. Hayvanlarda ise ruh olduğundan onlara ait hisler ve zevklerle beraber, kendi çaplarında cüz'i bir cüz-i iradeleri olduğundan kendilerine de bir pay çıkarttıkları için hayatları meşakkatli oluyor. Ve amelleri halisen livechillah olmuyor. Yani nebat gibi değiller.

Cemadat ve nebatat hiç mesul değil, hayvanat özellikle vahşi olanları kendi çaplarında mesul, insanlar ve cinler ise tamamen mesul ve sorumludurlar.

Hadis-i şerifte;

“Boynuzsuz olan hayvan kıyamette boynuzlu olan hayvandan hakkını alır.”

buyruluyor. Üstad Bediüzzaman ise

“Canavarların ve vahşi hayvanların helal rızıkları ölü hayvanlardır.”

diyor. Sağ hayvanları parçalayıp rızık yapmak şeriat-ı fıtriyece haramdır. Yapsalar ceza görürler. Bir aslanın kendi öz evlatlarına olan şiddet-i şefkat ve himayeyi nazara almayarak, helal olan cenazeleri bırakıp, fıtri şeraitçe haram olan zavallı ceylanın yavrucuğunu parçalayıp, yavrularına rızık yaptığından, fıtratın şefkat ve himaye kanununu incitip kırdığından dolayı, bir avcının tuzağına düşüp öldürülmesi aynı adalettir. Bu ceza dünyada görülmezse; ukbada görülür. Gerçi cesetleri fena olur, fakat ruhları baki olduğundan, hayvanlara arasında dahi bir muhasebe ve adalet mekanizması işleyecektir.

"Kim zerre kadar hayır işlese mükafatını, şer işlese de mücazatını görecektir."(Zilzal, 99/7 ve 8)

ayet-i kerimesi de bu meseleye delil ve burhan olup, her şeye şümul ve ihatası vardır. Bu mevzuda;

1. Mutlak adalet amellerin zerre miskali bile ihmal edilmediğinden uygulanacağı.

2. Hayvanat arasındaki zulümlerin ve mazlumiyetlerin de hesaba girip hikmetlerinin olduğu, insanların zahire bakıp fikren aldanmamaları; şefkat ve rahmet noktasında da zaaf ve acze düşmemeleri icab eder. Hayvanlarda akıl olmadığından fıtratın kanunlarının onlara tatbiki ise; fıtratın kanunları aklın düsturlarına tabi değildir. Cenab-ı Hak alemi, bizim hendesemize göre yapmadığından dolayı, aklı olmayana da tatbik edilir.

Bundan dolayı bir anne evladını ateşten ve tehlikeden nasıl koruyor ise; aynı ebeveyn aklı ermeyen çocukları şefkat ve himaye kanununa zarar vermekten de korumalıdır. Yani bir çocuk eline aldığı bir kuş veya sineği öldürse; Kur’an’ın kanuna göre akıl ve baliğ olmadığından dolayı mesul değildir. Her şeye şümulü olan fıtratın kanunlarından şefkate halel verdiğinden, düşse başı kırılsa müstahak olur. Bizim anlayamadığımız ve idrak edemediğimiz sabi çocukların ve mahlukatın başına gelen musibet ve muamelelerde, bunun gibi nice ve maslahatlar mevcuttur.

Bu sistem hayvanatta da aynen cereyan eder. Ateşten sakınan, yükseklikten korkan, menfaatin ve avlanmanın en iyisini bilen hayvanlar ve özellikle canavarlar, alemdeki hayat, şefkat, himaye ve terbiye kanununa itaat edip, hudutlarını aşmamalıdırlar. Aşsa ve taşsa vaziyeti ve mahiyeti itibariyle kim olursa olsun evvela dünyada, olmazsa ukbada mücazat ve mükafatları olacaktır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Ahirette boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı söyleniyor. Bu hadisi açıklar mısınız?

24 Veganlığın dinimizde yeri var mıdır?

Vejetaryenlık ve veganlığın farkı; vejetaryenlıkta bal ve kimine göre süt ile yumurta tüketilirken; veganlar ise hiçbir hayvansal ürünü kullanmamaktadırlar.

Vejetaryenlerle ilgili verilen bilgilerden bir kısmı şöyledir:

Başlıca Vejetaryen Yaklaşımlar:

Balık Yiyebilen Vejetaryenler (Pesketeryan): Kırmızı ve tavuk eti yenmez, ama süt, süt ürünleri, yumurta ve balık yenebilir.

Kırımızı Et Yemeyen Vejetaryenler (Semi-Vejetaryenler): Sadece hayvansal gıda olarak kırımızı et yenmez. Ama süt, süt ürünleri, yumurta, tavuk ve balık yenebilir.

Yumurta ve Süt Tüketen Vejetaryenler (Lakto-Ovo Vejetaryen): Hayvan eti yenmez, ama süt, süt ürünleri ve yumurta yenebilir.

Yumurta Yemeyen Ama Süt Tüketen Vejetaryenler (Lakto Vejetaryenler): Hayvan eti ve olası bir yaşamı sona erdirme kaygısıyla yumurta da yenmez. Süt ve süt ürünleri yenebilir.

Süt Tüketmeyen Ama Yumurta Yiyen Vejetaryenler (Ovo Vejetaryenler): Hayvan eti, süt ve süt ürünleri yenmez, ama yumurta yenebilir.

Sadece Sebze ve Meyve Yiyen Vejetaryenlar (Vegan): Hayvan eti ve hayvan ürünleri (yumurta, süt ve süt ürünleri) yenmez. Hayvan ürünlerinden giysiler ya da eşyalar kullanılmaz. (Gıda Mühendisi Muhittin YILMAZ, Gidacilar.net)

İster bazı etler yesin, ister hiçbir hayvanın etini yemesinler, fark etmez. 

- Vegan ve vejetaryenlerin beslenme türünün sağlığa zararlı olduğu tespit edilmiştir. Almanya’da yapılan bir araştırma vejetaryenlerin % 26′sında, veganların % 52′sinde, vitamin kullanmayanlarında ise % 90′ında B12 eksikliği ve buna bağlı bazı sağlık sorunları yaşandığını gösteriyor.

- Asıl mesele şudur: Eğer bu Veganlar, Allah’a ve onun gönderdiği kitaplara inanmıyorlarsa, zaten onlarla bu konuyu konuşmak abesle iştigaldir. Çünkü bu takdirde üzerinde konuşulacak bir adalet ölçüsü yoktur. Bu açıdan onlarla öncelikle inanç konuları üzerinde durulması gerekir.

- Eğer bu Veganlar, üç semavi dinden birine inanıyorlarsa, o zaman onlara şunu söylemeyi uygun buluyoruz: Sizin de iman ettiğiniz Allah; Tevrat, İncil ve Kur’an’da “insanlar, hayvanların etini, süt ürünlerini yiyebilirler” diyor. Siz ise bunu kabul etmiyor ve tersini iddia ediyorsunuz. 

Siz bu iddianızla, Allah’ın hayvanlara acımadığını, şefkat göstermediğini, hayvanların hak-hukukuna riayet etmediğini söylemiş oluyorsunuz. Yani, Allah’tan daha merhametli, daha bilgili, daha insaflı olduğunuzu söylemiş oluyorsunuz. Bu safsatanın imanla bağdaşır hiçbir tarafı yoktur. Bundan derhal tövbe etmek gerekir. 

Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed de et yemiştir; ama siz yemiyorsunuz.. Yani siz onlardan daha insancılsınız... Pes doğrusu...

- Allah bir kısım hayvanları etinden, sütünden, derisinden istifade edilmesi için yarattığını belirttiği halde, buna karşı çıkmak, şefkatini Allah’ın şefkatinden daha ileri bir derecede göstermek ciddi bir psikolojik rahatsızlıktır.

- Bu açıdan bakıldığı zaman, et yemeyenler, hem Allah’ın fıtrat kanunlarına, hem uzmanların bildirdiği sağlık kanunlarına, hem de insanların büyük çoğunluğun kabul ettiği beslenme kanunlarına karşı çıkmış oluyorlar.

Konuyla ilgili bazı ayet mealleri şöyledir:

"Göklerde ne var yerde ne varsa, hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini, görünen ve görünmeye nimetlerini size bolca verdiğini görmediniz mi?" (Lokman, 31/20)

"(Allah), göklerdeki her şeyi, yerdeki her şeyi kendi lütfu ile sizin hizmetinize verdi. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır." (Câsiye, 45/13)

"Görmediler mi ki biz onlar için, ellerimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. Onlar için bu hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?" (Yasin, 36/71–73)

"Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi." (Nahl, 16/80)

"Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de." (Müminûn, 23/21)

"Allah, bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır." (Mümin, 40/79)

"Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz." (Nahl,16/5)

İlave bilgi için tıklayınız:

İslamiyet'te et ve hayvansal gıdaları yememe ve helal nimetleri ...

25 Arı neden bal peteği yapar, bunun bir hikmeti var mı? Balın peteği neye yarar? Yani bir nedeni olmalı, yoksa arılar yapmazdı...

Bal peteği ve onun gözenekleri, içine balın konulup muhafaza edilmesi içindir. Bu olmasaydı sıvı olan balın bir yerde tutulması ve uzun süre muhafaza edilmesi zor olacaktı. Bunun daha başka faydalarıda olabilir.

Arılar sadece kovanda ihtiyaç olduğu zamanlarda petek örerler. Bu petekleri barınmak, yiyecek stoklamak ve yumurtalarını büyütmek için inşa ederler. Peteklerin her yönden düzenli bir yapıları vardır. Örneğin arı petekleri çift yüzlüdür. Her iki yüzde de yüzlerce hatta binlerce göz bulunur. Bu gözlerin bal, polen ve yumurta ile doldurulmaları da yine belirli bir düzen içinde gerçekleşir. Bir sıralama yapılacak olunursa bir arı peteğinde, en üstten başlamak üzere orta bölüme kadar bal bulunur. Ara bölümde polenler, en altta da larva odaları yer alır.

Ayrıca dikkat edilecek bir husus, arının bu petekleri altıgen olarak yapmasıda matematiksel bir dehadır.

Kur'an'da dikkat çekilen dişi bal arısının yaptıklarını iyice incelediğimizde, arının kabiliyetlerine şaşmamak elde değildir. Arının yaşayacağı evini (kovanını) oluşturması, bu evin içindeki petekleri inşa etmesi matematiksel bir deha gerektirmektedir.

Bal arıları milyonlarca yıldır peteklerini altıgen yapmaktadır (On milyonlarca yıl öncesine ait arı fosillerinden bu anlaşılmaktadır). Acaba neden bu şekil dikdörtgen, beşgen, sekizgen değil de altıgendir? Bunu araştıran matematikçiler birim alanın tamamen kullanılması ve en az malzemeyle petek yapılabilmesi için en ideal şeklin altıgen olduğunu ortaya koydular. Petekler üçgen ya da dörtgen olsaydı, boşluksuz kullanılabilecekti. Fakat altıgen hücreler için kullanılan malzeme üçgen ya da dörtgen için kullanılan malzemeden daha azdır. Diğer birçok geometrik şekilde ise kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacaktı.

Sonuç olarak, bal peteğindeki altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken, yapılması için en az balmumu gereken şekildir.

26 Azab çekmemesi için hayvanları öldürmek caiz mi? Azap çeken, zehirden uzun zaman içinde azapla ölecek bir hayvanı öldürdüm, ne etmem gerekir? Azab çekmemesi için bir hayvanı kasten öldürmenin kefareti nedir?

İnsana zararı dokunmayan hayvanları öldürmek kesinlikle doğru değildir; en azından mekruhtur. Haksız yere bir hayvan öldüren kişi tövbe istiğfarda bulunması gerekir.

Hayvanların tedavisi mümkün olmadığında ve acı çekmeleri halinde, veteriner hekimlerinin verdikleri karar sonucunda hayvanların ötenazi yapılması caizdir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanlara ötenazi yapılabilir mi?..

27 Hayvanlar ilhama nasıl mazhar olurlar?

Allah’ın kudret sıfatının tecellileri sonsuz olduğu gibi, kelam sıfatının muhatapları da sonsuzdur. Bu muhataplar içerisinde ilk sırayı insanlar alırlar. Peygamberlere vahiy indiren Cenab-ı Hak, veli kullarının kalplerine de ilhamda bulunur. Melekler alemi de bütün işlerini ilhamla yaparlar.

İlham, akıl nimetinden mahrum olan hayvanlar alemine de Allah’ın bir İlâhî ihsanıdır. O günahsız varlıklar da vazifelerini ilhamla öğrenir ve yine ilhamla yerine getirirler. İnsanoğlu şeker pancarından şeker yapacak seviyeye gelmek için asırlar boyu çalışmışken, ilk arıların da bugünkü arılar gibi bal yapabilmeleri ancak ilhamla açıklanabilir. Yine insanoğlu uçak yapmak için asırlarca çalışmışken, bütün kuşların, sineklerin uçmayı bilmeleri ve uçabilmeleri ancak ilhamla açıklanabilir. Bazı çevreler bu İlâhî ihsanlara içgüdü diyerek, bu sonsuz mucizeleri tabii ve tesadüfi saymaya çabalarlar.

İlham, hava karardığında bir ağacın dalları arasına saklanan serçelerden, yuvalarına dönen karıncalara, bir kaya parçasının kuytuluklarında gizlenen balıklardan, ormanın tenha bir köşesinde kendine emniyet arayan ceylana kadar her canlıyı sevk ve idare eden ayrı bir âlem. Hepsi bir ilham ile bir sevk-i kaderî ile geceleyeceği yeri en güzel biçimde belirliyor.

Ertesi gün, güneşin ilk huzmelerinin ufukta belirmesiyle başlayan çeşitli, karmaşık, müthiş bir mesai. Görevlilerin hepsi bir his ile yola çıkar, bir tarafa yönelir, uçar, koşar, yürür, yüzer... Ama hiçbiri nereye gittiğini, saatin kaç olduğunu, kaç saat mesai yapacağını, ne zaman yuvasına döneceğini bilmez. Ama hepsinin de işi İlâhî bir ilhamla mükemmel görülür.

Hayvanlar, kendilerine ilham eden Rablerini, yine ilhamla bilirler. Bir hayvan, kendisinin ne olduğunu, kaç ayağı bulunduğunu, midesini, ciğerini bilmese bile var olduğundan haberdardır. Ve bu varlığı korumak ister. Elinden almaya kalkışırsanız sizden kaçar.

İşte kendi varlığını ilhamla bilen ve bundan memnun olan her canlının kalbinde, bilemeyeceğimiz bir keyfiyette, bu ihsana teşekkür duygusu mevcuttur. Evet, kendini bilenin Rabbini de bilmesi gerekir. Bu mânâ, hayvanların hepsinde geçerlidir. Lâkin Rablerini bilişleri de kendilerini bilmeleri gibi, çok cüz’îdir, ama gerçektir.

Göz göze geldiğimiz herhangi bir hayvan, bizim ruh dünyamızı bilmekten ne kadar uzak ise, biz de onun iç âlemini bilmekten o kadar uzağız. Bizim bildiğimiz, onun sadece bedeni ve organlarıdır. Kanında nelerin yüzdüğünü bilsek bile, içinden nelerin geçtiğini bilemeyiz. Öyle ise, iç âlemlerinin cahili olduğumuz bu canlıların, Rablerini bilmediklerini nasıl iddia edebiliriz?

28 Hayvan öldürmenin kefareti var mıdır? Hayvanlar, özellikle evde olan kemiriciler için bir tür yakalama üsulü var, bu da yapışkan. Yapışkanı yere sürüyorsun, hayvan ona yapışarak azapla ölüyor. Bu durumda, azap çekmesin diye kedimiz öldürürsek caiz midir?.

Hayvanlara karşı şefkat göstermek İslam dininin önemli prensiplerindendir. Sizin bu hassasiyetiniz imanınızdan fışkıran bir güzelliktir. Sizi öncelikle tebrik ederiz.

Birkaç adam öldüren bazı kimseler, iman ve İslam dersini aldıktan sonra, yatağında gördüğü bir tahtakurusunu -hayvana zarar vermeden- nasıl uzaklaştırabileceği hususunda fetva alma ihtiyacı alacak duruma gelmişlerdir. İslam dininin bu güzelliğini görmeyenlere Allah feraset, basiret ihsan etsin.

Sorunuza gelince, şer'i yönden buna herhangi bir kefaret gerekmez. Ancak, gönlünüzden geçen bir miktar parayı bir fakire vermek –çektiğiniz vicdan azabıyla birlikte- iç aleminizi daha da arındırıp parlatacaktır.

Dünya sizin gibilerle dolsun ki, barış olsun, huzur olsun, insanlık olsun ve en büyük insanlık olan İslamlık olsun!

29 Tavukları aç bırakarak yumurtlamaya döndürmek caiz midir?

Cevap 1:

Sebebi ne olursa olsun, tavukları bu şekilde aç bırakarak, onlara eziyet etmek caiz değildir. Hayvanları aç ve susuz bırakmak caiz olmadığı gibi, bu şekilde ticaret yapmak da helal olmaz.

Böyle bir durum aynı zamanda hayvan hakkına da girmektir. Allah'u Teâlâ mahşer günü birbirlerinde hakları olan insanlara, haklarını almalarına müsaade edecek ve hak sahibi de hakkını alacaksa; üzerinde hayvanların hakkı olan, onlara zulmetmiş kişiye de zulmü oranında azab edecektir. Hatta hayvanlara yapılan zulüm, insanlara yapılan zulümden -bir açıdan- daha günah ve azabı da daha ağırdır. Zira helalleşme ve müsamahasını alma imkanı yoktur. (Muhammed Said Burhani, et-Ta'likat el-Merdiyye ala el- Hediyyetilalaiyye, s.466)

Hadislerde: "Eğer hayvanlara yapılan haksızlıklardan dolayı Allah affedecek olursa, kişinin pek çok affa mazhar kılınacağı" "Kedisini hapsederek açlıktan ölmesine sebep olan kadının, cehennemde bir kedi tarafından tırmalanmak sûretiyle azâba mâruz bırakılacağı" bildirilir. (Buhari, Bed'u'l-Halk 16, Cezâ'u's-Sayd 7; Müslim, Hacc 66-67; Muvatta, Hacc 90; Tirmizi, Hacc 21; Nesai, Hacc 113).

Cevap 2:

İslam, güzel ahlak ve merhamet dinidir. İslam'ın öngördüğü merhamet tüm yaratıkları içine alacak kadar geniş kapsamlıdır. Bütün insanlara merhamet göstermenin yanısıra, diğer tüm canlılara da merhametli davranmak mü'minlerin temel görevlerinden biridir. Dinimiz insanları sevmeyi ve onlara şefkat ve merhametle davranmamızı emrettiği gibi, hayvanları sevmeyi ve onlara karşı da merhametli olmayı emretmektedir.

Kainatta hiçbir şey abes olarak yaratılmamıştır. Her şeyin altında yüzlerce hikmet vardır. İş bu nedenle yaşadığımız doğal çevreyi ve bu çevre içinde dünyayı bizimle paylaşan canlı cansız bütün yaratıklara karşı sorumluluk altında olduğumuzu unutmayalım.

Allâh Teâlâ kainatı çok hassas bir denge üzere yaratmıştır. Bu hususla ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim'de Güneş ve ayın bir hesaba göre hareket ettiği, bitki ve ağaçların Allah'a boyun eğdiği, göğün yükseltildiği, ölçü ve dengenin konduğu, ölçüde sınırın aşılmaması gerektiği bildirilmiştir. (Rahman, 55/5-8)

Ayetlerde açıkça görüldüğü gibi Yüce Allah, bütün varlık ve oluşlar arasında, evrenin belirli bir sistem dahilinde yürümesini sağlayan genel denge kanununu koymuştur.

