Kumar ve Şans Oyunları konusunda en çok merak edilenler

1 Tavla oynamak haram mıdır? "Kim tavla oyunu oynarsa elini domuz kanına bulamış gibi olur." sözü hadis midir?

Evet, bu sözün hadis olduğu zaten verilen kaynaklardan da anlaşılmaktadır.

Zararlı oyunlar, bunlar dinen yasaklanmış olan kumar, tetayyur (uğursuzluk çıkarma), şans oyunları gibi oyunlardır. Bunlarla yasaklanmış bir konu bulaşmaktadır veya bulaşması ihtimali vardır. Aslında helal olan bütün oyunlar bu şekle döküldüğü takdirde zararlı ve yasak gruba girer.

Yasaklanmış olan veya bu hüviyete girmiş olan oyunlardan çocukların korunması gerekmektedir.

"Allah'ın her yasakladığı şey, büyük günahtır, hatta çocuğun kumar oynaması bile."(Kütüb-ü Sitte, Cilt: VIII, Çocukların Oyunu)

diyen Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm çocuğun bu işteki mesuliyetini onun anne, baba gibi sorumlusuna yüklemektedir.

Bu gruptan, bir de o devirde bilinip de yasaklanmış oyunlar vardır. Bunlardan biri tavladır. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm:

"Kim tavla ile oynarsa Allah ve Resûlüne isyân etmiştir." (Ebû Davûd, Edeb, 56; Ibn Mâce, Edeb, 43; Muvattâ, Rüya, 6).

der. Nitekim sizin de aktardığınız ve Müslim'de bir diğer rivayette tavla oynamanın haram olduğu "Tavla oynayan, elini domuzun etine ve kanına batırmış gibidir." sözleriyle ifade edilmiştir. Nâfi'nin rivayetine göre "İbnu Ömer aile efradından tavla oynayanı yakalarsa oynayanı döver, oyun aletini de kırardı."

İlave bilgi için tıklayınız:

Satranç ve tavla oynamak caiz midir?..

2 Milli piyango bileti almak günah mı? Piyangodan çıkan para helal yerlere kullanılabilir mi, hayır işler yapılıp kurban kesilebilir mi?

Bazı oyunlar kumara âlet edilmektedir. At yarışları, piyango, spor-toto-loto ve karşılıklı bahis bunlardan bazılarıdır.

Piyango ve spor toto gibi oyunlar zaten kumar sayılmaktadır. Zira kumarın bütün özelliklerini içinde taşıyor.

Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye devrinde de olduğu bilinmektedir. Onlar oklar üzerine işaretler koyar, oktaki çıkan işarete göre para alırlardı.

İslâmiyet kumarın herçeşidini haram kıldığından, piyango da bunların içindedir.

Piyangodan kazanılan para haramdır. Bu para hayır amacıyla sarfedilmez, bununla hayır kazanma amaçlı kurban kesilmez.

İlave bilgi için tıklayınız:

Haram para ne yapılır?

3 Bazı şirketlerin düzenediği çekilişlere, kampanyalara katılmak ve bunların verdikleri hediyeyi / ödülleri kullanmak caiz midir?

Verilen hediyeleri alan kişiler bunun için ayrıca bir para ödemiyorsa, verilenler hediye hükmünde olur. Çekilen bu mesajların mahiyeti de önemlidir. Sadece katılım için mi mesaj çekilmekte? Yoksa çeklilen bu mesajlardan ayrıca bir gelir mi elde edilmektedir? Gelir amaçlı mesaj çekilmişse bu da bir nevi piyango olmuş olur. Şüpheli olan şeyleri terk etmek takva sahibi insanların özelliğidir.

Bir şeyin kumar olması için karşılıklı şart olması gerekir. Mesela, bir kişi, “Bilirsen sana şunu veririm, bilemezsen senden şunu alırım.” şeklinde ikili şart koşması halinde kumar olur. Burada, “Bilirsen sana şunu veririm, bilmezsen senden şunu alırım.” şartı yoktur. Böyle olunca tek taraflı bilene verilen ödül oluyor. Böyle tek taraflı verilen değerler alınabilir, kumara girmez. Çünkü veren bir şey talep etmiyor. “Bilirsen şu miktarı alırsın, bilmezsen bir şey vermek zorunda değilsin.” diyorsa, konu kumar olmaktan çıkar..