Bu dengenin düzenli yürütülmesinden insan sorumludur. Dengeyi bozduğunda da cezasının bir kısmını dünyada yine insan çekecektir. Asıl ceza ise ahirette verilecektir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:

"İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır." (Rum, 30/41)

Bu tabii dengenin ana unsurlarından birisi de hayvanlardır. Sağlıklı bir çevre için, onun ağaçlandırılıp temiz tutulması ve sularının korunması yeterli değildir. Behemehal hayvanlar yönüyle de ele alınması, gerek ehlî ve gerekse vahşî her çeşit hayvan ve böceklerinin korunması gerekmektedir. Dinimiz, hem Kur'ân'ın ve hem de Peygamberimizin (aleyhissalâtü vesselâmın) hadisleriyle bu mevzuda irşat ve ikazları çokça yapmıştır.

Cevap 3:

İslam, hayvanları insanların hizmetine verenin Allah olduğunu, onlardan yararlanmanın helal olduğunu belirtmekle birlikte, onlara sevgi ve şefkat gösterilmesinin de gereğine değinmiştir. Peygamberimizin hadislerinde ve uygulamalarında, hayvanlara iyi davranılması tavsiye edilmekte, onların aç susuz, bırakılmaması, dövülmemesi, yavrularının alınmaması, zorunluluk harici yavruları olanların avlanılmaması, hedef yapılmaması, yarışma için dövüştürülmemesi, güçlerini aşan yük yükletilmemesi konusunda uyarılar yapılmaktadır.

Peygamber efendimiz.(asm) açlıktan karnı sırtına yapışan hayvanın sahibine, “Allah'tan korkmuyor musun?” diye çıkışmıştır. “Koyun sağıcıların, koyunların memelerine zarar vermemesi için tırnaklarını kesmelerinin emredilmesi,” Yavruları alınmış bir kuş için Peygamberimizin çabası ve yavrularını yuvaya koydurması", gene Peygamberimizin canlı hayvanı hedef yapmayı yasaklaması, bindiği hayvana beddua eden kadını ikaz etmesi, hayvanların damgalanmasını, kulaklarının yırtılmasını-kesilmesini, onlara hakaret edilmesini, onların dövüştürülmesini, zevk için avlanılmasını, gücünün üzerinde yük yüklenmesini yasaklamıştır. Bunları yapanlara islam tarihinde ceza verilmiştir. Ordu bir savaşa giderken köpek ve yavrularının rahatsız olmaması için başına nöbetçiler dikip ordunun gidiş yolunu değiştiren de yine Peygamber Efendimiz (asm)'dir.

Hayvanların insanlar üzerinde haklarının yalnızca günah korkusuna dayanmayıp İlâhî irade tarafından hayvanlara bahşedildiği bilincinin, Müslüman toplumların tarih boyunca hayvan hakları olgusunda hassas olmalarında etkin olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.

Medyada sıklıkla görülen, kamuoyunun gündemini sürekli meşgul eden problemlerden biri, hayvanlara yapılan kötü muamelelerdir. Hayvanlar aktif bir şekilde istismar ve yok edilmekte, çok kötü muamelelere maruz kalmaktadır. Bu durum, hayvan hakları savunucularını harekete geçirmiş, modern çağda hayvan hakları söylemi yoğunluk kazanmıştır. İslâm’da kurban olgusunun mevcudiyeti, İslâm hakkında hayvan hakları konusunda olumsuz yargılara müncer olmuştur. Hayvanların hakları günümüz hukukunda özellikle Batı hukuk düzenlerinde yakın zamanlarda gündeme gelmişken (1), İslâm’da hayvanların söz konusu edildiği nasslar incelendiğinde sanılanın ve iddia edilenin aksine hayvanlara birtakım hakların verildiği görülür.

Kur’an-ı Kerim’de bazı sûreler çeşitli hayvan isimleriyle isimlendirilmiş [Meselâ, Bakara (inek), Nahl (arı), Ankebut (örümcek), Neml (karınca) sureleri gibi], bir ayeti kerimede (Nahl, 16/8) bazı hayvanların doğal görevleri belirtilmekte ve esasen hayvanların insanların yararı için yaratıldıkları ifade edilmektedir. Tıpkı insanlar gibi öteki canlıların da Allah’a ibadet ettiğini bildiren Kur’an, kuşların da bir dilinin, bir ibadet ve tesbihinin bulunduğunu belirtilmektedir. (Nur, 24/41; İsrâ, 17/44)

Hadislerde hayvan hakları konusunda ısrarlı bir şekilde vurgulanan husus, onların yaşama haklarıdır. Hz. Peygamber’in tavsiye, emir ve uygulamalarında belli başlı zararlılar hariç, (2) hayvanların faydasız ve keyfî bir şekilde öldürülmesi yasaklanmış, hayvanlara merhametli davranılması gereğine işaret edilmiştir. (Nesâî, Sayd,34, Dahâyâ, 42; Dârimî, Sünen II, 115; Beyhakî, Ahmed b. Ebi Bekr, esSünenü’lKübrâ, Mektebetü Dârü’lBâz, Mekke 1994/1414, thk. Muhammed Abdülkadir Ata, IX, 279; Sözü edilen hadisin, bazı varyantlarında haksız yere/gereksiz yere bir kuş veya daha küçük hayvan şeklinde geçmektedir. Merhametle ilgili hadisler için bk. Tirmizî, Birr, 16; EbûDâvûd, Edeb, 58, 66)

Diğer yandan kuşlarla ilgili olarak kuş yuvalarının bozulmaması, yumurtaları ve yavrularının alınmaması için emir verdiğine, alınmış olan yavru ve yumurtaları yerlerine iade ettirdiğine dair rivayetleri ve bazı vahşi hayvanların derilerinin (elbise, eyer vs. şeklinde) kullanılmasını yasaklaması (Ebû Dâvûd, Libâs, 40, Menâsik, 23, Salat,122; Tirmizî, Libâs, 31; Buhari, Zebâih,13; Demîrî, Hayâtü’lHayevâni’lKübrâ,II, 496) göz önüne alınacak olursa (Ahmed b. Hanbel, Müsned, Müessesetü Kurtuba, Mısr ty., I, 404; Ebû Dâvûd, Cihad, 122; Demîrî, Kemâlüddîn Muhammed b. Mûsâ b. İsâ, Hayâtül Hayevâni’lKübrâ, thk. Ahmed Hasen Besc, Dâru’l Kütübi’lİlmiyye, Beyrut,1994/1415, I, 374) Hz. Peygamber’in hayvanların hayat haklarına verdiği önem ve hassasiyet daha iyi anlaşılır.

Hz. Peygamber (asm)'in karınca ve diğer hayvanlar karşısındaki tutumu (Karınca, arı, kurbağa, hüdhüd ve surad kuşunu öldürme yasağı ile ilişkili olarak bk. Ebû Dâvûd, Edeb, 1645, 176; İbn Mâce,Sayd, 10; Demîrî, Hayâtü’l Hayevâni’l Kübrâ, II,119, 499) sonraki nesiller üzerinde fazlasıyla etkili olarak, hayvanın insan üzerindeki hakkı şeklindeki kollektif bilinci doğurmuştur.

Öte yandan hayvan türlerinin ve neslinin devamı açısından önemli olan av olgusuna da nasslarda değinilmiştir. Avlanmanın helâl oluşu nasslarda yer almakla birlikte (Mâide, 12; Buhâri, Zebâih, 12, Buyû, 3; Müslim, Sayd, 1; Ebû Dâvûd, Sayd, 2; Tirmîzî, Sayd, 17; Nesaî, Sayd, 18) doğal dengeyi bozan ve eğlence amaçlı avcılığa izin verilmemiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I,357, II, 371)

Nasslarda hayvan haklarına ilişkin olarak belirtilen diğer hususlardan biri, onların gıdalarına özen gösterilmesidir. Hz. Peygamber sağmal hayvanları sağarken yavrusunun ihmal edilmemesi hususunu, kendisine uğrayanlara da tenbih etmiştir.(Heysemî, Ali b. Ebî Bekr, Mecmau’z Zevâid, Dâru’r Reyyân li’tTürâs Dârü’l Kütübi’l Arabî, Kahire Beyrut 1407, VIII,196) Ebû Hüreyre'nin naklettiği bir rivayette Hz. Peygamber: Günahkar bir kadının bir kuyunun yanından geçerken, kuyunun başında bir köpeğin susuzluktan dilini çıkarıp soluduğunu gördüğünü, ona acıyarak ayağına giydiği ayakkabılarla kuyudan su çekip köpeğe verdiğini ve bu sebeple Allah Teâlâ’nın da onu bağışlayıp cennete soktuğunu bildirmiştir. (Müslim, Tevbe,155, Selâm, 41) Yine Hz. Peygamber, bilinçli bir şekilde zararsız bir hayvanın gıdasız bırakılarak ölümüne sebebiyet veren kişinin karşılaşacağı acı sonucu belirterek bu hususta müminleri uyarmıştır. (Buhârî, Bed'ü'l Halk, 17, şirb, 9, Enbiya, 50, 54; Müslim, Birr, 37,151)

Hayvan haklarıyla ilgili bir diğer önemli husus, onların temizlik ve bakımlarıdır. Hz. Peygamber Ebu Hüreyre’den gelen bir rivayette koyunların burunlarının silinmesini, ağıllarını temizlenmesini, buyurmuştur. Aynı şekilde keçilerin temizlenmesi için de emir verdiği bize kadar gelen rivayetler arasındadır.(2)

Hadislerde Hz. Peygamber (asm)’in hayvan haklarına ilişkin vurgularından biri, yük hayvanlarına kapasitelerinin üzerinde bir yükün yüklenmemesidir.(3) Benzer şekilde Hz. Peygamber, hayvanları ilâhî bir emanet bilerek onlara iyi davranılması gerektiğini ifade etmiştir. (Ebû Dâvûd, Cihad, 55, 61)

 Hz. Peygamber’in özellikle evcil hayvanlarla ilgili olarak üzerinde durduğu önemli hususlardan biri, onların yapılarına uygun düşmeyen tasarruflardan kaçınmaktır. Hayvanların yaratılış gayeleri doğrultusundan saparak, fıtrat harici işlerde kullanılmaları İslâm’a aykırı olmaktadır. İbn Abbas’ın rivayetine göre, Rasûlüllah (dövüştürmek için) hayvanları birbirine kışkırtmayı yasaklamıştır. (Ebû Dâvûd, Cihad,51, 56; Tirmizî, Cihad, 30; Beyhakî, es Sünenü’l Kübrâ, X, 22) Horoz, deve, boğa, köpek, koç vb. hayvanları dövüştürme hep bu yasak içinde yer alır. Bunlar aynı zamanda hayvanlara eziyet etmektir.

Hayvan haklarına ilişkin nasslarda vurgulanan bir diğer husus olarak eziyet ve işkence yasağını sayabiliriz. Eziyet ve işkence fizikî olabileceği gibi manevî (Müslim, Birr, 80) de olabilir. Her iki nevi işkence hadislerde kesin bir dille yasaklanmıştır. Bu bağlamda, yüzüne vurularak dövülmesi, canlı hayvanların hedef alınıp atış yapılması (Müslim, Sayd ve Zebâih, 12, 59; Buhârî, Zebâih, 25), yüzüne dövme (vesm) yapılması (Müslim, Libâs, 29, 106; Ebû Dâvûd, Cihad, 56; Tirmizî, Cihad,30), dövüşmeleri için hayvanların kızıştırılmaları, hayvanı kulağından tutarak çekmek hadislerde işkence olarak telâkkî edilmiş ve kesin bir dille yasaklanmıştır.

Diğer taraftan birtakım hayvanların yaratılış gayesi, insanların gıdalarını teminden, yüklerini taşımaktan ibarettir. Artık bu gayeye hizmet olan hayvanları keserken kendilerine fazla elem vermeyecek surette kesmek, bu suretle onlara karşı bir merhamet eseri göstermek, insanî bir görev addedilmiştir. Bu bağlamda Hz. Peygamber hayvan keserken bile ona şefkatli olunmasını, eziyet edilmemesini emreder. Hz. Peygamber’in açık ve ısrarlı talimatına göre, kurban kesimi, hayvanın acı çekmesini en aza indirecek şekilde olmalıdır. (Müslim, Sayd, 11, 57; Tirmizî, Diyât, 14; Ebû Dâvûd, Edâhî, 12; Nesâî,Dahâyâ, 22; İbn Mâce, Zebâih, 3)

Nasslarda hayvan haklarına çekilen dikkatler hayvanlar hakları kuramının bilincinde olan bir Müslüman toplum ortaya çıkarmış, söz konusu nasslar, hayvanlara yönelik muamelelerle ilgili kuramın etik ve hukukî dayanağını oluşturmuştur. İslâm tarihinde Hulefâyi Râşidîn döneminden itibaren hayvan hakların korumaya yönelik emirler verildiği, aksine davrananların uyarıldığı ve cezalandırıldığı bilinmektedir.

Özellikle Osmanlılar devrinde sahipsiz hayvanların bakım ve korumasının devlet tarafından sağlandığı bu amaçla vakıflar kurulduğu da burada hatırlanabilir.Hayvan haklarına ilişkin hukuksal normlar, Osmanlı Kanunnâmelerinde ilk dönemlerden beri yer almış bulunmaktadır. Sözgelimi, II. Bâyezid devrinde hazırlanan1502 tarihli Istanbul Belediye Kanunnamesindeki şu hüküm bu kabildendir:

"Ve ayağı yaramaz bârgiri işletmeyeler. Ve at ve katır ve eşek ayağını gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük urmayalar; zira dilsüz canavardır. Her kangısında eksük bulunursa, sâhibine tamam etdüre. Etmeyeni ve eslemeyeni gereği gibi hakkından gele. Filcümle bu zikr olunanlardan gayrı her ne kim Allah Teâlâ yaratmıştır, hepsinin hukukunu muhtesip görüp gözetse gerektir, şer’î hükmi vardır."(4)

Dolayısıyla hayvanların hukukî statüsü taşınır mal statüsünden daha ileri seviyede olmuştur. Nassların ifadelerini nihaî tahlilde ve ayrıca tarihsel geçmişi ve fakihlerin ilgili nasslara yaklaşımlarını göz önünde bulundurduğumuzda, hak kavramını hayvanları da içine alacak şekilde genişletebiliriz. İlgili nasslardan sadece hayvanların hak sahibi olmalarını değil, ayrıca ne gibi haklara sahibi olduklarını da anlamamız mümkündür.

Bu minvalde söz konusu hayvan haklarını sayacak olursak şunları ifade edebiliriz:

a) Bunların en başında geleni hayvanların yaşama haklarıdır.

b) Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce işlem yapılamaz.

c) Bütün hayvanların, insanlarca gözetilme, bakılma ve korunma hakkı vardır.

d) Hayvanlar meşru bir gerekçe olmadan öldürülemez. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu, bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

e) Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel ve doğal çevrelerinde, karada, havada ve suda yaşama ve üreme haklarına sahiptir.

f) Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan türden olan hayvanlar, uyumlu bir biçimde yaşama ve üreme haklarına sahiptir.

g) İnsanların kendi çıkarları yada eğlenceleri için bu uyumda yada şartlarda yapacakları her türlü değişiklik, bu haklara aykırıdır.

h) Bütün çalışan hayvanlar, iş süresinin yoğunluğunun sınırlandırılması, onarıcı ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme haklarına sahiptirler.

ı) Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, hayvanlara tanınan söz konusu hakların insanlar tarafından verilen başka bir ifadeyle beşerî kaynaklı değil, üstün bir iradeye dayanmakta olduğudur. Hayvanların insanlar üzerinde haklarının yalnızca günah korkusuna dayanmayıp İlâhî irade tarafından hayvanlara bahşedildiği bilincinin, Müslüman toplumların tarih boyunca hayvan hakları olgusunda hassas olmalarında etkin olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Hz. Peygamber’in özellikle evcil hayvanlarla ilgili olarak üzerinde durduğu önemli hususlardan biri,onların yapılarına uygun düşmeyen tasarruflardan kaçınmaktır. Hayvanların yaratılış gayeleri doğrultusundan saparak, fıtrat harici işlerde kullanılmaları İslâm’a aykırı olmaktadır. (bk. Doç. Dr. Adnan Koşum, Diyanet Aylık Dergi Şubat 20079)

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanlardan bahseden ayetler ve hayvanların görevleri (Hayvan Deyip Geçmeyin)

Dipnotlar:

1. Söz konusu gündeme gelme, hukuk mevzuatında yer alma şeklinde değil, bildirge yayınlama şeklinde olmuştur. Bkz. 15 Ekim1978 tarihli Unesco tarafından ilân edilen hayvan hakları bildirgesi. Sungurbey, İsmet, Hayvan Hakları, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 1999, s. 10331035. Nitekim, Türk hukuk sisteminde, hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinin medenî kanunlarında ve İngiliz UluslarTopluluğu ülkeleri ile ABD’nin mevcut hukuk sisteminde hayvanlar insanların malı olarak görülür. İnsanlardan farklı olarak hayvanların herhangi bir hakka sahip olamayacağı kabul edilir. Hayvanlar hakkın sujesi değil sadece objesi olabilirler.
2. İmam Mâlik, Muvattâ, Dâru İhyâi’tTürâsi’l Arabî, thk. M. Fuâd Abdülbâkî, Mısır ty., II, 933; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 436; Beyhakî, es Sünenü’l Kübrâ,II, 449; Heysemî, Mecmau’zZevâid,II, 27, IV, 67; Demîrî, Hayâtü’l Hayevâni’l Kübrâ, II, 257.
3. el Azîm el Âbâdî, Ebu’t Tîb, Muhammedşemsü’l Hak, Avnu’lMa’bûd şerhi Süneni Ebû Dâvûd, 7:221, Hadis no:2532.
4. bk. İstanbul İhtisâb Kanunnâmesi, Topkapı Sarayı,R. 1935, Vrk. 96/b106/b, md. 58,73; Akgündüz Ahmed, Osmanlı KanunnameleriVe Hukukî  Tahlilleri, II. Kitap, II Bâyezid Devri Kanunnâmeleri, İstanbul 1990, sh.296297. Benzeri kanunlar ve hayvan vakıfları için bkz. Sungurbey, İsmet, Hayvan Hakları, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, 1993, s. 165168; 23 Muharrem 1278 (31 Temmuz 1861) tarihli padişah iradesiyle yürürlüğe giren Zabıtaca Men’i Lazım Gelen Mevad Hakkında Zabıta Memurları ile Merkezde Bulunan Bilcümle Zabitanı Asakiri Zabtiye’ye Verilen Talimatın alt başlığı Yük Taşıyan Beygir Hamallarının ve Merkepçilerin Sureti Hareketlerine dair kanun. (Hayvan Hakları (ek: ikinci kitap), Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İstanbul1999, s. 1087’den naklen.

30 Kıyamet günü hayvanların cesetlerinin toprak olmasının hikmeti nedir?

Hayvanlar, nefisleri olmakla beraber akılları olmadığı için imtihana tabi tutulmamışlardır. Çünkü, imtihanın temel şartı, -kötü ve iyilik gibi- zıt kutupların çarpışması esnasında özgür iradenin devreye girerek bir tarafı tercih etmekten ibarettir. Bu zıt kutupların aktörleri ise, nefis ve akıldır. Hayvanlarda akıl, meleklerde ise nefis olmadığı için imtihan dışı bırakılmışlardır.

Melekler şuurlu olduğu için cennete gidip cennet ehline hizmet edecek ve yine şuurlarıyla Allah’a tespih etmeye devam edeceklerdir. Meleklerin bir kısmı cennette olduğu gibi, zebaniler gibi bir kısmı da -yapıları itibariyle hiçbir sıkıtı duymadan- cehennem hapsinin gardiyanlığını yapacaklardır.

Hayvanların şuuru  olmadığından cennette yapacakları bir görevleri yoktur. Cehenneme gitmeleri halinde -yapıları itibariyle- sıkıntı çekmeleri kaçınılmaz olduğundan oraya gitmeleri de ilahî rahmete uygun düşmez. Bir tek çaresi kalır ki, o da yaratıldıkları toprağa tekrar dönüş yapmalarıdır.

Bununla beraber, hayvanların da ruhları yok olmayacak, her bir türün ruhları belli bir hayvan bedeninde saklanarak cennete yerleştirilecektir.

Rivayetlere göre, Hz. Salih (as)’in devesi, Hz. Süleyman (as)’ın hüdhüdü, karıncası, Ashab-ı Kehfin köpeği gibi bazı hayvanlar cennete gireceklerdir. Herhalde onların da yolu sırat köprüsünden geçer.

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur:


“Kurbanlarınızı sağlam, güçlü olanlardan seçin, çünkü onlar sırat köprüsünde sizin bineklerinizdir."(Kenzu’l-ummal, h. No: 12177).

Bediüzzaman’ın açıklamaları da bu konuya ışık tutmaktadır:


“Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml'i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve her bir nev'in, ara sıra istimâl için cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hem hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza eder.”
(bk. Şualar, Üçüncü Şua).

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanlar da haşir meydanına çıkacaklar mı? Onların ahiret hayatından nasipleri nasıl olacak?

31 Yılanı nerede görürseniz öldürün deniliyor, caiz olduğundan bahsediliyor. Bu konuda hadis var mıdır?

"Yılanları öldürün. Küçük, büyük, beyaz veya siyah olsun. Kim yılan öldürürse Cehenneme fidye olur. Ve yılan da kimi öldürürse o şehiddir." [Ravi: Hz. Serra binti Benham (r.a.) Ramuzel Ehadis]

 

Yılanların öldürülmesinin hikmeti, onun insanlara vereceği zarardan dolayıdır. Vahşi hayvanlar tarafından öldürülen kişi şehiddir.

 

Bu manadaki hadisler mutlak olarak düşünülmemelidir. İnsana zarar verme durumu söz konusu olduğunda öldürülür. Dışarda zarar verme ihtimali olmayan hayvanları öldürmemek gerekir. Evde veya bahçede insana zarar vermesi muhtemel olan yılan öldürülür, ancak dağda insanlardan uzakta zarar verme ihtimali olmayan bir yılanı öldürmemek gerekir.

32 Hayvanların tıbbi deney/ kobay olarak kullanılması caiz midir?

İnsanı en güzel sûrette yaratan Rabbimiz, onu bütün mahlûkatın efendisi, yeryüzünün halifesi olarak dünyaya göndermiştir. Ayrıca insanı merkez bir nokta olarak kabul edersek, varlık âleminde olan herşey de onun emrinde, onun hizmetinde ve onun ihtiyaçlarını temin etmek için çalışmakta, çabalamakta, gayret sarf etmektedir.

Yine dünyada umumi bir yardımlaşma ve mahlûkatın birbirinin imdadına koşması gibi akıllara durgunluk veren bir düzen, en mükemmel şekilde işleyen bir nizam vardır. Cansızlar bitkilerin imdadına, bitkiler hayvanların yardımına koşmaktadır.

İnsanların en çok yanında yer alan ve her halleriyle bizlerin ihtiyacını gören en küçük canlılardan file kadar binlerce tür teşkil eden hayvanlar, insan için çalışmaktadır. Onlardan çok farklı ve değişik şekillerde istifade etmekteyiz. Bu da bizlere Allah’ın bir ikramı ve ihsanıdır. Bu hususlar Kur’ân-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

“Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya onlara binerek ulaşırsınız. Onlar ve gemilerin üstünde taşınırsınız.” (Mü’min, 40/79, 80)

“Hayvanları da O yarattı. Onlardan sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. Sizin için onlarda ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.” (Nahl, 16/5, 6)

Bu durumda, hayvanların bir kısmının etinden, derisinden, sütünden, yününden, bir kısmının da gücünden faydalanmamız ne kadar hakkımız ise, onları yemek için kesmek, ağırlıklarımızı taşıması için yük vurmak ne kadar normalse, bir kısmını da yine insanların sağlığı ve hastalıklarının tedavisi için kullanmak da o nisbette tabiî ve yerindedir.

Zaten onların yaratılış hikmetlerinden birisi de çeşitli şekilde onlardan faydalanmak değil midir? Birtakım hastalıkların tedavisinde denenmek istenen ilâçların başlangıçta fare, kedi, köpek gibi hayvanlar üzerinde tecrübe edilmesi ilk anda o hayvana bir eziyet gibi görülse de, neticede insanların hayatına hizmet olduğundan garip karşılanmamalı. Eğer o ilâç, hayvana acınır da, bir insan üzerinde denenir ve o ilâcın aksi tesir göstermesiyle o insanın hayatına mal olursa, onun ölmesi, hayvanın telef olmasından daha mı hafiftir?

Şüphesiz, bir insanın şifa bulması için bir hayvanın kesilmesi ve tedavide kullanılması caiz ve uygundur.

Tıbbi bir deney olarak kullanılacak hayvanlarda, şu konulara dikkat edilmesi gerekir:

1. Materyali Değiştirme (Replacement): Eğer mümkünse, hayvan yerine, aynı güvenirlikte sonuçlar verecek başka materyal ya da modeller üzerinde çalışmak.

2. Sayıyı Azaltma (Reduction): İstatistik hesabı etkilemeyecek en az sayıda hayvan üzerinde çalışmak.

3. Uygun Koşulları Sağlama (Refinement): Deneylerde hayvanlarda en az rahatsızlığa yol açacak şekilde davranmak.

4. Bu hayvanlarda yapılacak deneylerin, zevk ve süs için değil, insan hayatına hizmet esas alınmalıdır.

Not: Hayvan deney çalışmalarında etik ve sertifikasyon kurallarına uyulmalıdır.

33 Bitki ve hayvanların ibadetleri nasıldır? Hayvanların dünya ve ahiret hayatları hakkında bilgi verir misiniz?

Cenâb-ı Hakk’ın dünyanın imarı ve şenlendirilmesi için yarattığı cismanî varlıklardan  biri  hayvanlardır.

Hayvanlar, ruh sahibidirler. İştihalı bir nefisleri ve cüz’î bir ihtiyarları vardır. Fakat akılları ve şuurları yoktur. Şehvet, gazab gibi duyguları ise sınırlıdır. Cenâb-ı Hak, yaratılıştan onların bu duygularına bir sınır koymuştur. Hayvanlardan her bir nev’in belli bazı vazifeleri ve hizmetleri vardır. Cenâb-ı Hakk’ın tayin ettiği bu vazifeleri, onlar tam bir şevk ve itaat içinde yerine getirirler. Fıtratları, kendilerini yaratan ve rızıklarını veren Rablerini bilir ve tanır. Kur’ân-ı Kerîm’in sarih beyanına göre, -zerrelerden güneşlere kadar- canlı-cansız bütün varlıklar, her an Cenâb-ı Hakk’a “birer mahsus tesbih, birer ibadet ve birer has secde etmektedirler” (Bk:el-Hadid, 1; el-Haşr, 1, 24; en-nur, 41; el-İsra, 44; es-Saff, 1; el-Cuma, 1.)

Âhirette hayvanların ruhları bakî kalacak, cesetleri ise toprak olacaktır. Yalnız her bir nev’in bir tek cesedi, kendi nev’ini temsilen cennette bulacaktır. Bazı rivayetlerden anlaşıldığına göre, Süleyman (A.S.)’ın Hüdhüd Kuşu ve Karıncası, Salih (A.S)’ın Devesi, Ashâb-ı Kehf’in köpeği gibi bir kısım hususî ve meşhur fertler de hem ruhları, hem de cesetleriyle baki kalacaklardır. (Bediüzzaman, Lem’alar, 350)

Bitki ve hayvanların ibadetleri nasıldır?


Bitkiler, canlı varlıklardır. Fakat ruh, akıl ve şuur sahibi değildirler. Dağ, taş, toprak gibi Cansızların ise, hayatları da yoktur. Her iki nev’de yaptıkları amellerinde ihtiyar sahibi olmayıp, tamamen Allah’ın iradesiyle, ismiyle, hesabıyla, güç ve kuvvetiyle, onun namına iş görürler. (Sözler, 371, 372.)

Kur’an’ın beyanına göre, mevcudatın her biri, Allah’a hususi bir ibadet ve secde ettikleri gibi, dergâh-ı ilâhiyeye de üç tarzda dua etmektedirler.

Birincisi:
İstidat lisaniyle (kabiliyet diliyle)dir. İster hayvanlardan olsun, ister bitkilerden, “tenasül”, yani üreme ve çoğalma kanununa dahil olan her fert, bütün yeryüzünü kaplamak temayülündedir. İstidat diliyle buna dua etmektedir. Ta ki yeryüzünü kendisine ve türüne özel bir mescid yapmakla Fâtır-ı Hakîm’inin güzel isimlerini izhar etsin ve böylece Hâlık’ına (Yaratan’ına) sonsuz bir ibadette bulunsun. Kuşların, balıkların, karıncaların yumurtalarında, bitki ve ağaçların meyvelerinde ve o meyvelerin çekirdeklerinde ifrat derecedeki çokluğun sebebi budur. Ancak Cenâb-ı Hak, âlem-i şehadetin darlığına, müstakbel ibadetlerin ezelî ilminde mevcut olmasına binaen o istidat diliyle yapılan duayı, kuvve (potansiyel) halinde kabul etmiş, fiile çıkmasına hikmetiyle izin vermemiştir. (Bu hususta geniş bilgi için bk: Mesnevi-i Nuriye, 198.)

İkincisi: Fıtri ihtiyaç diliyle yapılan dualardır. İster hayvan, ister bitki olsun bütün canlılar, tercih ve iktidarları dahilinde olmayan zorunlu ihtiyaçları için Cenâb-ı Hakk’a dua etmekte ve hayatlarının devamı için gereken rızkı ihtiyaç diliyle O’ndan istemektedirler.

Üçüncüsü: Izdırar lisaniyle (zaruret diliyle) yapılan duadır. Bu daha ziyade ruh sahibi varlıklara özeldir.

Bu üç kısım dua, bir engel olmazsa, daima makbuldür. (Tafsilat için bk: Mektubat, 277-278; Sözler 198.) Gerek bitkiler ve gerekse hayvanlar, belli bazı görevleri yerine getirmek için yaratılmışlardır. Her bir fert, kendi nev’ine mahsus Cenâb-ı Hakk’ın takdir ettiği bu vazifeleri yerine getirmek için tüm gücüyle, yılmadan çalışırlar. Onlar bu vazifelerini yerine getirmekten büyük zevk duyarlar. Çünkü Cenâb-ı Hak, onlar için, rahmet ve cömertliğiyle hizmetin mükâfatını, o hizmetin içine koymuştur. Yapılan bir amelin ücretini, bizzat o amelin içinde gizlemiştir. Bu sırdan dolayı, arıdan; sinekten, tavuktan tut, tâ güneş ve aylara kadar her şey, tam bir şevk ve lezzet içinde fıtrî vazifelerine çalışırlar, kendilerine yaratılıştan verilmiş görevleri hiç bir zaman aksatmazlar. (Vazife ve hizmet içinde lezzet bulunduğunun izahı için bk: Lem’alar 113-116.)

34 Hayvanlarda sabır var mıdır?

"Sabır"ın lügat manası: Acıya ve zorluğa katlanmak. Bir musibet ve belaya uğrayanın telaş ve feryat etmeyip, sonunu bekleyip tahammül ile katlanmasıdır.

Görüldüğü gibi sabırda, olayın sonunu düşünerek tahammül gösterme vardır. Sabır gösterilen hadisenin yakın veya uzak gelecekte bize kazandıracağını düşünme vardır.

Mesela insan, günah işlememeye sabır eder. Maruz kaldığı hastalıklara ve musibetlere sabreder. Oruç tutarak açlığa sabır eder. Öbür dünyada bütün bu sabırların mükâfatını Allah’ın kendisine vereceğini düşünür.

Sabır, tahammülü kolay olmayan bir davranıştır. O sebepten, Kur’an ve hadislerde nefis ve şeytana karşı sıkça sabır tavsiye edilir. Sabredenlerin kurtulacağı müjdelenir.

Demek ki sabır, sonucu düşünülerek, sıkıntılara katlanmadır. Hayvanlarda, o anda karşılaştığı olayda, gelecekteki faydaları düşünerek nefsine hâkim olma söz konusu değildir. Çünkü bu, akılla, muhakeme ile ve fikir yürütmeyle, dünya veya ahirete ait menfaati düşünmeyle doğru orantılıdır.

Akıl, fikir ve vicdan gibi duygularla en mükemmel şekilde donatılmış olan insanın bile çoğu zaman kâmil manada yerine getiremediği sabırlı davranışı, hayvanların sergilemesi mümkün gözükmemektedir.

Onlarda bazı hallerde görülen bekleme davranışı ve tahammül, sabırdan ziyade içgüdü olarak ifade edilen ilham-ı İlahî şeklinde açıklanabilir.

Mesela, tavuklar ve kuşlar yumurtlamanın belli bir döneminde yumurtanın üzerinde oturuyor. Diğer zamanlarda onlara bu davranışı yaptırmak mümkün değildir.

Kedi, farenin çıkışını, onun deliğinin ağzında bekliyor. Bu bekleyişler, sabırdan ziyade, onların hayatlarının devamı için verilen fıtri davranış şekilleri olmalıdır.

35 “Örümcekleri öldürünüz, o şeytandır.” anlamındaki hadise göre, zararı olmayan örümcekleri öldürelim mi?

“Örümcekleri öldürünüz, o şeytandır.”(Kenzu’l-ummal, h. no.39999)

anasındaki hadis rivayeti mürseldir. Mürsel hadis, zayıf hadis çeşitlerindendir. Elbani de bunun zayıf olduğunu, diğer bir rivayeti için mevzu olduğunu belirtmiştir. (bk. Daifu’l-camiissağir, h. no: 3897-3898)

- İnsanlara zarar veren haşeratı mümkün oldukça öldürmeden defetmek gerekir; bu mümkün değilse, öldürülmelerine ruhsat vardır.

- Zararı olmayanlara ise dokunmamak esastır.  Ancak evlerde insan sağlığını bozacak haşerelerin evden kovulması gerekir. Bunu en hafif zayiat verdirerek yapmak gerekir.

36 Hayvanları kısırlaştırmak ve kürtaj etmek caiz midir?

Hayvanı kısırlaştırmak caizdir; ama gebe hayvana kürtaj yapmak caiz değildir.

37 Akvaryum balıklarına canlı yem verme caiz midir? Akvaryumda balık besleyen arkadaşlar, genellikle balıkları daha sağlıklı olsun diye canlı yem vermektedirler. Mesela kurt vb ufak canlılar, canlı canlı yem yapılmaktadır...

Diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da azimet ve ruhsatlara göre değerlendirme yapılabilir. Azimet ve takva ve fıtrî şefkate göre, zorunlu olmadığı sürece ne olursa olsun canlıların hayat hakkına saygılı olmak gerekir. Bediüzzaman'ın:

"Kaplan gibi hayvanların helâl rızkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızk yapmak, şeriat-i fıtriyece haramdır." (Mesnevî, Katre'nin son sayfası)

şeklindeki ifadesi, bu konuda çok çarpıcı bir gerçeğin ifadesidir. Buna göre söz konusu balıkların fıtrî rızıklarının ne olduğu hususu önem arz etmektedir.

Ruhsat kısmına gelince, eğer akvaryumda yaşayan balıklar için başkaca bir beslenme imkânı varsa mutlaka o tercih edilmelidir. Canlılar dışında başka bir alternatif yoksa, zaten mesele yoktur. Ama her durumda böyle bir beslenmenin haram olmayacağı, ancak buna ihtiyaç olmadığı takdirde ise, kerahetten hâli olmayacağı kanaatini taşıyoruz.

38 Bekçi köpeğim var, bunun kuyruğunu kestirmek istiyorum, dini açıdan sakıncası var mıdır?

Mazeretsiz olarak hayvana eziyet etmek haramdır. Köpeğin kuyruğunun kesilmesi de acıdan boş olmaz. Üstelik lüzumsuz yere Allah’ın sanatını bozmanın bir anlamı yoktur.

Çobanlık, avcılık, bekçilik gibi meşru mazeretler olmaksızın köpeğin evde beslenmesi çok iyi karşılanmamıştır. Şayet bu konulardan biri için beslenen köpeğin, dinî veya gerekli başka bir sebepten ötürü kuyruğunun mutlaka kesilmesi gerekiyorsa, acı vermeyecek şekilde bir teknolojiyi kullanmak gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Evde köpek beslemek namaza mani midir?

Hayvan hakları konusunda bilgi verir misiniz?

39 Köpeklere olumsuz bakışın nedeni nedir? Köpekler bugün güvenlik sektöründe de kullanılan oldukça sadık hayvanlar... Bir köpek gördüğümüzde sevme isteğimiz geldiğinde, "necis" olabileceği düşüncesi ile vazgeçiyoruz...

Köpek Allah’ın yarattığı sanat olarak, diğer canlılılar gibi harika bir varlıktır. Sahibine karşı gösterdiği vefakârlığı açısından da övülmeye değerdir. İnsanlar için koruma görevi üstelenen sadık bir hizmetkâr olduğu tartışılmaz.

“Allah’ın size öğrettiğinden öğrenip eğittiğiniz –köpek gibi- avcı hayvanların sizin için tutup getirdiklerinden yiyiniz..”(Maide, 5/4)

mealindeki ayette, özellikle köpeğin Arapçadaki karşılığı olan KELB kelimesinden türetilen ve eğitenler anlamına gelen “mukellibîn” kelimesinin kullanılması, köpeklerin bu işte en ehil avcılar olduğuna işarettir. Bu açıdan köpekler, avcılık, bekçilik, narkotik, güvenlik gibi konularda kullanılabilir. Dini açıdan bir sakıncası olmaz.

Bütün bu iyi yanlarıyla beraber, köpeklerin olumsuz tarafları da vardır: Örneğin; görevi insanları korumak iken, bazen onlara zarar verebiliyorlar. Yırtıcı hayvanlardan korumaları gerekirken, kendileri yırtıcı özellikleriyle hareket edebiliyorlar. Bazı hadis rivayetlerinde onlara karşı sergilenen olumsuz tutum, onların bu gibi olumsuz tavırlarına yöneliktir.

Önemli bir noktada da, köpekler  kendilerine iyilikte bulunan insanlara karşı aşırı derecede bağlanıp, bütün teşekkürlerini -hal dilleriyle- onlara yapmalarıdır. Böylece esbapperestlerin düştüğü şirke girdikleri için, bir sille-i tedip olarak necis damgasını yemiştir.

Bununla beraber, Maliki mezhebinde köpeğin temiz kabul edilmesi, onunla ilgili necislik hükmünün de içtihadî olduğunu göstermektedir. Ayrıca Hanefi mezhebine göre de köpek necis değildir, dokunmanın namaza bir zararı olmaz.

Kedi ise, köpeğin aksine, şükranlarını kendisine iyilikte bulunanlara değil, gerçek Rezzakı olan Yüce Yaratıcısına sunmaktadır.(bk. Sözler, s.334).

İlave bilgi için tıklayınız:

Evde köpek beslemek namaza mani olur mu?..

40 Domuzdan alınan hormonların, iri ve şişman olması için büyük baş hayvanlara nakledildiğini duydum. Böyle bir hayvanın eti ve sütü helal olur mu? Domuz veya köpeğin sütüyle beslenen hayvanın durumu?..

Öncelikle, bu konu için bir problem çıkarıp huzursuz olmaya  gerek yoktur. Çünkü, böyle bir işlemin olup olmadığı -kulaktan dolma şeyler olup- kesin olarak bilinmemektedir. Şayet kesin olarak bazı hayvanlarda olsa bile, hangi hayvanda olduğu belli olmadığı için yine haram hükmü söz konusu olmaz.

Necis olan bir madde istihaleye uğrarsa temiz olur. Örneğin şarap sirkeye dönüştüğü zaman helal ve temiz olur.

Bu açıdan bakıldığı zaman, söz konusu hormonlar, hayvanın vücudunda bir istihaleye uğruyorsa bu da temizlenmiş olur. Hayvanın etine ve sütüne ne derece karışıyor ve ne derece kalıcı oluyor, elbette bu husus işin uzmanlarının bileceği bir iştir.

Nitekim, önemli bir kısım alimlere göre, bir köpeğin veya domuzun sütüyle beslenen bir kuzunun eti temiz kalır ve yenilmesi helaldir. (İbni Abidîn 4/341)

Diğer bir kısmına göre ise, bu da celale (pislik yiyen hayvan) gibidir, eti kerahetle caizdir. Diğer bazı alimlere göre ise bunun eti haram olur.