Bir de, üçüncü bir şahıs çıkıp da:

"Bir yarış tertipliyorum, başaranlara şu kadar ödül vereceğim, başaramayanlardan ise bir şey istemiyorum." derse; yarışı kazananlar verileni alabilirler. Bu da meşru bir yarış olur, faydalı bir teşvik manasına gelen bir hizmet sayılabilir. Çünkü yarışı kazananlara veriyor, kazanamayanlardan ise bir şey almıyor. Üçüncü sahsın ikramı oluyor.

Buraya şöyle bir misal daha ilave edebiliriz. Bir kahvehanede oyuna başlarken:

"Yemekler, çaylar oyunu kaybedenden..." derlerse, kazananların kaybedenden yiyecekleri yemek, içecekleri çay kumar olur. Çünkü karşılıklı şart vardır. Oyunu sen kazanırsan yemek, çay benden.. Ben kazanırsam yemek, çay senden.. şartını koymuşlardır.. Ama böyle iki taraflı şart olmaz da biri:

"Kazansanız da kaybetseniz de çaylar, kahveler benden arkadaşlar." diyebilirse, bunda bir mahzur söz konusu değildir. Bu bir tarafın ikramı sayılır.

Bir alışveriş merkezinde mal alanların rakamı belli miktara çıkınca, mağazanın kendiliğinden verdiği hediye de alınabilir, kumara girmez. Ama Spor toto, loto, piyango gibi şans oyunları kumar cinsinden sayılmaktan kurtulamazlar. Onlarda kazanırsan alırsın, kazanamazsan verirsin, şartı geçerlidir. Buna göre bir ticaret veya zenaat ile meşgul olan kimse müşterilerini arttırmak için onlar arasında kura çekerek veya belli bir miktarda alım yapanlar, iş verenleri tespit ve tercih ederek hediyeler verebilir, bir şeyler bağışlayabilir; bunda sakınca yoktur.

Piyango ve benzerleri böyle değildir. Piyango idaresi başka bir iş yaparak ve o işten kazandığının bir kısmını ayırarak müşterilerine dağıtmıyor (hibe etmiyor, bağışlamıyor); bilet alanların paralarını topluyor, çekiliş yaparak (bir nevi kura çekerek) onların bir kısmına veriyor, kendisi de büyük bir pay alıyor. Bilet alanlar verdikleri para karşılığında bir mal veya hizmet almıyorlar, parayı idareye veya bileti kazananlara da bağışlamıyorlar; bilet alanın amacı az verip çok kazanmaktır. Kazanma yolu da kumardır; yani birçok kişinin parasını bir araya getirip, her biri büyük pay kendinin olsun diye beklerken içlerinden birkaçına (kurayı, çekilişi kazananlara) vermekten ibarettir. Üç beş kişinin ortaya birer milyon lira koyup zar atarak, kâğıt çekerek, atlar koşturarak...hangisininki kazanırsa parayı alması ile piyango vb. arasında bir fark yoktur.

Dükkandan, marketten alışveriş yapan verdiği paranın karşılığı olan malı veya hizmeti almaktadır, market sahibinin verdiği armağan ise onun kendi kazancından ayırıp verdiği bir bağıştır.

Kumar oynayan (bilet alan, totoya, lotoya para yatıran) bu para karşılığında idareden bir mal almaz, toplanan paradan -verdiğine nisbetle daha fazla olan miktarı- kazanmak ister; kazandığı da diğer bilet alanların, kazanmak isteyenlerin, oyuna/çekilişe katılanların paralarıdır. İdarenin dince kumar sayılan bu işlemden kazandığı paranın bir kısmını veya tamamını kamu yararına, hayır ve hasenâta harcaması yapılan şeyi meşrulaştırmaz, helal hale getirmez.

Haram sayılan yoldan kazanılan diğer paralar da böyledir; onları iyi yerlerde harcamak yapılan işi meşrulaştırmaz; mesela elde etme yolu hırsızlık ise bunu hırsızlık olmaktan çıkarmaz, hükmünü değiştirmez.

4 İnternette oyun oynamak haram mı? Oyun oynarken herhangi bir kazanç elde etmiyoruz, kazanan veya kaybedenden maddi olarak bir şey gitmiyor sadece puan gidiyor.

Karşılıklı bir iddialaşma olmadığı için, bu şekilde oynamak haram değildir.

Boş yere geçen her ânın, pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.

Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.