41 Erkek aslanların, yeni ele geçirdikleri ailenin küçük aslanlarını boğarak öldürmesi, acımasızlık olarak vurgulanıyor. Bu olaylara nasıl bakmak gerekir?

Bütün canlılar camiasında adaletin hükümran olması için, akıl, gönül veya his / duygu bazında bir şefkat, bir duyarlılık verilmiştir. Akıl ve gönül şuurundan mahrum olan canlılara da  -gayri şuurî olsa bile- bir şefkat hissi, bir istidat verilmiştir. Kediler, tavuklar gibi aslanların da yavrularına karşı gösterdiği tavırlar, bu şefkat hissini açıkça göstermektedir.

Sorudaki bilginin ne kadar doğru, ne kadar sürekli bir kanun gibi olduğunu -en azından şimdilik- söyleme imkânımız yoktur. Eğer böyle bir durum söz konusu ise, bu fıtratlarında var olan şefkat hislerine aykırı bir davranış olduğundan, söz konusu erkek aslanlar için bir zulüm olarak defterlerine geçer ve kıyamet günü “boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkı alındığı zaman” (Tirmizî, Kıyâmet, 2) bu aslanlar arasında da hak ve adalet çerçevesinde bir hak alış verişi söz konusudur.

Kaldı ki Allah’ın koyduğu bu fıtrî kanunlara riayet etmeyenler, Bediüzzaman Hazretlerinin de ifade ettiği gibi, dünyada da cezasını çekeceklerdir:

“Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin (aklının) anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız, meşiet-i İlâhiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan bir şeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbikle tecziye edilir."

"Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır."

"Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır.”(Mesnevi-i Nuriye, Katre,-son-Nokta).

İlave bilgiler için tıklayınız:

Ahirette boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı söyleniyor. Bu hadisi açıklar mısınız?

Hayvanların rızklarını elde etmeleri ve aralarındaki şiddetin adaleti açısından bilgi verir misiniz?

42 Derisi ve kürkü için yetiştirilen hayvanları, boğazları kesilmeden öldürmek caiz midir?

Allah Teâlâ, diğer yeryüzü nimetleri gibi hayvanları da insanların hizmetine vermiş ve onlardan çeşitli şekillerde faydalanmayı helal kılmıştır.

İslam dini hayvanları sevmeyi ve onlara karşı merhametli olmayı tavsiye etmektedir.

Merhamet, mü'minlerin de temel özelliklerindendir. İslam'ın öngördüğü merhamet tüm yaratıkları içine alacak kadar geniş kapsamlıdır. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, yetimler, kimsesizler, hastalar ve yoksullar başta olmak üzere tüm insanlara merhamet göstermenin yanısıra, diğer tüm canlılara da merhametli davranmak mü'minlerin görevidir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bir hadislerinde kötü yola düşmüş bir kadının susuzluktan ölmek üzere bulunan bir köpeğe su verdiği için Allah tarafından bağışlandığını (Buhâri, Şürb, 9, Edeb, 27; Müslim, Selam,153, Cihad, 44), diğer bir hadisinde de kedisini açlıktan ölmeye mahkum eden merhametsiz bir kadının, bu davranışı, nedeniyle cehenneme atılmayı hakettiğini (Buhari, Edeb, 18, 27; Müslim, Fezail, 65) belirterek merhametin insanlârla sınırlı olmadığını dile getirir.

Yine Hz. Peygamber (a.s.v)'in hayvanlara iyi bakılıp beslenmesi (Ebu Davud, İsti'zan, 39), zevk için dövüştürülmemesi (Ebu Davud, Cihad, 51; Tirmizi, Cihad, 30), nişan atılan hedefler yerine konulmaması (Müslim, Sayd, 59), zevk için öldürülmemesi (Nesai, Dahaya 42) konusundaki emirleri de İslam'ın bu konudaki kapsamlı bakışını yeterince ortaya koymaktadır.

Ayrıca eti için kesilecek olan hayvanların, keskin bıçakla kesilmeleri ve onlara eziyet edilmemesi gerekir.

Buna göre, hayvanların boğularak, zehirlenerek ve boynu kırılarak öldürülmesi halinde etlerini yemek caiz değildir.

Ancak, eti yenilmeyip, sadece derilerinden yararlanılabilecek hayvanların da usulüne göre kesilmesi uygun ise de, hayvana işkence yapmamak, diri diri yüzmemek, tamamen ölmeden ateşe atmamak, ihtiyaç yoksa keyif ve gösteriş için avlamamak gibi konulara uymak şartıyla başka yöntemlerle öldürülmelerinde sakınca yoktur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvan hakları konusunda bilgi verir misiniz?

43 Evde şempanze beslemek caiz midir?

Şempanzelerin doğal ortamında hayatlarını sürdürmeleri gerekir. Evde şempanze beslemek uygun değildir. Çünkü bunlar ne kafes hayvanı ne de ev hayvanıdır.

44 Köpek kavga ettirmek günah mı?

Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır.

Kur'an-Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, “ümmet” olarak isimlendirmektedir. En’am Süresinin 38. Ayetinde;

“Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler”
 
buyrulmaktadır. Bu ayette, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları; tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

“O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.”(1)
“Hayvanları da O yaratmıştır.”(2)

Canlı cansız yaratılmışların tamamı, kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cuma Suresi'nin birinci ayetinde şöyle denilmektedir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O’nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.”

Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

Resulullah (asv) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır:

“Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (melekler) de size rahmet merhamet etsin.”(3)

Hadiste geçen “yerde olanlara” ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

Hz. Peygamber (asv)'in bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (asv)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar, bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü” şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

Atalarımız, hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz (asv) sahabîlere şu olayı nakleder:

“Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: “Bu hayvan da benim gibi susamış” deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır.”

 Bunun üzerine sahabîler: “Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?” diye sordular. Resulullah (asv):
 
“Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır.” buyurmuştur.(4)

Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber (asv):
 
“Bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinin yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi.” buyurmuştur.

İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz, “Cenab-ı Hakk'ın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını” (5) bildirmiş; “kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını”(6) emretmiştir.

Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz’in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.

Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir. Köpeklerin dövüştürülmesi de caiz değildir.

Dipnotlar:
1. Secde: 7
2. Nahl: 5
3. Tirmizi, Birr, s. 16
4. Tecrit, c. vii, s. 223
5. Ebu Davud, 2/11
6. Buhari. Edebü’l-Müfred, 139

(Mehmet Emin BAYAR, Din Hizmetleri Müşaviri)

45 Tilki kürkü ve diğer hayvan kürklerini, derilerini kullanmak caiz midir?

Nesaî, Tirmizî ve İbn Mace’nin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (asv) şöyle buyurmaktadır:

“Herhangi bir deri tabaklansa temiz olur.” (bk. Zuheylî el-Fıkhu’l-İslamî, 3/542).

Buna göre, tilki ve diğer hayvanların derileri tabaklandıktan sonra kürk yapılmasında ve onun giyilmesinde bir sakınca yoktur.

Domuz dışındaki hayvanlardan, derisi tabaklanmaya müsait olanların derileri tabaklanmak suretiyle temiz olur.

Meselâ, herhangi bir yolla ölmüş, tilki, kurt, ayı, çakal, sansar vb. hayvanların derileri yüzülür ve tuz, güneş ve kimyasal yollarla bozulmayacak biçimde tabaklanırsa temiz olurlar ve onlarla namaz kılınabilir. Bir defa tabaklandıktan sonra ıslanıp yumuşasalar dahi artık pis olmazlar.

Yine bu yabanî hayvanlardan herhangi birisi, eti yenen bir hayvanın şer`î usulde boğazlandığı gibi boğazlanmakla da derisi temiz olmuş olur. Ama temiz olması demek, yenebilir olması demek değildir; derisinin giyilebilir ve onlarla namaz kılınabilir olması demektir. Meselâ murdar olarak ölmüş, eti yenen bir hayvanın derisi soyulup tabaklansa temiz olur, ama (eti) yenmez.

Fil ve köpeği de domuz gibi görenler varsa da salîh görüşe göre onların derileri de tabaklanmakla temiz olur, giyilebilir, onunla namaz kılınabilir. Rasûlüllah Efendimizin (s.a.s) fil dişi bir tarakla tarandığı vâkîdir. (Ibn Âbidîn (Âmira) I/135-37)

Kürk, yabanî hayvan derisinden başlık vb. giymek câizdir. (Hindiye V/291-93) Ancak elbisede dahî kadının erkeğe, erkeğin de kadına benzememesi gerekir. Buna göre erkeklerin giydiği derimont ve benzeri elbiseleri kadınlar, erkeklere benzemiş olacakları için giymemelidirler. Erkekler de -varsa- kadınlara özel deri elbiseleri giymemelidirler. Bu da ayrı bir konudur.

46 Haşereleri öldürmek caiz mi? Ben gıda imalatında çalışıyorum; ne kadar temizliğimize dikkat etsek gene de haşere oluyor...

1. Evde veya işyerindeki canlıları, öldürmeden dışarı atmanın yollarını arayacağız. Her canlının hayatını korumaya gayret göstereceğiz.

2. Buna rağmen onlara engel olamıyor ve bize zarar veriyorlarsa, onları öldürmak caizdir, haram değildir.

3. Dışarıda, bize zararı olmayan hayvanları öldürmek gibi bir anlayış kesinlikle doğru değildir. En azından mekruhtur.

47 Baykuş ölüm habercisi midir?

- Ölünün baykuş olması, cahiliye dönemine ait bir batıl bir inanıştır. (bk. Şehristanî, s. 654;   Alusî, M. Şükrî, II, 199)

Peygamberimiz (asm) bunun batıl inanç olduğunu bildirmiştir.(bk. Buharî, Tıb 19, 43-45, 54; Müslim, Selâm 102, 107, 110, 114, 116; Davudoğlu, A, Sahih-i Müslim Terecine ve Şerhi, IX, 668)

- Baykuşun ölüm habercisi olduğu anlayışı da batıldır.

- Baykuş, karga, horuz gibi hayvanların seslerini uğursuz saymak düşüncesi İslam’da açıkça reddedilmiştir. Nitekim, Hz. Peygamber (asm) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

 "İslâm'da teşa'üm (bir şeyi uğursuz sayma, kötüye yorma) yoktur.” (Buharî, Tıb, 54)

Uğursuzluk bağlamında güvercin, karga, baykuş ve hüdhüd gibi kuşların uçuşundan anlam çıkarma anlayışı çok eski bir geçmişe sahip olup Bâbil ve Mısırlılar gibi Yahudi ve Hristiyanlarda da mevcuttu.

Câhiliye Arapları kuşların yanı sıra bir kısım özellikler taşıyan insanlarla kulağı yarık, boynuzu kırık hayvanları ve bazı sesleri de uğursuz kabul ederlerdi.

Hz. Peygamber (asm) hastalığın kendiliğinden sirayet etmediğini, kuşun uçmasıyla uğursuzluk meydana gelmediğini, safer ayında veya baykuşun ötmesinde uğursuzluk aranamayacağını (Buhârî, Tıb, 54; Müslim, Selâm, 102) bildirmiştir. Ayrıca İslâm’da uğursuzluk anlayışının bulunmadığını, daima iyimser ifadelerin kullanılması gerektiğini (Buhârî, Tıb, 44, 54) söylemiş, kuşun uçuşundan geleceğe yönelik kötü sonuçlar çıkarmanın şirk sayıldığını ısrarla vurgulamıştır. (Ebû Dâvûd, Tıb, 24; Tirmizî, Siyer, 47)

Bir başka rivayette ise, “Uğursuzluk anlayışı yüzünden işinden vazgeçen kimse şirke düşmüş olur.” demiş, bunun kefaretinin ne olduğu sorulduğunda,

“Allah'ım! Senin hayrından başka hayır, senin takdirinden başka takdir ve senden başka ilâh yoktur.”(Müsned, II, 220)

denmesini öğütlemiştir.

Konuyla ilgili rivayetleri değerlendiren İbnü’l-Esîr uğursuzluk telakkisinin şirk sayılmasını, bunu icra edenlerin bazı işlemlerle menfaat sağlayacaklarına ve kendilerine dokunacak zararları gidereceklerine inanmalarına bağlamıştır. (en-Nihâye, III, 152)

Bilgi için tıklayınız:

İslamiyet’den önce Cahiliyye Döneminde âhiret iancı nasıldı?

Halk arasında uğursuzluk meydana getireceğine inanılan zaman, söz, hal ve davranışların aslı var mıdır?

48 Hayvanları doğal yaşamından koparıp hayvanat bahçelerinde sergilemek doğru mudur? Hayvanat bahçelerini ziyaret etmekte herhangi bir sakınca var mıdır?

Hayvanların özgürlüklerini kısıtlamak, belli bir kafese almak doğru bir davranış değildir. İlgili hayvanat bahçelerinin sahası ne kadar geniş ise bu sakınca da o nispette azalır. Ancak bazı hayvanların neslinin ortadan kalkmaması için, böyle özel yerlere getirilip bakımının yapılması ve bu suretle onların nesillerinin daha uygun şartlarda devam ettirilmesi düşüncesi iyidir.

Her güzelin bir kusuru olabileceği gibi, her çirkinin de bir güzel tarafı bulunabilir. Bunun gibi, bu tür çalışmaların iyi tarafları yanında kötü taraflarının da olduğu bir gerçektir. Mesela, bir ceylanın özel bir yere konulması onun özgürlük alanının sınırlandırdığı için kötü, bir avcının hedefi olmaktan kurtulması iyidir.

Her şeye rağmen hayvanat bahçelerini ziyaret etmekte bir sakınca olduğunu düşünmüyoruz. Yeter ki bu ziyaret sebebiyle hayvanlara ayrı bir sıkıntı olmasın...

49 Hayvanların ve bitkilerin duyguları ne kadar gelişmiştir, acı ve zevk alma durumu var mıdır?

Hayvanlarda da duygu vardır. Ancak insanlardaki gibi şümullü değildir. Hayvanlar da acı çeker veya zevk alır. Ancak bu o ana mahsustur; insanlar gibi sürekliliği yoktur.

İlave bilgi için tıklayınız: 

Hayvanlarda Doktorluk...

50 Üç tane tavuğu üst üste koyup, bir besmele ile üçünü birden kesmek caiz olur mu?

Eti yenen kara hayvanlarının etlerinin helal olması için, usulüne uygun olarak kesilmesi gerekir. Usulüne uygun kesim, Hanefilere göre besmele çekilerek, hayvanın nefes ve yemek boruları ile şah damarının veya iki şah damarından birinin kesilmesi şeklinde yapılır.

Besmelenin kasten terk edilmesi halinde, kesilen hayvanın eti Hanefilere göre haram olur. Ama unutarak terk edilirse helaldir. Şafiiler besmelenin kasten terkedilmesi halinde de etin yenilebileceği görüşündedirler (Nevevi, el-Mecmu, VIII, 412).

Sığır, manda, koyun ve keçi cinsinden hayvanlar yatırılıp çenelerinin hemen altından boğazlanmak suretiyle (zebh), deve ise göğsünün hemen üzerinden kesilir (nahr) ve hayvanın kanının iyice akması için bir süre beklenilir. Kesimden önce bıçak ve benzeri kesici aletlerin hayvanın gözünden uzak bir yerde bilenmeleri sünnettir. Hayvanlardan biri, diğerinin gözü önünde kesilmemelidir (Kasani, Bedaiü’s-sanai’, V, 41).

Kesilecek hayvanları kıbleye döndürerek kesmek sünnettir. Hayvanın canı çıkmadan boynunu kırmak, derisini yüzmek, bir uzvunu koparmak veya tüyünü yolmak gibi hayvanın acısını arttıracak işlerden kaçınılmalıdır (İbn Nüceym, el-Bahru’r-raik, VIII, 194).

Hayvanın, kesim esnasında canlı olması kaydı ile acıyı azaltmak maksadı ile düşük voltajlı elektrik şokuna tabi tutulmasında sakınca yoktur. Tavuk ve hindi kesimlerinde kullanılan otomatik kesim makinesini çalıştıran kişinin, düğmeye basarken besmele çekmesi halinde, o seride kesilecek bütün hayvanlar besmele ile kesilmiş sayılır.

Nitekim eski dönemdeki fakihlerimiz, biri diğerinin üzerinde olması suretiyle iki koyunun üst üste konulup tek bir besmele ile birlikte kesilmesi halinde her ikisinin de helal olacağını söylemişlerdir. (Bedai, 4/173). Bu kuralı günümüzde kullanılan otomatik kesim makinesine tatbik etmek mümkündür.

51 Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar üzerinde yapılan suni tohumlamanın, dinen bir mahzuru var mıdır?

Sözlükte “aşılama ve dölleme” mânasına gelen ilkah ve telkih kelimeleri, esasen Arapça’da polenlerin taşınması suretiyle bitkilerin döllendirilmesini veya erkek hayvanın dişisini döllemesini ifade eder.

XX. yüzyıl içinde bilim ve teknolojide alınan mesafeler, özellikle gen mühendisliği ve veterinerlik bilimlerindeki hızlı gelişmeler sonucu, hayvanların tabii yollar dışında birtakım hâricî müdahalelerle döllendirilmesi imkânını ortaya çıkarmış, buna paralel olarak belli bir talep ve pazar oluşmuştur.

Cinsel yasak, mahremiyet ve ayıp gibi kavram ve değerler sadece insana has olduğundan, hayvanların gerek kolayca döllenmesini gerekse nesillerinin ıslahını temin maksadıyla sunî tohumlama yöntemine başvurulması, kural olarak câiz görülmekle birlikte, konu fıkıh kaynaklarında özellikle "ücretli tohumlama ve ücret ödemenin gebelik şartına bağlanması" durumları başta olmak üzere belli açılardan tartışılmıştır.

Hayvanların ilkahı konusuna hadislerde sınırlı biçimde temas edilir. Bazı hadislerde “bey‘u’l-melâkih”, “bey‘u’l-medâmîn”, “bey‘u’l-mecr”, “habelü’l-habele” şeklinde geçen ve çiftleşme öncesinde erkek veya dişi hayvanın dölünün ya da dişi hayvanın karnındaki ceninin satım sözleşmesine konu edilmesi şeklinde ortak bir içeriği bulunan işlemlerin yasaklanmış olması (Muvatta, Büyû, 63), öncelikli olarak akid konusunun niteliğinin bilinmezliği sebebiyle, taraflar arasında doğabilecek çekişme ve mağduriyetleri önlemeye yönelik bir tedbir niteliğindedir.

Hz. Peygamber (asm)'in, "tohumluk erkek hayvanın dişiyi döllemesi karşılığında para alınmasını yasakladığı" yönündeki hadislere (Buhârî, İcâre, 21; Ebû Dâvûd, Büyû, 42) İslâm hukukçularınca farklı açıklamalar getirilmişse de bu yasağı, yine Resûl-i Ekrem’in akidlerin garar (akdin haksız kazanca yol açacak ölçüde kapalılık) içermemesine ve gerçekleşmesi kesin olmayan sonuçlara bağlanmamasına verdiği önemin bir uzantısı olarak görmek gerekir.

Bu sebepledir ki başta İmam Mâlik olmak üzere birçok fakih, erkek hayvanın dişi hayvana ücret karşılığı çekilmesini veya bu sebeple ücret ödenmesini helal saymakta, fakat akdin "hayvanın gebe kalması şartı"na bağlanmasını câiz görmemektedir.

Ancak, bu işin ticarî amaçla ve profesyonelce yapılması durumunda, yeni bilimsel gelişmeler de göz önünde tutularak, tarafların haklarını koruyucu tedbirlerin alınması gerektiği açıktır.

Öte yandan, hayvanlara uygulanan sunî ilkah yönteminin hayvanların kolayca döllenmesini temin, nesilleri ıslah ve verimliliği arttırma gibi mâkul çerçevenin dışına çıkarılarak "tabii çevreyi ve dengeyi tahrip edici, fıtratı bozucu ve hayvan haklarını ihlâl edici" boyutlara taşınması da asla uygun görülmez.