Belli bir mesai sarf eden ve çalışan insanın dinlenmesi ve istirahat etmesi ne kadar hakkı ise, İslâm'ın yasakladığı sınırı aşmamak şartıyla, bazı oyun ve eğlencelerde bulunmak da mümkün ve normaldir. Ama bu oyun ve eğlencelerin bir ucu, dinimizin haram kıldığı şeyerden birisine yaklaşır ve bulaşırsa, o oyun meşruiyetini kaybetmiş olur.

Namaz ve ibadetlere engel olmamak ve harama girmemek şartıyla oyun oynamak caizdir.

5 Zar atmanın günah olduğuna dair bir hadis var diyorlar, zarlı oyunlar ve kumar hakkında bilgi verir misiniz?

Zar ve tahmine dayanan oyunların oynanması caiz görülmemiştir.

«Tavla oynayan, elini domuzun etine ve kanına batırmış gibi olur." (Müslim, K. eş-Şı'r, 15; İbn Mâce, K. el-Edeb, 43)

«Tavla oynayan Allah ve Rasûlünün emrini dinlememiş olur." (Ebû-Dâvûd, K. el-Edeb, 56.)

hadislerini göz önüne alan cumhur, tavla oynamanın haram olduğu hükmünü benimsemişlerdir.

Said b. el-Müseyyeb'in de dahil bulunduğu bazı din bilginleri ise, hadislerin kumara ait olduğunu, kumarsız tavla oynamanın caiz olduğunu söylemişlerdir.

İskambil vb. oyunlarının da tavla gibi olması gerekir. Bunlara düşkünlük göstermemek, kumara âlet etmemek cevaz şartıdır.

Oyunların haram olmaması için şu şartlara riayet etmek gerekir:

a) Oynamaya dalıp namazı geçirmemek.
b) Kumara âlet etmemek.
c) Oyun sırasında dilini kötü sözlerden sakınmak.

Kumar: İslâm kumarı yasaklarken belli bir şeklini kastetmemiş, mana ve neticesini hedef almıştır. Hangi âlet ve metodla oynanırsa oynansın, oyunun —önceden belli olmayan— sonunda taraflardan biri veya birkaçı kâr yahut da zarar edecekse kumar gerçekleşmiş demektir.

Ortaya iki taraf onar lira koyup, zar veya oyun kâğıdı ile en büyük rakam ve kozu bulan yirmi liraya sahip olur, diğeri kaybederse kumardır. Birçok kişi aralarında para toplayıp çekilecek kura veya yapılacak yarışma sonunda, içlerinden bir kısmı buna sahip olacak diğerleri kaybedecekse kumardır...

«Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları, şüphesiz şeytan işi pisliklerdir; bunlardan kaçının ki saadete eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bundan vazgeçersiniz değil mi?» (Mâide: 5/90-91)

mealindeki âyet kumarı hem haram kılmakta, hem de bu hükmün hikmetlerini sıralamaktadır:

a) Müslüman hayat ve kazancı şansa ve tesadüfe değil, aldığı tedbirler ve verdiği emeğin sonucuna bağlamalıdır.
b) Başkasının malı haramdır; bunu almanın yolu ya —çeşitli şekilleriyle— mübadele veya bağış vb. dir; kumar haksız kazanç yoludur.
c) Kaybeden verdiğine razı görünse bile, kalbinden müteessir bulunduğu ve kazanana kin, düşmanlık duyduğu şüphesizdir.
d) Kaybeden kazanmak, kazanan bu zevki yeniden tatmak için tekrar oynarlar ve bu hal giderek alışkanlık kazandırır, kişiyi kumarcı yapar.
e) Kumar ibâdetlere engel olur.
f) Kumarın zararı ferdlerde kalmaz, topluma sirayet eder; üretime katılmayan, işsiz, güçsüz, kumar oynamakla vakit öldüren kimselerin çoğalmasına sebep olur.

Piyango ve Toto: Piyango, spor-toto, müşterek bahis gibi tertib ve oyunlar da kumardır; daha büyük kalabalıkların oynadığı kumardır, kumarın bütün unsurlarını içine almaktadır.

Bu oyunları organize eden kurum ve kuruluşların gelirlerinden bazı tesis ve hayır kurumlarının yararlanması, İslâmî açıdan mazeret değildir. Çünkü İslâm, kendi toplumu içinde, menfaat vâdetmeden hayra yardımcı olması mümkün olmayan ferdlerin —nadirleri müstesna— bulunacağını düşünmez. Onun getirdiği devlet, ekonomi, hukuk, toplum ve ahlâk düzeni, hayır kurumlarını yaşatmak için kumar tertibine muhtaç değildir. Müslümanların iyilik ve hayır yapmaları için «Allah rızası», teşvik unsuru olarak yeterlidir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Mesaj ile çekilişe katılıp hediye almak caiz midir? Genel olarak harama giren ve girmeyen oyunlar nelerdir?

6 İddialaşma hangi durumlarda kumara girer? Maçta iddiaya girmek caiz midir?

Karşılıklı bahis ve iddialaşmak gibi tertip ve oyunlar kumar sayılmaktadır. Mesela, iki kişi yarışa çıkmadan önce birisi, “Eğer beni geçersen sana şu kadar vereceğim, şayet ben seni geçersem sen bana şu kadar vereceksin.” derlerse, böyle bir bahis kumara girer.

Ancak tek taraflı olursa caiz olur. Yani taraflardan birisi,”Beni geçersen sana şu kadar vereceğim, fakat ben seni geçersem sen bana bir şey verme.” der ve anlaşırlarsa, böyle bir iddia meşrudur. Bu parayı alan kimsenin onu kullanması caizdir.

Bir şart koyarak oyun / maç tertiplemek ve sonucundaki ödülü almak caiz değildir. Böyle bir uygulama kumara girer.

7 Şans oyunları ve kumar (spor toto, loto, iddia,..) oynamak caiz midir?

Şans oyunları, kazanma ve kaybetme ihtimalinin olduğu oyunlara denir. Bu bakımdan eğer kazanma ve kaybetme ihtimali varsa, bu oyunlar şans oyunlarına gireceğinden haram kısmına girmektedir. Nitekim iddia denilen şans oyunu da kazanma ve kaybetme şeklinde olan bir oyundur. Hatta kişi kazanacağını kesin olarak bilse bile oynayamaz. Bu bakımdan bu oyunu oynamak caiz değildir.

İslam dini, kumarın ve şans oyunlarının azını da çoğunu da haram kılmıştır. Bu bakımdan ister az miktarda bir para ile oynansın, ister çok miktarda olsun, ikisi de haramdır.

Boş yere geçen her ânın, pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.

Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.

Belli bir mesai sarf eden ve çalışan insanın dinlenmesi ve istirahat etmesi ne kadar hakkı ise, İslâm'ın yasakladığı sınırı aşmamak şartıyla, bazı oyun ve eğlencelerde bulunmak da mümkün ve normaldir. Ama bu oyun ve eğlencelerin bir ucu, dinimizin haram kıldığı şeyerden birisine yaklaşır ve bulaşırsa, o oyun meşruiyetini kaybetmiş olur.

Çeşitli adlarla yapılan “kültürel faaliyetler”de ve “spor müsabakaları”nda aynı şartları aramamız gerekir. Bunlar mubah ve meşru görülen daire içindeyse, haram olduğundan bahsedilemez. Meselâ bu faaliyetlerin bazısı erkek-kız karışık olarak icra edilirse, birtakım dinî mahzurları da beraberinde getireceği açıktır.

Çünkü dinen bir kimse ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen —anne, kız kardeş, hala, teyze gibi— kimselerle yalnız kalabilir, birlikte bulunabilir, elini tutabilir, konuşabilir. Bunun dışında, hayatî bir durum olmadığı müddetçe, bir erkeğin mahremi olmayan bir kadınla; kadının da mahremi olmayan bir erkekle birlikte bulunması, tokalaşması, elini tutması caiz görülmemiştir.

Sportif faaliyetlerde de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Namaz geçirilmeyecek, kumara girmeyecek ve vücudun bir başkasına gösterilmesi caiz olmayan yerlerinin açılmasına meydan verilmeyecekse, dinî bir mahzurdan söz edilemez.

Dinimiz gerek faydalalığı, gerekse görünüşte bir faydası olmasa da zararsız oluşu bakımından, ok atmak, mızrak kullanmak, güreş, yüzme, koşu ve at yarışları gibi oyunları meşru kılmıştır. Hattâ bunlardan bazıları da sünnettir.

Hz. Rukâne’nin Müslüman olmasına, Peygamberimiz ile güreşmesi ve üç defasında da Peygamberimiz (asm)'in kendisini mağlûp etmesi vesile olmuştur.1

Yine Peygamberimiz (asm)'in Hz. Âişe (ra) ile yarıştığı, müteaddit defalar onu geçtiği de rivayet edilmektedir.2

Keza Peygamberimiz (asm) Habeşlilerin gösterdiği mızrak oyunlarını Hz. Âişe ile birlikte seyretmiş ve bu tip eğlencelerin caiz olduğunu bizzat kendi hayatında göstermiştir.