Sonuç olarak:

Ücretli ve şartlı sunî tohumlama konusuyla ilgili olarak, İslâm hukuk literatüründe yer alan tartışmalardan hareketle, sunî tohumlama için ücret talep edilmesi ve ödenmesinin câiz olduğu, ancak akdin veya ücretin hayvanın gebe kalması şartına bağlanmasının doğru ve geçerli olmaması gerektiği söylenebilir.

Bu işin profesyonellik çerçevesinde icrası ve bilimsel verilere göre gebe bırakma ihtimalinin çok kuvvetli olmasına binaen, ücret ödeyen tarafın hakkını koruyucu bazı önlemlerin alınması da hakkaniyete aykırı olmaz. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, İlkah md.)

52 Sinek savar kullanmak, yani mor ışığa gelen sinekler elektiriğe çarpılarak ölüyor ya, bu caiz midir?

1. Öncelikle evdeki canlıları öldürmeden dışarı atmanın yollarını arayacağız. Her canlının hayatını korumaya gayret göstereceğiz.

2. Buna rağmen onlara engel olamıyor ve bize zarar veriyorlarsa, onları öldürmak caizdir, haram değildir.

3. Dışarıda bize zararı olmayan hayvanları öldürmek gibi bir anlayış kesinlikle doğru değildir. En azından mekruhtur.

53 Veber adlı hayvanın yenilmesi caiz midir?

VEBR, tavşandan daha küçük, kuyruğu kısa bir hayvandır. Türkçe’de bunun adı “Çöl faresi”dir. Eti yenir, Araplar yiyor. 

"Çöl faresi" yazarsanız, Google'dan resmini bulabilirsiniz.

54 İnsanları, hiçbir sebep olmaksızın yaralayan veya öldüren hayvanların mahşerdeki durumları nedir?

Hayvanlarda akıl olmadığı için günah söz konusu değildir. Ancak hayvanların hesap günü birbirleriyle hesaplaşması vardır. Bir hayvanın saldırısına uğrayan İnsanla hayvanın hesaplaşmasına gelince, insanın uğradığı bu durum bir musibettir ve günahlarına keffaret olacaktır. O hayvanın hal diliyle yaptığı ibadetlere mukabil insana sevap da verilebilir. 

Canlıları zîhayat (canlı), zîruh (ruh sahibi) ve zîşuur (akıl ve şuur sahibi) olarak üçe ayırırsak, bitkiler sadece zîhayattır, canlılar içinde yer alır. Hayvanlar ise hem zîhayat, hem de zîruhturlar. İnsanlar, melekler ve cinler ise hem zîhayat, hem zîruh, hem de zîşuurdurlar. Bunların içinde ise insanlar ve cinler mükellef varlıklardır; Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla vazifelidirler, hayatları boyu bir imtihana tâbidirler. Ölünce de ya Cennette veya Cehenneme gireceklerdir.

Hayvanlar ise akıl ve şuur gibi kendilerine mes’uliyet yükleyecek duygulardan mahrum olduklarından, günah-sevap, hayır-şer, cennet-cehennem gibi mefhumlar onlar için söz konusu değildir.

Tek hücreli varlık olan amipten balinaya varıncaya kadar bütün hayvanlar ruh sahibidirler. Esas itibariyle ruhun kendisi bâkîdir, ölmez, yok olmaz, bozulmaz. Ruhun geçici olarak misafir olduğu vücut ise ölür, dağılır, gider.

Kur’ân-ı Kerim'de de açıkça ifade edildiği gibi ruh Cenab-ı Hakk'ın emri, kudreti ve tasarrufu altındadır. Ruh üzerinde Allah’tan başka hiçbir varlık tasarrufta bulunamaz. Onu yaratmak Allah’a ait olduğu gibi, muhafaza etmek de Allah’a aittir.

Mahşerdeki duruma gelince; esas olarak mahşerde iki sınıf mahlukat diriltilecek, hesaba çekildikten sonra ebedî yurdu belli olacaktır. Bunlar insanlar ve cinlerdir.

Hayvanların durumu ise tamamen farklıdır. Onlar da diriltilecek, mahşer yerine getirileceklerdir. Bu hususta iki âyet meâli şöyledir:

“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında.” (Tekvir, 81/5)

“O öyle bir gündür ki, insan kendi eliyle işlediklerine bakar. Kâfir de ‘Ne olurdu, ben bir toprak olsaydım.' der.” (Nebe, 78/40)

Bu âyetlerin tefsirinde Abdullah bin Ömer, Ebû Hüreyre ve İmam Mücahid’in rivayetlerine göre, Cenab-ı Hak mahşer gününde hayvanları da diriltip huzuruna getirecek, birbirlerinden haklarını alıp ödeştirecek, sonra da onlara, “Toprak olun” buyuracak, sonunda onların hepsi de toprak olacaklardır. Hayvanların bu haline gıpta ile bakan kâfirler, Allah’tan, kendilerini de toprak yapmasını isteyeceklerdir. Fakat insanlar cezasını çekeceğinden hayvan gibi muamele görmeyecektir. (bk.Taberi, Nebe, 40 ayetin tefsiri)

Hayvanlar her ne kadar mükellef varlık olmasalar da onlar da belli nisbette haklaştırılacaklardır. Nitekim bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm), “Her hak sahibine hakkını vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas sûretiyle hakkı alınacaktır” buyurarak âhirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirirler. Yine hadis âlimlerinin ifadesine göre, karınca karıncadan hakkını alacaktır. (Elmalılı Hamdi Yazır. Hak Dini Kur'dn Dili, 8:5599)

Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:

“Gerçi cesetleri fena bulur, fakat ervahları (ruhları) bâki kalan hayvanat mâbeyninde (hayvanlar arasında) da onlara münasip bir tarzda dar-ı bekada mücâzat (ceza) ve mükâfat vardır.” (Osm. Lem'alar,  s. 887)

Evet, hayvanların ruhu bâki kalacak, Cenab-ı Hak onların ruhunu muhafaza edecektir. Fakat ruh Allah’ın emir ve iradesi altında bulunduğundan nasıl muhafaza edileceğini ancak O bilir.

Hayvanlar arasında dahi hak geçme hususu varsa, hayvanın insan üzerinde, insanın da hayvan üzerinde hakkı olacaktır. Sebepsiz yere insana zarar veren bir hayvana hesap sorulacağı gibi, hayvanlara eziyet eden insanlara da hesap sorulacaktır. Bu hesaplar mahşerde görülecektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bazı hayvanlar bazı hayvanlara eziyet ediyor. Bu hayvanların hesabı nasıl olacak?

55 Bir köyde, yavru köpekleri doğar doğmaz feci bir şekilde öldürüyorlar, bu caiz midir?

Köpek yavrularının kafalarını kesmek de ırmağa atıp boğmak da caiz değildir. Dişi köpekleri başka yerlere göndersinler, yalnız erkek köpek beslesinler.

56 Rızık Allah’tan ise, neden hayvanlar susuzluktan ölüyor?

Hiçbir canlı açlıktan veya susuzluktan ölmez. Çünkü, hepsinin rızıkları ilahî taahhüt altındadır.

Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın. Allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de öleceği yeri de bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitaptadır.” (Hud, 11/6)

mealindeki ayette, bu taahhüdün garantisini görmekteyiz.

O halde bir mümin olarak şunu söyleyebiliriz ki, ölen hayvanlar susuzluktan değil, ecelleri geldiği için ölmüşlerdir. Susuzluk zahiri bir sebeptir. Şayet su olsaydı, yine Allah'ın takdir ettiği ecelleri geldiğinde öleceklerdi.

Şayet o hayvanların susuz kalmalarına insanlar sebep olmuşsa, bu ayrı bir konudur ve buradaki sorumluluk o kimselere aittir. İmtihanın bir gereği olarak serbest iradesiyle iyilik ve kötülük yapmaya salahiyetli kılınan insanlar, başka insanları öldürebildikleri gibi, hayvanları da öldürebilirler. Allah buna izin veriyor...

İlave bilgi için tıklayınız:

Açlıktan ölüm yok deniliyor. Ancak dünyanın birçok yerinde insanlar açlıktan ölüyor. Bu çelişkiyi nasıl açıklarsınız?

57 Hayvanların nefislerinin olmadığını biliyoruz; peki hayvanlar varlıklarının ne kadar farkındalar?

Hayvanların da nefisleri vardır; ancak akılları ve şuurları yoktur. Geçmişi ve geleceği bilmezler. Ne geçmişten elem çeker, ne de gelecekten endişe duyarlar; bu özellikler onlara verilmemiştir. Bununla beraber hayvanların his, sevk ve şevk duyguları vardır.

Ayrıca hayvanlarda cüz'i irade vardır. Çünkü, mesela siz bir hayvana güzel davrandığınız zaman size korkmadan yaklaşır. Kötü davranıp dövdüğünüz zaman sizi gördüğünde sizden kaçar. Buradan da anlıyoruz ki, hayvanların cüz'i iradesi vardır. Fakat teklifi iktiza edecek kadar değildir. Yani insanların taşıdığı "ibadet ve Allah'a itaat hususunda isterse yapar istemezse yapmaz" iradesi cinsinden değildir. Bu açıdan kendilerine göre bir iradeleri ve hayatlarını korumak için sevk ve şevk hisleri vardır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanlar ilhama nasıl mazhar olurlar?

58 Hayvanların bilimsel deneylerde kullanılması, gerektiğinde öldürülmeleri caiz mi?

İnsanı en güzel sûrette yaratan Rabbimiz, onu bütün mahlûkatın efendisi, yeryüzünün halifesi olarak dünyaya göndermiştir. Ayrıca insanı merkez bir nokta olarak kabul edersek, varlık âleminde olan her şey de onun emrinde, onun hizmetinde ve onun ihtiyaçlarını temin etmek için çalışmakta, çabalamakta, gayret sarf etmektedir.

Yine dünyada umumi bir yardımlaşma ve mahlûkatın birbirinin imdadına koşması gibi aklılara durgunluk veren bir düzen, en mükemmel şekilde işleyen bir nizam vardır. Cansızlar bitkilerin imdadına, bitkiler hayvanların yardımına, hayvanlar insanların yardımına koşmaktadır.

İnsanların en çok yanında yer alan ve her halleriyle bizlerin ihtiyacını gören en küçük canlılardan file kadar binlerce tür teşkil eden hayvanlar, insan için çalışmaktadır. Onlardan çok farklı ve değişik şekillerde istifade etmekteyiz. Bu da bizlere Allah’ın bir ikramı ve ihsanıdır. Bu hususlar Kur’ân-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

“Allah, kimine binesiniz, kimini yiyesiniz diye sizin için hayvanları yaratandır. Onlarda sizin için daha nice faydalar vardır. Gönüllerinizdeki bir arzuya onlara binerek ulaşırsınız. Onlar ve gemilerin üstünde taşınırsınız.” (Mü’min Sûresi, 79, 80)

“Hayvanları da O yarattı. Onlardan sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. Sizin için onlarda ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır.” (Nahl Sûresi, 5, 6)

Bu durumda, hayvanların bir kısmının etinden, derisinden, sütünden, yününden, bir kısmının da gücünden faydalanmamız ne kadar hakkımız ise, onları yemek için kesmek, ağırlıklarımızı taşıması için yük vurmak ne kadar normalse, bir kısmını da yine insanların sağlığı ve hastalıklarının tedavisi için kullanmak da o nisbette tabiî ve yerindedir.

Ancak bu durumda gereksiz yere onlara eziyet vermek caiz değildir.

Gerekli olup olmadığına ise, akıl, vicdan, ilim ve dini kurallara göre karar verilmelidir.

Zaten onların yaratılış hikmetlerinden birisi de çeşitli şekilde onlardan faydalanmak değil midir? Birtakım hastalıkların tedavisinde denenmek istenen ilâçların başlangıçta fare, kedi, köpek gibi hayvanlar üzerinde tecrübe edilmesi ilk anda o hayvana bir eziyet gibi görülse de, neticede insanların hayatına hizmet olduğundan garip karşılanmamalı. Eğer o ilâç, hayvana acınır da, bir insan üzerinde denenir ve o ilâcın aksi tesir göstermesiyle o insanın hayatına mal olursa, onun ölmesi, hayvanın telef olmasından daha mı hafiftir?

Şüphesiz, bir insanın şifa bulması için bir hayvanın kesilmesi ve tedavide kullanılması caiz ve uygundur. Hristiyanların bu meseleye “hayvanseverlik” iddiasıyla karşı çıkmaları taassuptan başka bir şey değildir.

59 Bazı hayvanlar bazı hayvanlara eziyet ediyor; bu hayvanların hesabı nasıl olacak?

Allah’ın iki şekilde kanunu, nizamı ve şeriatı vardır.

Biri, kelam vasfından gelen; insanların inançlarını, itikatlarını, ahlak ve muamelatlarını tanzim eden Din, Kur’an dediğimiz meşhur şeriat... Buna inanan, itaat ve boyun eğene mümin veya müslim diyoruz. İnkâr eden ve isyan edene ise kâfir ve gayri müslim deniyor. Bu şeriata itaat eden veya etmeyen; mükafat ve mücazatını genellikle ahirette görür. Çünkü imtihanla ilgili bir konu olduğundan, şartları ve uygulama sebepleri vardır.

Mesela, akıl ve baliğ olmak, sıhhatli olmak, insanlardan veya cinlerden olmak, imtihana girecek istidat ve kabiliyette olmak, neticesini dünyada değil ahirette beklemek, bu şeriatın ana şartlarından ve kaidelerindendir. Bu şart ve kurallara uygun ve müstait olmayanlar, bu şeriatın sınırından çıkar, mesul ve sorumlu olmaz. Şartlara haiz olmayanlara bu şeriatın cezaları uygulanmaz, neticede ceza ve mükafat, adalet olmadığı gibi zülüm olarak da değerlendirilir. Allah ise mutlak adil olup zulümden münezzeh olduğundan; bu şartlara müstait olmayanları bu şeriatın tasarrufu altına almıyor. Onlara meşhur şeriatın tatbiki hikmet ve adalet- ilahiyeye muvafık olmayacağından dolayı onlar, İslamiyet , Kur’an ve dinin kaide ve kurallarından hariçtir ve mesuliyetleri yoktur.

Fakat Cenab-ı Hakk’ın ikinci tip kanunu, nizamı ve şeriatı ise irade vasfından gelen; fıtratı, kaide ve kural altına alan, kâinatın nizam ve intizamını temin eden, âlemi sevk ve idare cihetiyle ihata etmiş olan sünnetullah, adetullah kanunlarıdır. Yani ehl-i dünyanın doğa veya tabiat kanunları diye hakikatini keşfedip, fakat yanlış isimlendirdiği kanunlar yine adetullah ve sünnetulah kanunlarıdır.

İşte bu da bir çeşit şeriat veya din veya büyük kâinat kitabının uyulması icab eden kanunları, namusları ve meseleleridir. Bu ikinci kanunlar silsilesinin kelam sıfatından gelen İslamiyet ve Kur’an kanunlarından farkı ise:

1. Kâinatı ihata etmesi, inanan veya inanmayan, ihtiyar veya çocuk, deli veya veli, hayvan veya insan, hiçbir nesnenin şümulünden hariç kalmadığı ve her şeye eşit münasebette olan, tatbikatında tefrik ve temyiz olmayan kitab-ı kebiri kâinatın adetullah ve sünnetullah kanunlarıdır. Yani bu kanunlar şu veya bu kimse veya varlık farkı olmadan her şeyi içine alır.

2. Bu kanunlara itaat ve isyan olabilir. İtaat eden ve etmeyen manen Müslim ve gayri müslim olarak değerlendirilebilir. Bu itaatte ve isyanda mükafat ve mücazat, kelamî şeriatta olduğu gibi ahirette değil, dünyada cezası peşin verilir.

Mesela, sabreden zafere gider. İlaç kullanan şifa bulur. Yüksekten düşen ölür. Ateşe giren yanar. Mahlukat fanidir, ölür. Suyla temas eden ıslanır. vs...

Şimdi namaz kılmak, Kur’an’ın bir kanunu olup, mü’min olmak, akıl ve baliğ olmak şartına bağlıdır. Bu şartlara haiz olmayanlar dinin hükümlerinden ve namazdan mesul olmazlar. Fakat kitab-ı kebiri kainatın kanunları, yani Allah’ın adetullah ve sünnetullah dediğimiz fıtratın kanunlarını uygulama ve tatbikatında şartlar aranmaz. Akıl baliğ olsun veya olmasın, inansın veya inanmasın hayvan veya insan olsun, bu kanunlara dikkat etmeye, mucibince amel etmeye, acizlerin de sakınmaya ve korunmaya ihtiyaçları vardır.

Mesela, ateş yakar. Bu kanun herkes için işler ve çalışır. Bunun gibi kanunların faydalarını elde etmek, zararlarından da sakınmak için insanlarda kalb, akıl ve his devreye girer. Hayvanatta his ile beraber sevk ve şevk duyguları harekete geçer. Nebatatta ise istidat ve kabiliyetlerin münasebet ve alakası vardır.

Kur’an’ın hükümlerinin helal, haram ve diğer mertebeleri olduğu gibi fıtratın kanunlarının da bununu gibi helal, haram ve diğer mertebeleri vardır.

Mesela, ateşe yaklaşmak haramdır, yakar. Su içmek hayat için helaldir ve farzdır. Aksi halde yaşanmaz. Yüksekten atlamanın meratibi vardır. Minare oldu mu öldürür, fakat keyf için lezzet için atlamanın helal mertebeleri vardır. Misaller çoğaltılabilir.

Demek ki fıtratın kanunlarına karşı tedbir almak esastır. Bu kanunlara uygun veya aykırı hareket etmenin sonuçları dünyada hemen peşin olarak görülür.

Hayvanatta akıl yok. Fakat;

1. His,
2. Sevk ve şevk duyguları,
3. Cüz'i bir cüz-i irade olduğundan,

akıl noktasındaki muamelattan hariçtirler ve sorumlu değillerdir. Fakat fıtratın kanunlarından mesul ve sorumludurlar.

Mesela, bir hayvan aklı olmadığı halde mezkur his ve duygularıyla ateşe yaklaşmaz, düşmanından kendini korur, yüksekliğin hesabını yapar, hayatına lüzumlu levazımatı edinir, yavrularını terbiye eder, meskenini yapar ve özellikle de şefkat ve himaye noktasında çok hassastırlar, dikkatle davranırlar.

Bu şefkat, himayet, hayat ve terbiye gibi fıtratın kanunları herkes için eşittir. Her mahluk için lüzumludur. Ve tamamının bunlardan hakkı ve hukuku vardır. Ateşe düşen hayvanın yandığı gibi şefkat, himaye, hayat vs... gibi kanunları ve ortak hakları inciten hayvan kim olursa olsun, hatta hayvan bile dahi olsa çarpılır, ceza görür, muhasebesi tutulur. Bu gün bilim; nebatatta bile bazı hislerin bulunduğunu tespit etmiştir. Hayvanlarda ise ruh olduğundan onlara ait hisler ve zevklerle beraber, kendi çaplarında cüz-i bir cüz-i iradeleri olduğundan, kendilerine de bir pay çıkarttıkları için hayatları meşakkatli oluyor. Ve amelleri halisen livechillah olmuyor. Yani nebat gibi değiller.

Cemadat ve nebatat hiç mesul değil, hayvanat özellikle vahşi olanları kendi çaplarında mesul, insanlar ve cinler ise tamamen mesul ve sorumludurlar.

Hadis-i şerifte;

“Boynuzsuz olan hayvan kıyamette boynuzlu olan hayvandan hakkını alır." (Ahmed bin Hanbel, Müsned, II/235)

buyruluyor. Üstad Bediüzzaman ise

“Canavarların ve vahşi hayvanların helal rızıkları ölü hayvanlardır.”

diyor. Sağ hayvanları parçalayıp rızık yapmak şeriat-ı fıtriyece haramdır. Yapsalar ceza görürler. Bir aslanın kendi öz evlatlarına olan şiddet-i şefkat ve himayeyi nazara almayarak, helal olan cenazeleri bırakıp, fıtri şeraitçe haram olan zavallı ceylanın yavrucuğunu parçalayıp, yavrularına rızık yaptığından, fıtratın şefkat ve himaye kanununu incitip kırdığından dolayı bir avcının tuzağına düşüp öldürülmesi aynı adalettir. Bu ceza dünyada görülmezse; ukbada görülür. Gerçi cesetleri fena olur, fakat ruhları baki olduğundan, hayvanlara arasında dahi bir muhasebe ve adalet mekanizması işleyecektir.

"Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür."(Zilzal, 99/7 ve 8)

 âyet-i kerimesi de bu meseleye delil ve burhan olup, her şeye şümul ve ihatası vardır.

Bu mevzuda;

1. Mutlak adalet, amellerin zerre miskali bile ihmal edilmediğinden uygulanacağı.

2. Hayvanat arasındaki zulümlerin ve mazlumiyetlerin de hesaba girip hikmetlerinin olduğu, insanların zahire bakıp fikren aldanmamaları; şefkat ve rahmet noktasında da zaaf ve acze düşmemeleri icab eder. Hayvanlarda akıl olmadığından fıtratın kanunlarının onlara tatbiki ise, fıtratın kanunları aklın düsturlarına tabi değildir. Cenab-ı Hak alemi, bizim hendesemize göre yapmadığından dolayı aklı olmayana da tatbik edilir.

Bundan dolayı bir anne evladını ateşten ve tehlikeden nasıl koruyor ise; aynı ebeveyn aklı ermeyen çocukları şefkat ve himaye kanununa zarar vermekten de korumalıdır. Yani bir çocuk eline aldığı bir kuş veya sineği öldürse; Kur’an’ın kanuna göre akıl ve baliğ olmadığından dolayı mesul değildir. Her şeye şümulü olan fıtratın kanunlarından şefkate halel verdiğinden, düşse başı kırılsa müstahak olur. Bizim anlayamadığımız ve idrak edemediğimiz, sabi çocukların ve mahlukatın başına gelen musibet ve muamelelerde bunun gibi nice ve maslahatlar mevcuttur.

Bu sistem hayvanatta da aynen cereyan eder. Ateşten sakınan, yükseklikten korkan, menfaatin ve avlanmanın en iyisini bilen hayvanlar ve özellikle canavarlar, alemdeki hayat, şefkat, himaye ve terbiye kanununa itaat edip, hudutlarını aşmamalıdırlar. Aşsa ve taşsa vaziyeti ve mahiyeti itibariyle kim olursa olsun evvela dünyada, olmazsa ukbada mücazat ve mükafatları olacaktır.

60 Hayvanların zor şartlarda hayat sürmeleri, Allah'ın rahmetine nasıl uygun düşer?

1. Bu konuda Allah’a gerçek anlamda iman etmekten başka bir çıkış yolunun zor olduğunu düşünüyoruz. Çünkü, bütün kâinatın bütün yönlerini sonsuz ilim ve hikmetiyle kuşatan Allah’ın bütün işlerinin hikmetini idrak etmek mümkün değildir. Şair boşuna dememiş: 

“İdrak-i meali bu küçük akla gerkemez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

2. Allah’a hakiki iman ne diyor? Şunu söylüyor:

Allah’ın rahmeti sonsuzdur, hikmeti sonsuzdur, adaleti sonsuzdur.. Öyleyse ey insan! Sen küçücük şefkatinin Allah’ın şefkatinden daha fazla olduğunu düşünme! Çünkü, kendi küçücük şefkatini, ufacık merhametini, Allah’ın sonsuz şefkat ve merhametinin önüne koymak gerçekte bir marazdır, bir hastalıktır. Güneş, ay, yer, deniz, hava, ışık, bin bir çeşit nimetler, annesinden doğar doğmaz ufacık yavruların yardımına koşmak ve onlara annelerinin göğüslerini birer süt musluğu haline getirmek ve daha binlerce iş, binlerce yaratma ve binlerce icraat, Allah’ın sonsuz rahmetini, şefkatinin açık göstergesidir. 

O halde bizim şefkatimize dokunan bazı olayların mahiyeti, neticeleri, görünürde acı gibi gelen manzaranın arkasındaki pek çok hikmet ve merhamet huzmelerini görmek, sağlam bir iman şuurunun gereğidir. 

3. Soruda sayılan hususların bilmediğimiz pek çok hikmeti olabilir. Ancak, bile bilmediğimiz önemli bir hikmeti de imtihan sırrıdır. Yani; Allah Kur’an’da onlarca defa kendisinin sonsuz merhamet sahibi olduğunu, yaratıklarına asla zulmetmeyeceğini bildirmiş. Kur’an’a iman edenlerin bu imanlarında samimi olup olmadıklarını test etmek için, görünürde merhamete aykırı manzaraları gösteriyor..

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece 'İman ettik' demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut, 29/2-3)

mealindeki ayette söylediğimiz bu hakikate vurgu yapılmaktadır.  

“Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) dener ki gizlide (kimsenin görmediği yerde, gerçekten) kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır.”(Maide, 5/94)

mealindeki ayette, iman-ı bilgayb cihetiyle insanların Allah’a karşı gösterecekleri tavırlarıyla samimi olup olmadıkları testine işaret edilmiştir.

Mealini vereceğimiz ayet, Uhud savaşında 70 şehit veren müminlerin test edildiğini ifade ederek bu konuda bize bir ışık tutmaktadır:  

“Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim (müşrikler) de benzer bir acıya uğramıştır. O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz (zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Ta ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdan şahitler (şehitler) edinsin. Allah zalimleri sevmez.” (Âl-i İmran, 3/140)

4. Allah’ın Rahmân ismi,“bütün canlıların, başta rızık olmak üzere, her türlü ihtiyaçlarını rahmetiyle yerine getiren” manasına gelmektedir.

Hayvanlar âleminin görevlerini aksatmadan yerine getirmelerine, çketikleri sıkıntılara, başlarına gelen hastalık ve musibetler mükâfat olarak, ahirette onlara mahsus bir saadete kavuşmalarını Rahmân ismi iktiza etmektedir. 

Bediüzzaman Hazretleri, buna hem örnek hem delil olmak üzere, hayatını Allah uğrunda feda eden mücahitlerin şehitlik rütbesine ermelerini gösterir. O şehit, hayatını Allah yolunda feda ettiği gibi, her bir hayvan da yine Allah’ın ona ihsan ettiği cihazlarla O’nun verdiği fıtrî vazifeleri yerine getirerek yaşıyor ve hayatını bu yolda bir bakıma feda ediyor. Hayvanların hayatları da "vazife uğrunda ve mücahede işinde telef" oluyor. Bu sebeple, onların da kendilerine mahsus bir manevî ücret almaları, ahirette ruhanî bir zevk tatmaları Rahmân isminin ayrı bir tecellisi olacaktır:

“Hem o Rahmân’ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismanî bir vücud-u bâki vererek Sırat üstünde, sahibine burâk gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor." (bk. Ed-Deylemî, el-Müsned 1/85)

"Öyle de sair zîruh ve hayvanatın dahi, kendilerine mahsus vazife-i fıtriye-i Rabbâniyelerinde ve evâmir-i Sübhâniyenin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîruhların, onlara göre bir çeşit mükâfat-ı ruhaniye ve onların istidatlarına göre bir nevi ücret-i mâneviye, o tükenmez hazine-i rahmetinden baîd değil ki bulunmasın...” (bk. Sözler, On Yedinci Söz)

Buna göre, bu dünyada özürlü olan, sıkıntı çeken, hasta olan her canlı; çektiği sıkıntılara, yaptığı hizmetlere ve yerine getirdiği görevlere göre, ebedi hayatta kendine uygun manevi bir ücret ve lezzet alacaktır. Onlar da Allah’ın sonsuz rahmetinden ebediyen nasipleneceklerdir.

61 Vahşi hayvanların rızıkları ölmüş hayvanlar mı?

1) Bediüzzaman Hazretlerinin böyle bir yorumu neye dayandırdığını bilemiyoruz.

a) Ancak onun Risaleleri yazarken mazhar olduğu ilhama, bu yorumu yaparken de mazhar olmuş olabilir.

b) Sahih hadislerin verdiği bilgiye göre ahirette “Boynuzsuz hayvanın boynuzludan hakkı alınacaktır.” (bk. Müslim,1, h no: 2582)

"Hayvanlar, mahşerde birbirlerinden haklarını aldıktan sonra toprak olacaklar." (bk. Abdurrezzak, et-Tefsir,1/200, Taberi, 11/347; İbn Kesir, 3/255)

Bediüzzaman Hazretleri kuvvetli ihtimalle bu hadislerin verdiği haberlere dayanarak o hükmü çıkarmış olabilir. Çünkü, boynuzlunun tosladığı hayvana karşı sorumluluğu varsa, onu öldürenin sorumluluğu daha fazladır. Madem bir yandan vahşi hayvanların haksızlık yapmaları durumunda sorumlulukları var, diğer yandan onların da rızka ihtiyaçları var, demek ki bu vahşi hayvanların rızkı ölmüş hayvanlardır. Sağ olanları öldürmeleri şeriat-ı fıtriyeye aykırıdır ki, ahirette hesabını verecekler.

c) Yukarıdaki hadisi açıklayan İmam Nevevi’ye göre, “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman” mealindeki Tekvir suresinin 5. ayeti hayvanların da çocuklar ve mecnunlar gibi haşr edileceğine delalet etmektedir. (Nevevi ilgili hadisin şerhi)

Ayette açıkça hayvanların da mahşerde toplanacağına dair bu ifadesi, onların aralarında da hak-hukuk bakımından bir hesap vermek söz konusu olacağını göstermektedir. Bundan da anlaşılıyor ki, vahşi hayvanların da birbirine karşı haksızlıkları olabilir ve dolayısıyla onların helal rızıkları ölü hayvan leşleridir.

2) Bu, bilim konusu değildir. Bilim bundan ne anlar ki!..  Bilim, işlerin arka planını değerlendiren mana-yı harfiyle işlere bakmaz ki, hak-hukuka baksın. Bu işlere bakan dindir.

3) Evet, helal rızıkları başka yiyeceklerle birlikte ölü hayvan leşleri olan vahşi hayvanların haksız yere bir hayvan öldürüp yediği et -şeriat-ı fıtriyeye göre- haramdır. Haramdır ki, onlar da ahirette mahkemeye çağrılıyorlar.

Fakat onlar insanlar gibi cehennem cezasına çarptırılmazlar. Yalnız Allah’ın sonsuz adaletinin tecelli merkezi olan mahşerdeki mahkem-i kübrada Allah’ın hem teşrii hem tekvini şeriatının hükümlerine göre muamele yapılacak ve hayvanlar bunun ardından bedenleri toprak olacak, ruhları ise cennete girecektir.

Nitekim, Abdullah b. Amr b. As'ın bildirdiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Kıyamet günü geldiğinde yer yüzi genişletilir, debelenen canlılar, hayvanlar ve vahşi hayvanlar haşredilir. Sonra aralarında (mukabele manasında) kısas uygulanır. Öyle ki boynuzsuz hayvanın kısası kendisini toslamış olan boynuzlu hayvandan alınır. Bu kısas sahnesi bittikten sonra onlara 'Artık toprak olun.' denilir. İşte o zaman her kâfir: 'Keşke ben (de hayvan gibi) toprak olsaydım.' (Nebe', 78/40) diyecektir." (bk.Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

İlave bilgi için tıklayınız:

Ahirette boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı söyleniyor. Bu hadisi açıklar mısınız?
Bazı hayvanlar bazı hayvanlara eziyet ediyor. Bu hayvanların hesabı nasıl olacak?

62 Haşa, Allah Teala sadist mi, hayvanların parçalanmasına neden izin veriyor?

“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler ateşlendiğinde, nefisler eşleştirildiğinde, diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda 'Hangi günahtan dolayı öldürüldü?' diye sorulduğunda… Herkes ne getirmiş olduğunu anlar.” (Tekvir, 81/5-14)

“Her hak sahibine hakkını vereceksiniz, hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas suretiyle hakkı alınacaktır.” (Müslim, Birr 15, 60)

İnsan, kendini ölçü alarak hayvanları anlayamaz:

Öncelikle hayvanların çektiği acıların insanın beyin algısı ve ölüm düşüncesinden yoksun olduğu açık bir husustur.

Hayvanların nasıl bir duygu ile bu acıları yaşadıkları insana kıyaslanmamalıdır. Zira insan beyninin algı mekanizması, alınan duygulara farklı anlam ve içerikler katmaktadır.

Örneğin bir hastanın hastalığından duyduğu acı mekanik bir acı olmakla beraber, umutsuzluk, kimsesizlik, çaresizlik, yokluk, zavallılık gibi algılar insan bilincine ait algılardır.

Gerçekte bizim hastalık dediğimiz de bu keder, hüzün ve ızdırap algımızdan kaynaklıdır.

Hayvanlarda ebedilik veya sonsuzluk gibi bir bilinç algısı olmadığı gibi, yaptıkları işin suç veya kötülük olduğuna dair de bir anlam algıları söz konusu değildir.

Acı duygusunun ise beyin tarafından salgılanan karşı hormonlar ile tolere edildiği veya beynin belli bir titreşim katsayısından sonra algıyı iptal ettiği bilinmektedir.

Dolayısıyla hayvanlara acımak şeklinde duyulan duygu antropik bir algıdan ibarettir.

Hayvanların da kendilerine göre aldıkları lezzetler vardır:

Kaldı ki Kur'an-ı Kerim anlam içeriğinden yoksun hayvanlara ait bu gibi durumların bile adalet ile düzenleneceğini ve acı duygusuna karşılık hayvanlara zevk duygusunun verileceğini göstermektedir.

Hayvanların bedenen ebedi olmamaları ise onlardaki bu algı ve anlam noktasındaki bilinç yokluğudur.

Bazı kimseler, bu ve benzeri sorularda hem antropik bir duruşla hem de bireysel anlamda kendi duygu ve algılarını merkeze alarak evrensel bir yorum zorlaması açığa çıkmaktadır.

Bu ise sonuçta Allah’ın da bir insan gibi düşünülmesine ve O’na asla layık olmayan yanlış ifadelerle güya sorgulanmaya çalışılmasına neden olmaktadır.

Allah, hiçbir şeye benzemez:

İnsan olarak bizim alemimiz bizi bağlar. Ve biz bu alemimizden sorgulanacağız.

Allah-u tealanın sabır ismi olduğu gibi haksızlıklara karşı müntakim ismi de vardır.

Allahu Teala bizlerin düşüncelerinin ürünü olan bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.

Hayvanın başına gelen her şey rahmettir:

Hayvanların çektikleri sıkıntılar, onlar için bir rahmettir. Ebediyen o rahmetten istifade edeceklerdir.

Rahmân ismi, “bütün canlıların, başta rızık olmak üzere, her türlü ihtiyaçlarını rahmetiyle yerine getiren” manasına gelmektedir.

Hayvanlar âleminin görevlerini aksatmadan yerine getirmelerine mükâfat olarak, ahirette onlara mahsus bir saadete kavuşmalarını Rahmân ismi iktiza etmektedir. Buna hem örnek, hem delil olmak üzere hayatını Allah uğrunda feda eden mücahitlerin şehitlik rütbesine ermeleri verilebilir. O şehit, hayatını Allah yolunda feda ettiği gibi, her bir hayvan da yine Allah’ın ona ihsan ettiği cihazlarla O’nun verdiği fıtrî vazifeleri yerine getirerek yaşıyor ve hayatını bu yolda bir bakıma feda ediyor. Onların hayatları da ‘vazife uğrunda ve mücahede işinde telef” oluyor.

Bu sebeple, hayvanların da kendilerine mahsus bir manevî ücret almaları, ahirette ruhanî bir zevk tatmaları Rahmân isminin ayrı bir tecellisi olacaktır.

Her hayvan türünün aldığı lezzet farklıdır:

Hanlıların her bir türü ayrı bir âlemdir. İnsan nevi, bu milyonlarca neviden sadece biridir. Bizler, hayvanların her bir nevinin bu dünya hayatından nasıl bir haz aldıklarını bilemediğimiz gibi, ahiretteki manevî ücretlerini de idrak edemeyiz.

Şu var ki, semada uçan bir kuşla, denizde yüzen bir balığın yahut ormanda gezen bir ceylanın bu dünya hayatından aldıkları lezzetler ve hazlar birbirinden farklı olduğu gibi, bunların ahiretteki manevî lezzetleri de her birinin istidadına göre farklılık gösterecektir. Biz ancak bu farklılığın olması gerektiğine aklen hükmedebiliriz. Ama bu farklı lezzetlerin ve zevklerin mahiyetini ve keyfiyetini anlamamız mümkün değildir.

Hayvanda akıl olmadığı için ölüm acısını hiç düşünmez. Dünyadan ayrılmak gibi bir problemi de yoktur. Sadece kesime yakın bir şeyler hisseder gibi olur.

Her nefis ölümü tadacaktır:

Her nefis ölümü tadacağına göre, hayvanlar da bu kaideye dahildirler.

Cenâb-ı Hak, sonsuz hikmetiyle hayvanlar âlemini “et yiyenler ve bitkiyle beslenenler” olmak üzere iki kısma ayırmıştır. Bütün hayvanlar ot yeselerdi, bütün hayvanların cenazeleri ortada kalacaktı. Bu faraziyeye göre, böcekler de et yemeyeceklerinden bir buçuk milyonu aşan hayvan türlerinin bütün cenazeleri yeryüzünde açıkta bırakılacak, yahut hepsinin toprağa gömülmeleri gerekecekti.

İlâhî hikmet, hayvanların bir kısmını diğerlerine rızık yapmakla hem Rezzak ismini tecelli ettirmekte, hem de Kuddüs isminin tecellisiyle yeryüzünün temizliği ve nezafeti sağlanmış olmaktadır.

Hayvanların terakkisi yoktur:

Her canlının kendine mahsus tespihi ve ibadeti vardır. Bu görevini yapan ve bu dünyadan göçme zamanı gelen bir canlıyı bir başka hayvanın parçalayıp yemesinden, yahut insanların yaptığı gibi kesip yemelerinden rahatsızlık duyanlar şunu unutuyorlar:

Bir insanın bir başkası tarafından öldürülmesiyle bir hayvanın kesilip yenilmesi arasında şöyle önemli bir fark vardır: “İnsan, öldürülmeyip hayatta kalsaydı şu ibadetleri yapabilir, şu hayırları işleyebilir ve şu ilimleri tahsil ederek kemale erebilir, manevî terakkisinde büyük yol alabilirdi.” diye düşünebiliriz. Ama, hayvanlar için böyle bir terakki ve tekâmül söz konusu değil.

Özetle, Allah Hakimdir, abes ve gereksiz iş yapmaz; Rahimdir, merhametiyle muamele eder. Onun hikmetine ve rahmetine itimat etmek, Ona güvenmek ve Ona gerçekten inanmak gerekir...

63 Kendi bahçemde baktığım arıların başka tarlalardan ve bahçelerden getirdiği polenle yapılan balın yenmesi ve satılması helal midir?

Arılar, doğaları gereği farklı bölgelerdeki farklı insanlara ait bahçelerden ihtiyaçları olan besini alır ve bununla bal yaparlar. Bu durum bütün arılar için geçerlidir ve son derece normaldir. Bu şekilde elde edilen bal da dinen helaldir.

Bununla birlikte bir hile, aldatma ya da konunun uzmanlarının hak ihlali olarak nitelediği özel bir durum söz konusu ise, o takdirde bir hak ihlalinden söz edilir...

64 Sinek larvalarını, canlı olarak fırında kurutmak ya da kaynatmak caiz midir?

Hz. Peygamber (asm), etlerini yeme niyeti olmaksızın, sırf zevk için hayvanların öldürülmelerini ve avlanmalarını yasaklamıştır. (Nesai, Edahi, 42)

Fakat insanlara menfaati dolayısıyla bazı hayvanların avlanılmasına izin verilmiştir. (Buhari, Bed’ü’l-Halk, 16)

Ancak merhamet dini olan İslam’ın, bir canlının hedef alınarak eziyete tabi tutulmasını tasvip etmediği dikkate alınırsa; bu işlemin haram olmasa da kerahetten hali olmadığı söylenebilir.