Cihad meydanlarında mücahitlerin yardımcısı olan atı övmüş ve savaştan önce tertiplenen at yarışlarında birinci gelenlere çeşitli armağanlar vererek bu sporu desteklemiştir. Burada esas gaye, cihada hazırlık yapmaktır. Savaş öncesi bir eğitim ve idmandır.

Fakat İslâm'ın meşru kıldığı bazı oyun ve eğlencelerde, bugün bazı uygulamalarla helâl dairenin dışına taşılmıştır. Meselâ, güreş, yarış ve yüzmede başkalarına gösterilmesi haram olan yerlerin açılması gibi.

Bazı oyunlar da kumara âlet edilmektedir. At yarışları, piyango, spor-toto-loto ve karşılıklı bahis bunlardan bazılarıdır.

Piyango ve spor toto gibi oyunlar zaten kumar sayılmaktadır. Zira kumarın bütün özelliklerini içinde taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye devrinde de olduğu bilinmektedir. Onlar oklar üzerine işaretler koyar, oktaki çıkan işarete göre para alırlardı. İslâmiyet kumarın herçeşidini haram kıldığından, piyango da bunların içindedir. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzuk durun ki kurtuluşa eresiniz.”3

İslâmiyet, ortaya mal ve para konarak oynanacak hiçbir şans oyununa izin vermemiştir. Eğer fakirlere, zayıflara ve düşkünlere yardım edilecekse, bu tip kurumlar kanalıyla olmasına gerek yoktur. İslâm'ın hukuk, toplum ve ahlâk düzeni, kimsesizleri korumak, hayır müesseselerini yaşatmak için kumar tertibine ihtiyaç duymamaktadır. Karşılıklı bahis ve iddialaşmak gibi tertip ve oyunlar da aynı şekilde kumar sayılmaktadır.

Meselâ, iki kişi yarışa çıkmadan önce birisi, “Eğer beni geçersen sana şu kadar vereceğim, şayet ben seni geçersem bana şu kadar vereceksin.” derlerse, böyle bir bahis kumara girer. Ancak tek taraflı olursa caiz olur. Yani taraflardan birisi,”Beni geçersen sana şu kadar vereceğim, fakat ben seni geçersem sen bana birşey verme.” der ve anlaşırlarsa, böyle bir iddia meşrudur. Bu parayı alan kimsenin onu kullanması caizdir.

Top oyunlarında da, namazın geciktirilmesine veya terkine, başkalarına gösterilmesi caiz olmayan yerlerin açılmasına meydan verilmediği, vücudun yaralanmasına ve sakatlanmasına sebep olmadığı müddetçe bir mahzurdan söz edilemez. Bu hususlardan birisi söz konusu olunca meşru olmaktan çıkar.

Dipnotlar:

1. Tirmizî, Libas: 42.
2. İbni Mace, Nikâh: 50.
3. Mâide, 5/90.

(Mehmed Paksu, İbadet Hayatımız-1)

8 Bazı firmalar çekilişle hediye veriyorlar, mesaj gönderip çekilişle hediye kazanmak helal midir? Öneğin, çikolata, vs. alıp ambalajındaki numarayı mesajla yollayıp çekilişe katılmak ve buradan bir şey (araba, bilgisayar,..) kazanmak caiz midir?..

Bu tür çekilişlere mesaj atarak katılmak, piyango bileti almak gibidir. Çünkü bazı firmalar normal mesaj ücreti yerine iki mesaj ücreti almaktadırlar. İnternet üzerinden ücretsiz katılım olduğu takdirde, kumara girmez.

Verilen hediyeler, çekilişe katılanların mesaj paralarından karşılanırsa, yine katılmak caiz olmaz.

Her halükarda şüpheli olduğu için, bu tür çekilişlere katılmamanızı tavsiye ediyoruz.

Bu konuda firmaya müracaat edip açıklama istenebilir. Kumara girmeyecek tarzda bir katılım ve çekiliş yapılabilir. Bu konuda esas mesele, çekilişi yapan firmanın katılımcılardan ekstra bir menfaat sağlanmamasıdır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Mesaj göndererek çekilişlere katılmak ve bilgi yarışmasından hediye kazanmak caiz midir?