Sinek larvalarını (kurt) vb. bir hayvanın doğrudan kendisinden istifade etmek için değil de onun vasıtasıyla başka bir hayvanı elde etmek için canlı olarak fırına atmak, insanların yararına yönelik olması açısından sakıncasız gibi görünmekte ise de başka alternatiflerin bulunması halinde bundan kaçınılması daha uygun olur.

Oltaya yem olarak ölmüş balıkların etleri veya bitkisel yemlerin yanı sıra, teknik olarak geliştirilmiş suni hareketli yemlerin tercih edilmesi daha isabetli olur.

65 Dünyada insana, tabiata hiçbir faydası olmayan hayvanlar neden yaratıldı?

Bir gün Hazret-i Mûsâ (Aleyhisselam) sineklerin tâcizlerine karşı şikayetkerane, "Yâ Rab, insanı rahasız eden bu mahlûkları ne için bu kadar çoğaltmışsın?" deyince, ilhâmen cevap gelmiş ki: "Sen bir defa sineklere itiraz ettin. Bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: 'Yâ Rab, bu koca kafalı beşer seni yalnız bir lisân ile zikrediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri halk etseydin, binler lisân ile Sana zikredecek bizim gibi mahlûklar olurlardı"' diye, Hazret-i Mûsâ'nın (a.s.) şikayetine karşı bin itiraz sineklerden gelmiş. 

Şimdi bazı hayvanların gereksizliğini soranlara aslan diyecek ki, “Bizler bu âlemde hayvanlar içerisinde Allah’ın Celal ismine daha fazla mazharız. O’nun bu ve benzer isimlerini şuurlu mahluklar bizde okuyorlar. Siz çoğu zaman Allah’ı unutuyorsunuz ama, bizler devamlı O’nu zikrediyoruz, tesbih ediyoruz. "

Ceylan ve geyik gib hayvanlar da onları gereksiz görenlere, “Bizde Cenab-ı Hakk’ın Cemal ve benzeri isimleri en güzel şekilde tezahür ediyor. Hem biz her an Allah’ı zikrediyoruz, bizi yarattığı ve bu güzel nimetleri bizlere ikram ettiği için O’na hamd ve teşekkür ediyoruz.” diyecekler. 

Ceylan ve geyik gibi hayvanların aslan ve kaplanlar tarafından yenmesine itiraz edenlere çimenler ve otlar diyecekler ki, “Biz Allah’ı zikrediyoruz, O’na şükrediyoruz. Eğer Aslan ve kaplan gibi hayvanlar, ceylan ve geyikleri yiyerek onların sınırlı sayıda tutulmasına mani olmasalardı, yeryüzü ceylan ve geyikle dolar, onlar da bizim neslimizi yok eder, Allah’a olan kulluğumuza mani olurlardı.” 

Melekler de bazı hayvanları gereksiz görenlere diyecekler ki, “Kâinattaki bütün mahluklar Allah’ı zikrediyor, tesbih ediyor ve O’na hamd ediyorlar. Siz bilmez misiniz ki, Allah Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde; "yerde ve gökte ne varsa hepsi Allah’ı zikreder, tesbih eder." buyurmaktadır. 

Bizler de Allah’ın bu yaratıklarına bakarak O’nun güzel isimlerinin tecellilerini okuyoruz, mütaala ediyoruz, harika sanatlarına hayran oluyoruz. Ayrıca Cenab-ı Hak da, kendi sanatını kendisi seyrediyor.  

Aslan ve kaplan gibi hayvanların asıl besinleri, ölmüş hayvanlardır. Canlı hayvanlar fıtri rızıkları değildir. Ceylan ve geyiğe musallat olması, ceylan ve geyiğin istidat ve kabiliyetini arttırır, çeviklik ve zindelik kazandırır, sürüyü hasta ve sakatlardan temizler.  Fıtri rızkının haricine çıkarak ceylanın yavrusunu parçalamasına karşılık çakal da onun yavrularını yer. 

Varlıkların yaratılışında insana bakan yönü bir ise, Allah’a bakan yönü ve faydası bindir. Dolayısıyla, aklınızın ermediği, fikrinizin yetişmediği konuları gereksiz ve lüzumsuz görmeyin. Onları gereksiz görmek, bilimin değil, cahilliğin eseridir. 

Sizin gereksiz gördüğünüz hayvan ve bitkiler, insanın kulluk ve ibadet meyvelerini vermek için yaratılan bu kâinat bahçesinin gülleri, laleleri, çiçekleri ve bülbülleri gibidirler. Onların varlığı gereksiz değil, tam tersine; sesleri, şekilleri, koku ve zinetleriyle bu kâinat bahçesinin süsü ve güzelliğidirler.

66 Sümsük kuşlarının, birbirini öldürmesi acımasızlık değil midir?

Kâinatta her şey yerli yerindedir. Varlıkların yaratılışında da hayattan çekilmesinde de tam bir denge, intizam ve nizam vardır. Varlıkların yaratılmasında ve hayatlarının devamında Allah’ın rahmet ve inayeti de gayet açık şekilde görünmektedir.

Kâinatta olduğu ileri sürülen ve iddia edilen acımasızlık ve düzensizlik, aslında bir yaratıcıyı kabul etmeyen evrimcilerin kafalarında ve gönüllerinde vardır. Bu âlemde ise, onların algıladıkları gibi bir gelişigüzellik ve merhametsizlik yoktur.

 Sümsük kuşları kalabalık koloniler halinde okyanusa bakan uçurumlardaki kayalık alanlarda yaşarlar. Hemen hemen bütün denizlerde rastlanırsa da en çok Kuzey Atlantik kıyılarında bulunurlar. Küçük okyanus adalarında binlercesi bir arada yaşar. Allah bu canlıları zamanlarını büyük ölçüde denizlerde geçirecek, kıyılarda ya da adalarda koloniler halinde üreyecek özelliklerle birlikte yaratmıştır. Otuz metreden saniyede 100 metre hızla denize dalış yaparlar. Âdeta kurşun gibi suya çarpan bu hayvanların kanatlarının kenarındaki hava yastıkları, vücutlarının bu çarpma esnasında zarar görmesini önler.

Bunların üreme alanları Kuzey ve Güney Atlantik'tir. İskoçya’daki Bass kayalıklarında 20.000 civarında sümsük kuşu, St Kilda adasında da 100.000 sümsük kuşunun varlığı bildirilmektedir. 200 bin çiftten oluşan bir kolonide sümsük kuşu (Sula bassana), ömür boyu bağlandığı eşini sesi sayesinde tanıyabilir.

Sümsük kuşları yaklaşık 80 cm boyunda ve 1,5 kg ağırlıklarında, kanat açıklığı 2 metreye ulaşan büyük deniz kuşlarıdır.

Kuzey yarım kürede yaşayan sümsük kuşları bir, güney yarım kürede yaşayanlarsa iki tane yumurta bırakırlar. Bu tek yumurtanın bir şekilde ziyan olması durumunda hemen tekrar bir yumurta yumurtlarlar. Ortalama 44 gün sonra çıkan yavru ebeveynlerin gırtlağına kadar soktuğu gagasıyla beslenir. Her 500 yumurtadan % 80’inden yavru çıkar.

İki yumurta bırakanlarda büyük yavru küçük olandan yaklaşık beş gün önce hayata gözlerini açar. Küçük olan yumurtadan çıkınca, büyük yavru hayattaysa küçüğü öldürür. Fakat büyük yavru küçük olandan evvel ölecek olursa, küçük yavru onun yerini alır.

Mavi ayaklı sümsük kuşlarında ise, büyük kardeş küçük kardeşi öldürmez, fakat ebeveynlerin getirdiği yiyeceği ilk o kapar. Büyük olan ölmedikçe ya da bir yıl kadar her ikisi için yetecek kadar yiyecek olmazsa, küçük yavru bu sebeple açlıktan ölebilir.

Sümsük kuşları ile ilgili hadisenin aslı budur. Şimdi ateist bir evrimci olan biyolog Richard Dawkins, bu ikinci yavrunun ölmesini, güya merhametine sığdıramıyor ve “Yaratıcı varsa niçin bu acımasızlık oluyor? Bunu yaratılışçılar açıklasın?” diye ideolojik propaganda yapıyor.

Kâinattaki ekolojik denge ve düzenin gerekliliğinin olup olmadığını sorsanız, böyle bir denge ve düzenin lüzumluluğunu anlatmada mangalda kül bırakmazlar.

Peki o denge ve düzen nasıl sağlanacak? Meydana gelen her yumurtanın ya da yumurtadan çıkan her yavrunun yetişkin sümsük kuşu olması gerekse o zaman geometrik olarak üreyen bu hayvanlar tabiatın dengesini bozmazlar mı? Şu an nereden baksanız yeryüzünde birkaç milyon sümsük kuşu bulunduğu anlaşılıyor. Bunlar küçük balıklarla beslenen büyük kuşlardır. Günde hiç yemeseler en az yirmi balık yerler. Bu, bir milyon kuşun günde 20 milyon balık yemesi demektir. Şimdi yavrulardan ikincisinin de hayatta kalması durumunda bu sayının geometrik olarak artacağı açıktır. O zaman bir yavrunun ölümünü aklına sığıştıramayanlar, bütün canlıların hayatını tehdit edecek bu tip gelişmeleri de açıklamak durumundadırlar. Yavru haline gelemeyen her yumurtaya, gelişme gösteremeyen her yavruya ağıt mı yakılacak?

Allah’ın olmadığını ispata çalışan bu ateist evrimciler kendilerini dünyanın tanzimine mühendis görüyorlar. Sanki her şey onların akıllarına ve düşüncelerine göre olursa nizam ve merhamet olacak. Böyle her şeye burnunu sokmak ve aklının ermediği, fikrinin yetişmediği yaratılışa itiraz etmek, en azından haddini bilmemektir.

Bir varlığın yaratılmasında insanlara bakan bir yönü varsa, Yaratıcıya bakan bin yönü ve hikmeti vardır. Burada nazara verilen ekolojik denge meselesi sadece bu işin bir yönüdür.

Bir başka yönü de o varlığın yaratıcının isimlerine ayna olmasıdır. Bu cihet itibariyle o varlığın ömrünün uzun ve kısalığına bakılmaz. Hiç hayata gelmemektense bir an yaşaması ona kafidir. Onu ebedî ahiret hayatına mazhar eder.

Ateistlerin anlayamadığı ve kavrayamadığı hususlardan birisi de ahiret hayatıdır. Onlar için hayat sadece bu dünya hayatından ibarettir. Bu hayat bitince her şey bitmekte, yok olup gitmektedir.

Yaratılışçılara göre ise, dünya hayatı çok kısa ve geçicidir. Esas olan ebedî ahiret hayatıdır. Bu dünyada bir saniye dahi olsa, hayata mazhar olan, bu dünya hayatıyla tanışan bütün varlıklar ahirette ebedî hayatın tadına varacaklar, sonsuz hayatı yaşayacaklardır. Dolayısıyla onların bu kısa dünya hayatında yeterince uzun bir hayat yaşamadığına ağıt yakmaya gerek yoktur. Böyle bazı canlıların kısa hayat sürmesi, diğer canlılara da burada yer açılmasına, onların da hayatla tanışmalarına, belki birkaç yıl daha uzun yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu yönden bakılırsa, o yavruların bir takım beslenme güçlüklerine ve çetin hayat şartlarına maruz kalmadan ölümleri acımasızlık değil, belki hem onlar ve hem de diğer canlılar için büyük bir lütuf ve merhamettir, daha fazla canlıya ebedî hayatın yolunu açmaktır.

Mevcut ekolojik dengenin bozulmaması için az sayıda Sümsük kuşunun uzun yaşamasından ise, ebedî bir ahiret hayatını garanti eden, çok sayıda Sümsük kuşunun kısa süreli dünya hayatı; hem rahmettir, hem inayettir, hem o canlılar için Allah’ın büyük bir lütfudur. Kısa olan dünya hayatıyla ebedî bir hayatı değiştiren zarar etmez, aldanmaz, bu kısa dünya hayatı onun için büyük bir rahmettir.

Böyle ebedî ve sürurlu bir ahiret hayatından evrimci atesitler mahrumdurlar. Onlar Allah’a ve ahirete inanmadıklarından, ahiret hayatı onlar için azap içinde azap, ızdırap içinde ızdıraptır. Onlar ahiret hayatlarının bir bakıma dünya hayatında akislerini ve yansımalarını gördükleri için, bu mevcut canlılardaki Allah’ın Rahmet ve inayet tecellilerini, azap ve acımasızlık şeklinde yorumluyorlar. Gördükleri doğru, fakat tevilleri ve yorumları yanlıştır. Gördükleri acımasız ve ızdıraplı hayat, onların kendi ahiret hayatlarının bir yansımasıdır.

İnananlar için dünya hayatı da ahiret hayatı da rahmet içinde rahmet, inayet içinde inayettir. Allah’ın isimlerine ayna olmak, O’nun eseri olduğunun farkına varmak, hem büyük bir lütuf ve hem de çok büyük bir saadettir. Ateistler bunun şuurunda olmasa da Sümsük kuşları bunun farkındadır. Çünkü Kur’an, yerde ve gökte ne varsa hepsinin Allah’ı zikir ve tesbit ve O’na secde ettiğini şöyle beyan buyurmaktadır:

"…Göklerde ve yerde ne varsa hep O’nu tesbih eder. O güçlü ve hikmet sahibidir." (Haşr, 59/24)

"Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor." (Hac, 22/18)

Demek ki, cansızlar da dahil bütün varlıklar Allah’a secde ettiği halde insanların bir kısmı bundan mahrum bulunmaktadır. Onlar da Allah’ı tanımayan, O’nun bulunmadığını, her şeyin gelişigüzel, tesadüf ve tabiatın eseri olduğunu iddia eden ve ilim adına bunun savunarak gençleri dinsiz yapmaya gayret eden ateistler olmalıdır.

67 Allah köpeğe böyle bir fıtrat vermişken niçin necis oluyor?

Hanefilere göre, köpek necis değildir. Yalnız, köpeğin ağız suyu veya salyası ve tersi necistir.

Malikilere göre, ister beslenmesine izin verilen bekçi ve çoban köpeği olsun, isterse başka köpek, mutlak olarak temizdir.

Şafii ve Hanbelilere göre ise, köpek, domuz ve onlardan türeyenler, bunların artığı, teri necistir. Bunlarla kirlenen eşya biri toprakla olmak üzere yedi defa yıkanır.

Bu kısa bilgiden sonra sorunuza gelince:

İlgili yerlerde geçen ifadeler (bk. Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Katre) ve kısa açıklaması şöyledir:

“Arkadaş! Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebep olur. Meselâ, kelp, bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı haseneyle muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihar etmiştir. Hattâ, sadakat ve vefâdarlığı darb-ı mesel olmuştur.”

“Bu güzel ahlâkına binaen, insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmaya lâyık iken, maalesef, insanlar arasında mübarekiyet değil, necisü’l-ayn addedilmiştir. Tavuk, inek, kedi gibi sair hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı halde, insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedirler.”

Bu hikmet dünyasında Cenâb-ı Hak çoğu kere eşyanın yaratılışını sebepler eliyle sergiliyor.

Sebeplerin yaratılması O’nun ilim ve kudretiyle olduğu gibi, o sebepler eliyle neticelerin yaratılması da yine O’nun iradesiyle, kudretiyle ve sair sıfatlarının icraatıyladır.

Eşyanın inşa yoluyla yaratılmasında sebeplere görev verilir. İbda yoluyla yaratılmada sebepler yokturlar. Meselâ, melekler ibda ile bir anda yaratılırlar, bir melek başka bir şeyden inşa edilmez. İnsanın ruhu da öyledir. O da ibda ile bir anda ve sebepsiz yaratılır. Ama bedenin yaratılışına anne ve baba birer sebep olmuşlardır.

Bunu böyle bilip sebeplere gereğinden fazla önem vermememiz gerektiği ders verilmekte, kedi ve köpek ise bu konuda birer harika örnek olarak önümüze konulmaktadır.

Bu hayvanların iç alemlerini biz bilemeyiz, ama icraatları Üstad Bediüzzaman’ın beyan ettiği tarzda görülüyor. Burada köpek örneğinin verilmesi sebeplere bağlanan nefse önemli bir ikazdır.

Nefse şu önemli mesaj verilmektedir: Sen de sebeplere hakiki müessirmiş gibi bakarsan, bu yönünle, o hayvana benzemiş olursun. Bu tarz beyan bir yönüyle ağır, ama bir o kadar da etkili ve tesirli bir ikaz ve uyarıdır.

Rızık konusunda hırs göstermek de bir yönüyle köpeklere benzemek oluyor.

“Bunun esbabı ise, kelpte hırs marazı fazla olduğundan esbab-ı zahiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün’im-i Hakikîden bütün bütün gafletine sebep olur.”

“Binaenaleyh, vasıtayı müessir bilerek Müessir-i Hakikîden yaptığı gaflete ceza olarak necis hükmünü almıştır ki tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler, günahları affeder. Ve beynennâs tahkir darbesini, gaflete kefaret olarak yemiştir.”

İnsanoğlu hizmetinde çalıştırdığı hayvanların rızıklarını da verir. Ama çok iyi bilir ki, verdiği o rızkı yaratan Allah’tır; toprağı ve suyu rızık haline o getirmiş değildir.

Bu hayvanlardan ne inekler, ne tavuklar, ne de kediler insana karşı bir minnet hissi beslemezken, köpeklerde insana karşı aşırı bir minnet hissinin bulunduğu görülür.

Öyle ki, sahibinin ayaklarına sürtünür, etrafında dolaşır. Kendi istidadının elverdiği ölçüde, minnet borcunu sahibine hissettirmek ister. His dünyasında yaptığı bu yanlışın cezası olara “necis (pis)”  hükmünü almıştır ki “tahir (temiz)” olsun. Yani, cezasını çeken bir mahkumun hapisten çıkması gibi, o da necis hükmünü almakla sanki dünyada cezasını çekmiş, temizlenmiş oluyor.

“Öteki hayvanlar ise, vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar. Meselâ, kedi seni sever, tazarru eder -senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muârefe yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur. Ancak Mün’im-i Hakikîye şükran hisleri vardır. Çünkü, fıtratları Sânii bilir ve lisan-ı halleriyle ibadetini yaparlar- şuur olsun, olmasın. Evet, kedinin mırmırları 'Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm'dir."

Üstat Bedizüzzaman Hazretleri köpeklerin hırslı olduğunu ve sebeplere fazla önem verdiğini beyan etmekle nefsimizi bu kötü sıfatlardan korunmaya teşvik ettiği gibi, kedinin “Mün'im-i Hakikî'ye şükran his”si beslediğini anlatmakla da nefsimize “nimetlere şükür konusunda çok hassas olması” gerektiğini ders vermiş oluyor.

Hayvanların isanlar gibi bir imtihanları yoktur. Ancak Allah'ın kainatta koyduğu fıtrat kanunlarına aykırı hareket ederler ve diğer mahlukata zarar verirlerse, ya dünyada cezasını görür veya haşir meydanında cezasını çeker. Haşir meydanında hesaplaşmadan sonra, bedenleri yok edilerek ruhları cennete girer.

Allah, onların dünyada yaptıkları hizmetlere ve çektikleri sıkıntılara ücret olarak, onları ebedi cennetinde ebediyen mükafatlandırır.

Ne kadar az, geçici ve kısa bir meşakkete karşılık; ne kadar çok, sınırsız, sonsuz ve ebedi bir nimet ve lütuf..

İlave bilgi için tıklayınız:

Hayvanların mahşerde hesaplaşması nasıl olacak?
Hayvanların rızklarını elde etmeleri ve aralarındaki şiddetin hikmeti hakkında bilgi verir misiniz?...

68 Hayvanlarda şuur var mı?

Hayvanlardaki şuur, kendi hayat çizgileriyle ilgili verilmiş küçük çapta bir rehberdir.

İnsanların ve hayvanların, birer şifreli tohumla başlayan yolculukları, onların cismanî yönlerini ifade eder. Bu cisimlerden bir kısmına sadece şuur ve his, bir başka grubuna ise bunlara ilâve olarak akıl ihsan edilmiştir. Hayvanlarda sadece his ve şuur vardır. İnsan ise hem his ve şuur, hem de akıl sahibidir.

Nitekim Kur’an’da cansız olan varlıklara bile kendi işlerini yapabilemelerini sağlayan bizim bilmediğimiz türden bir nevi şuur verildiği bildirilmektedir:

“Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti.” (Fussilet, 41/12)

mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir. Keza;

 “Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut.' Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki, onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.” (Nahl, 16/68-69)

Bu ayetlerden anlaşıldığı üzere, cansızların veya canlı hayvanların da işleriyle alakalı hususi şuurları vardır. İnsanların şuuru ise, geniş ve umumidir. Hayvanlarınki ise dar ve hususidir.

- Bununla beraber, Hz. Süleyman (as)’ın Hüdhüdü daha ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Çünkü, Hz. Süleyman:

"Ya Rabbî! dedi, affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir hakimiyet lütfet. Çünkü sen, lütufları son derece bol olan vehhabsın!" (Sad, 38/35)

mealindeki ayette bildirilen duayı yapmış ve Allah da onu kabul buyurmuştur. İşte Hüdhüd de bu duanın bir yansımasıdır.

Yoksa, bir hayvan olarak kendine mahsus işleri yapacak kadar cüzi bir şuur verilmekle beraber, -müminleri, müşrikleri tanımak gibi- kendisini pek ilgilendirmeyen konularda da bu şuuru göstermesi mümkün değildir...

69 Hayvan öldürmenin şeri cezası var mıdır?

Zarar vermeyen bir hayvana tanınan haklardan birinin ihlali durumunda, sadece ahiret hayatında sorumluluğu gerektirmekle sınırlı kalmaz, işlenen haksız fiilin derecesine göre, bu suçu işleyen kişiye tazîr kapsamına giren bir ceza da verilir. (1)

Eğer hayvanın sahibi varsa, sahibi onu öldürenden davacı olabilir.

Bir hayvanı öldürmek neden suç olsun?

Müslüman toplumlar, tarih boyunca hayvanları Allah’ın bir emaneti olarak görmüşler ve bu emanet şuuru içerisinde onlara tanınan haklara azamî hassasiyet göstermeye çalışmışlardır.

İslam hukukunda hayvan haklarına büyük önem verilmiş, onlara son derece rıfk, şefkat ve merhametle muamele edilmesi emredilmiştir.

Hayvanların korunması gerekli temel haklarının birinci sırasında onların hayat hakları gelmektedir. Bu nedenle İslâm’da esas olan hayvanların öldürülmemesidir.

Bununla birlikte bazı ayet ve hadislere istinaden bazı hayvanların hayatlarına son verilmesine cevaz verilmiştir.

Yine fakihler tarafından bazı durumlarda hayvanların öldürülebileceği ifade edilmiştir.

Yüce Allah insanı;
- en güzel şekilde yaratmış,
- ona kendi ruhundan üflemiş,
- melekleri ona secde ettirmiş,
- yeryüzünde kendisinin halifesi/vekili kılmış,
- yerde ve göklerde bulunan her şeyi, bu arada hayvanları onun hizmetine vermiş (teshîr),
- yeryüzünün imarını ve emanet görevini ona tevdi etmiştir. (2)

Hayvanlar da insana verilen bu emanetlerdendir.

Hz. Peygamber (sav.)’in hayvanlara şefkatle muamele edilmesine ve onların hukukuna riayet edilmesinin gerekliliğine dair tavsiyeleri de hayvanların bize emanet edildiklerini açıkça göstermektedir. (3).

Kuran’da hayvanların da insanlar gibi ümmet olduklarına dikkat çekilmiş (4), buna istinaden Hz. Peygamber (asm) de (zararsız) köpek (5) ve karıncaların (6) öldürülmelerini yasaklamıştır.

Ayrıca bir peygamber, kendisin ısıran, dalayan bir karınca karşılığı oradaki karıncaları yakma emri vermesi üzerine o peygamber, “Allah’ı tespih eden bir ümmet”i helak etmesi nedeniyle uyarılmıştır. (7)

Diğer taraftan Kuran ifadesiyle evrendeki bütün mahlûkat;
- Allah’ı zikir ve tespih etmekte (8),
- hayvanlar da bütün mahlukatın bu zikir ve tespihlerine iştirak etmekte (9)
- kendi fıtratlarına uygun bir şekilde Allah’a ibadet etmektedirler. (10)

Bu itibarla duyarlı bir müminin hayvanlara karşı tutumu sıradan bir bakışla sınırlı olmayıp;
- insanlar gibi ümmet olan,
- yaratıcılarına karşı kulluk ve tespihlerini ihmal etmeyen,
- fıtratlarının gereği kendilerine verilen vazifeyi hakkıyla yerine getirmeye çalışan,
- aynı zamanda insanın hizmetine sunulan ve ona emanet edilen varlıklar
oldukları şuuruyla bir bakıştır.  

İslâm’ın ana kaynağı olan Kuran’da; birçok hayvana atıfta bulunulması, birçok hayvanın birçok sure adı olarak belirlenmesi hatta inkarcıların istihzalarına rağmen sivrisineğin dahi ısrarla zikredilmesi (11), bu hayvanlara sıradan bir bakışı değil onlardaki eşsiz yaratılışa ve yaratıcının eşsiz kudretine çok derin bir tefekkürle, ibretle bakılmasını da gerekli kılmaktadır.

Bu itibarla derin ve kamil bir mümin, bir karıncaya, bir sivrisineğe, bir örümceğe... dahi “ulu (ibretli) bir nazarla” bakar.

Allah’ın her yaratmasında yüce bir hikmet bulunmaktadır. O’nun yaratmasında abesin olması mümkün değildir. O, evreni şaşmaz bir denge ve ahenk üzerine yaratmıştır. Evrenin tamamında, bu arada yeryüzünde bu eşsiz ve şaşmaz ahenk hükmünü icra etmektedir.

Hayvanlar da dünyadaki bu eşsiz adalet terazisi ve ahengin bir parçasıdır. Cenab-ı Hak bu terazinin korunmasına azamî özenin gösterilmesini istemiş, bu ahengi bozacak davranışlardan kaçınılmasını emretmiştir.

İslâm hukukunda hayvanların hukukuna riayet bu derece önemli olunca bu hakların haksız yere ihlali de o oranda yanlıştır.

Hayvanların öldürülebileceği durumlar

İslam’da hayvanların yaşatılması ve onlara tam anlamıyla şefkat elinin uzatılması esastır. Bununla birlikte fıkıhta bazı hayvanların öldürülmelerine bazı gerekçelere istinaden cevaz verilmiştir. (12)

Bu durumları;
- hayvanların tabiatları gereği zarar verici olmaları,
- meşru müdafaa,
- kamu sağlığının tehdidi,
- aşırı yaşlılık veya hayatlarından ümit kesilme hali,
- ihtiyaç ve ibadet
gibi hususlar olarak sıralamak mümkündür.

Meşru müdafaa için hayvan öldürme

Yaşama hakkı, en temel insan hakkıdır. Bu hakkın korunması hem fert hem de toplumun görevidir. Ayrıca kişinin sahip olduğu şeyler ile ailesi, çocukları gibi sorumluluğu altında bulunan kimseleri korumak da onun görevleri arasındadır. Hatta bu meşru müdafaanın sınırlarını daha da genişletmek mümkündür. (13)

Meşru müdafaanın hukuki dayanağını ayet (14) ve hadisler (15) oluşturmaktadır.

Bir müdafaanın meşru ve helal olabilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

- Fiilî saldırının bulunması,
- Bu saldırının başka bir yol ve yöntemle engellenmesinin mümkün olmaması,
- Saldırıyı engelleyecek oranda güç kullanılmış olması.

Savunma esnasındaki güç saldırıdan fazla olduğunda bu bir meşru müdafaa olmaktan çıkar karşı bir saldırı ve ihlale dönüşür. (16)

Saldırı bazen hayvan kaynaklı da olabilir. O durumda da kişinin aynı şekilde meşru müdafaa hakkı bulunmaktadır. Dolayısıyla meşru müdafaa hali, hayvan katlini caiz kılan bir diğer gerekçedir.

İnsan hayatına yönelik bu saldırı sahipsiz veya yırtıcı hayvanlar tarafından olabileceği gibi sahipli hayvanlar tarafından da gelebilir.

Saldıran hayvanların etlerinin yenilip yenilmemesi de, kişinin kendini savunma hakkı konusunda bir farklılık doğurmamaktadır.

Saldırgan hayvanlara yönelik meşru müdafaanın hukukî dayanağını “kendinizi tehlikeye atmayınız.”  (17), “Muhsinlere başka bir yol yoktur.” (18) gibi ayetler oluşturmaktadır. (19)

Gerek hayvanların doğrudan kendilerinden gelen, gerekse kışkırtma yoluyla olan saldırılar karşısında kişilerin meşru müdafaa hakkı bulunduğu konusunda bütün İslâm hukukçuları görüş birliği içerisindedirler, yani bu konuda icma oluşmuştur. (20) Çünkü zararın önlenmesi vaciptir. (21)

Özellikle insanlara doğrudan saldıran bir hayvan, tabiatı gereği zararlı hayvanlar kapsamına girer ve bu sebeple dokunulmazlığı ortadan kalkar. (22)

Ayrıca zarar vermesiyle şöhret bulan, sürekli zarar veren bir hayvanın da öldürüleceğine hükmedilmiştir. (23)

Çünkü bu zararın ne zaman ve nerede olacağını kimsenin kestirme imkânı yoktur. Böyle bir hayvan sürekli potansiyel tehlike arz etmekte bu haliyle adeta saldırgan hayvana benzemektedir.

Böyle bir saldırıya maruz kalınması halinde müdafaa meşru hale gelmektedir.

Saldırgan hayvanın öldürebilmesi için temel alınacak kriter ise, “böyle bir hayvanın öldürmeden başka bir metotla engellenme imkanının bulunmamış olmasıdır.”

Alimler, meşru müdafaa sonucu öldürülen sahipli hayvanın bedeli konusunu da ele almışlardır.

Alimlerin çoğunluğu böyle bir durumda herhangi bir tazmin öngörmezler.

Ancak Hanefi fakihleri, saldırıya maruz kalan ve hayvanı öldüren şahsın tazmin yükümlülüğü olduğuna hükmetmişlerdir.

Bu fakihlere göre hayvanın fiilleri suç kapsamında mütalaa edilemez, çünkü cezaî ehliyetleri yoktur. Bu itibarla savunma sonucu hayvan ölürse bedeli tazmin edilir.

Bu hukukçular burada, “zorlayıcı/mülcî zaruret cezayı düşürse dahi mali tazminatı düşürmez” prensibi ile öldürülen hayvanın tazmin edileceğine dair rivayetlerden (24) ve “ızdırar gayrın hakkını iptal etmez” (25) kuralından hareket etmektedirler. (26)

Meşru müdafaa durumundaki bir şahsın kendisine saldıran bir insana karşı orantısız güç kullanarak sınırı aşması halinde, sınırı aştığı oranda sonuçtan cezaî bakımdan sorumlu tutulacaktır. (27)

Aynı durum saldıran hayvana karşı kendisini müdafaa eden şahıslar bakımından da söz konusudur. Burada da “zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur” (28) kuralı gereği saldırgan bir hayvana karşı alınacak tedbirler zaruret sınırını aşamaz. (29)

Bu sınırın aşılması halinde özellikle sahipli hayvanlar için tazmin yükümlülüğü bulunduğunda kuşku yoktur. (30)

Dipnotlar:
1)    Abdülazîz Âmir,et-Ta’zîr fi’ş-ş-Şerîati’l-İslâmiyye, Kahire, 1954, s. 259.
2)    bk. Tîn, 95/4; Hicr, 15/29; Bakara, 2/34; Bakara, 2/30; Bakara, 2/29; Hac, 22/65; Lokmân, 31/20; Nahl, 16/5, 14, 80; Ğâfir, 40/79; Zuhruf, 43/12; Hûd, 11/61; Ahzâb, 33/72; Haşr, 59/21.
3)    Hz. Peygamber (asm), hayvanları ilâhî bir emanet bilerek onlara iyi davranılması gerektiğini ifade etmiştir. (Ebû Dâvûd, Cihad, 44 (sahibini kendisine zulmettiği devenin ağlaması) , 55.
4)    En’âm, 6/38.
5)    Ebû Dâvûd, Edâhî, 22; Tirmizî,Sayd, 16-17; Nesâî, Sayd, 10.
6)    Müslim, Selam, 148.
7)    Ebû Dâvûd, Edeb, 164; Nesâî, Sayd, 138; İbn Mâce, Sayd, 10; Ahmed b. Hanbel, II, 403.
8)    Hadîd, 57/1; Haşr, 59/1, 24; Saf, 61/1; Cum’a 62/1; Teğâbün 64/1.
9)    En’âm, 6/38; Nahl, 16/49; İsrâ, 17/44; Hac, 22/18;  Nûr, 24/41.
10)   Hüseyin Esen, “Fıkıh Penceresinden Hayvanlara Genel Bakış”, Uluslararası Çevre ve Din Sempozyumu (15-16 Mayıs 2008), İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi (Yayın Editörü: Fahri Kayadibi), İstanbul, Haziran 2008, I, 97-98; Adnan Koşum, “İslâm’da Hayvan Hakları”, Diyanet Aylık Dergi, Şubat, 2007, s. 39.
11)   Bakara, 2/26.
12)   Esen, “Fıkıh Penceresinden Hayvanlara Genel Bakış”, Uluslararası Çevre ve Din Sempozyumu, I, 107-108.
13)   Geniş bilgi için bkz. Udeh, et-Teşrîu’l-cinâi’l-İslâmî, I, 479 vd; Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, V, 751-763.
14)   Bakara, 2/194.
15)   Trmizî, Diyât, 21; Ebû Dâvûd, Sünnet, 29.
16)   Udeh, et-Teşrîu’l-cinâi’l-İslâmî, I, 478-486.
17)   Bakara, 2/195.
18)   Tevbe, 9/91.
19)   Geniş bilgi için bkz. İsmail Şindî, “Ahkâmu cinâyeti’l-behâim ve’l-cinâyeti aleyhâ”, Mecelletü’l-câmiati’l-İslâmiyye, Gazze, Haziran 2007, XV/2, s. 312-316; “Sıyâl”, el-Mevsûatü’l-fıkhiyye, XXVIII, 104.
20)   Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr, XIII, 451; İbn Hazm, el-Muhallâ, VI, 442; Rûyânî Bahru’l-mezheb, XIII, 171; Kâsânî, Bedâi’, II, 197-198;
21)   Zeyleî, Tebyînü’l-hakâik, VI, 110.
22)   Kâsânî, Bedâi’, II, 197-198.
23)   Karâf î, el-Furûk, IV, 329.
24)   İbn Hazm, el-Muhallâ, VI, 443; Bilmen, Istılâhât, VII, 395.
25)   Mecelle, md. 33.
26)   bkz. Merğînânî, el-Hidâye, IV, 164; Zeyleî, Tebyînü’l-hakâik,VI, 110;Bâbertî, el-İnâye, X,232.
27)   Udeh, et-Teşrîu’l-cinâi’l-İslâmî, I, 486-488.
28)   Mecelle, md. 22.
29)   Ahmed Ziya Efendi, Kavâid-i Külliye Şerhi, s. 61-62; Mustafa Yıldırım, Mecelle’nin Küllî Kâideleri, İzmir, 2001, s. 77.
30)    Geniş bilgi için bkz. Subhî Mahmasânî, en-Nazariyyetü’l-âmme li’l-mûcebât ve’l-ukûd fi’ş-şerîati’l-İslâmiyye, Beyrut, 1972, I, 169-212, 213-218; Bilmen, Istılâhât, VII, 393-394; Mustafa Ahmed Zerkâ, el-Fi’lü’d-dârr ve’d-damânu f îhi, Dımaşk, 1988, s. 32-33; Zuhaylî, Nazariyyetü’d-damân, s. 69-79, 220-221; Erturhan, Sabri, Hayvan Öldürme ile İlgili Fıkhî Hükümler, Bilimname : Düşünce Platformu, 2009/2, cilt: VII, sayı: XVII, s. 97-121.

70 Hayvanlar da ümmet midir?

Ümmet, sözlükte “yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak” manalarındaki emm kökünden türeyen bir kelimedir.

Ümmet;
- Kendilerine peygamber gönderilmiş topluluk,
- kavim,
- her kabileden bir grup insan,
- her canlı cinsi,
- bütün iyilikleri şahsında toplamış kişi veya kendisine uyulan önder

gibi anlamlara gelir. (Lisânü’l-Arab, “emm” md.; Kāmus Tercümesi, IV, 175-176)

Kuran-ı Kerim’de altmış dört yerde geçen ümmet kelimesi kısaca açıkladığımız anlamlarda kullanılmıştır. Bu bağlamda insan topluluklarının yanı sıra hayvan ve cin topluluklarına (Enam 6/38; Araf 7/38), benzer inanç ve hayat tarzına sahip insan gruplarına da (Bakara 2/213) ümmet denilmiştir. 

Kuran’ın hayvanlarla ilgili dikkat çekici bir ifadesi, hayvanların da ümmet oluşlarıdır. İslami gelenek ve literatürde özel ve önemli bir kavram olan ümmetin hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir:

“Hem yerde hareket eden hiç bir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer ümmet (toplum) teşkil etmesinler. Biz o kitapta hiçbir şeyi ihmal etmedik. Sonra hepsi Rab’lerinin huzuruna sevk edilip toplanacaklardır.” (Enam, 6/38)

Ayet, dikkatlerimizi hayvanlar alemine çekmekte, onların da insanlar gibi sınıf sınıf olduğunu söylemekte, yürüyen ve sürünen hayvanlardan her türün bir ümmet; kuşların bir ümmet, insanların bir ümmet olduğuna işaret etmektedir.

Bu ayette “dâbbe” türünden olan ne var ise, balıklar, karıncalar, inek, at gibi kımıldayan, hareket eden türden canlı olan ne varsa hepsinin ümmetler oldukları bildiriliyor. Öyleyse ayetin ifadesiyle “sizin gibi” yani insanlar gibi “ümmetlerdir.”

Hayvanların ümmetler olduğunu bildiren diğer bir ayet meali de şöyledir:

“Ona denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle (gemiden) in. Daha birtakım ümmetler de olacak ki, biz onları (dünyada) yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak.”  (Hud, 11/48

Hz. Nuh (as) kendine inananlarla birlikte, gemiye yüce Allahın emri ile her hayvan türünden, her iki cinsiyette olandan, erkek ve dişiden, ikişer adet yükledi.

Hayvanların ve onların her bir türünün de birer ümmet olduğunu bildiren bazı hadisler:

“Eğer Köpekler ümmetlerden bir ümmet olmasaydı , onun katledilmesini emrederdim”.  (Ebu Davud , Edahi 22; Tirmizi , Sayd 16-17)

“Karınca ümmetlerden bir ümmettir.” (Müslim, Selam, 148) 
Peygamberlerden birini bir karınca ısırmış da emir vererek karıncanın yuvasını yaktırmış. Bunun üzerine Allah O'na: "Seni bir karınca ısırdı diye ümmetlerden teşbihte bulunan bir ümmeti helak mi ettin?" diye vahy buyurmuştur.” (Buhari, Cihad 153, Nesai, Sayd 38)

Görenler, düşünenler için yeryüzünde ve insanları kuşatan tabiatta da bir­çok ayet, mucize, Allah'ın kudretini apaçık gösteren deliller vardır.

Buna göre; yeryüzünde yürüyüp dolaşan bü­tün canlılar, gökyüzünde kanat çırpıp uçan bütün kuşlar da;
- İnsanlar gibi birer "üm­met", düzenli birer topluluktur.
- İnsanlar gibi onlar da birer canlı sınıfıdır.
- Hepsi de Allah'ın kudretinin eseri olup; O'nun verdiği rızıkla beslenmekte,
O'nun verdiği canla yaşamakta ve üremekte, ilâhî kudretin birer nişanesi olarak cinsler, türler oluşturmaktadır.

Bütün bunları düzenleyen kanunlar Allah tarafından konulmuş olup O'nun varlığına, ilmine ve kudretine delâlet etmektedir.