9 Şans oyunlarından çıkan para ile borç ödemek caiz mi? Örneğin birine borcum var. Bu borcumu bana şans oyunundan çıkan parayla veya birinden tekrar borç alıp ödemem caiz mi?..

Borç ödemek amacıyla da olsa şans oyunları oynamak, faiz ve kumara bulaşmak haramdır.

İslam alimleri bu mevzuda iki görüşe sahipler. Bir kısmı, haram mal alınmaz, alınsa bile yenmez, diyorlar. Bunlara göre, haramı almaktansa denize, yahut ateşe atmak daha tehlikesizdir. Bilhassa zühd ve takva mesleğinde giden bu zatlardan biri olan Fudayl Hazretleri, eline geçen dirhemlerin haram olduğunu anlayınca taşların arasına doğru fırlatmış, "Ben haram malı elimde tutmak istemem." diyerek hiçbir suretle istifadeye layık görmemiştir.

Ancak başta İmam-ı Gazali, bazı alimler de, sahibi bilinmeyen haramı bir fakire vermeyi daha uygun bulmuş; denize, ateşe atmakta hiç bir fayda olmadığına, halbuki muhtaca vermekte mutlak faydaların olduğuna dikkati çekmişler. Gazali (kuddise sirruhu) bu mevzuda İhya'sında deliller de serdetmiş, Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) kendisine ikram edilen koyun etinin haramdan kazanıldığını anlayınca, hemen geri çekilip, fakirlere gönderttiğini, ayrıca Bizans'ın İranlılara karşı harbi kazanacağı konusunda bahse giren Hazreti Ebu Bekir (ra)'in dediği çıkınca, aldığı develeri de fakirlere verdiğini misal olarak zikretmiştir. Bunlar haramdı, ama fakirlere göndermekte mahzur görülmemiştir.

Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaatı şahsından uzak, fakirlere verilir. Bundan sevap da beklenmez, sadece mesuliyetinden kurtulma esas alınır.

Buna göre şans oyunlarından çıkan para fakirlere verilmelidir. Borç ödemek için başkasından borç alınabilir.

10 Kahveye gidip, kumar olmamak şartıyla oyun oynamak caiz mi? Oraya gelir sağladığımızdan dolayı yükümlü olur muyuz?

Ortada karşılıklı bir para koyma söz konusu ise veya yenilen (kaybeden) taraf çayların parasını ödüyorsa, bu tür oyunlar haramdır. Böyle bir iddia yoksa mesele haramlıktan çıkar. Ancak bu, hiçbir sakıncası olmadığı anlamına gelmez. Çünkü bu tür oyunların alışkanlık haline gelmesi, zaman israfına düşülmesi her zaman mevzu bahistir. Bu sebeple en doğru hareket böylesi oyunlara hiç bulaşmamaktır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Mesaj ile çekilişe katılıp hediye almak caiz midir?..

11 İnsanları iddia ve diğer kumar oyunlarından nasıl vazgeçirebiliriz?

"Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: 'Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.' Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: 'İhtiyaçtan arta kalanı.' Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz." (Bakara, 2/219)

Cevaben de ki: bunlarda büyük bir zarar ve günah vardır. Genel olarak ikisi de malları telef ve insanları perişan eder. Çoğu zaman bunlar birbirini sürükler. Önce şarap aklı giderir; akıl ise hem dinin, hem dünyanın dayanağıdır. Artık sarhoşlukla öyle cinayetler yapılır ve kumarbazlıkla öyle fenalıklara düşülür ki bunlar saymakla bitmez, ancak "büyük günah" adı ile anlaşılır. Bununla birlikte, bunlarda insanlara bazı yararlar da vardır. Bu cümleden olarak biraz neşe ve lezzet duyulur, birçok ticareti yapılır. Korkaklara cesaret ve mizaca kuvvet gelir. Kumarda, bazıları bedavadan mal ele geçirir. Günahları da faydalarından, zararları yararlarından çok büyüktür.

Şu halde yararları gerçek ve sağlam bir yarar değildir. Verdikleri neşe humar (aklı örtmek)a dönüşür. O gelip geçici cesaret, felaket nedeni olur. O gelip geçici mizaç kuvveti, sağlığı bozar; kazanılan malın hayrı olmaz, bir kâr yüz zarar getirir. Buna tutulanlar yakalarını zor kurtarır. Kısacası neşe ve lezzetleri kişisel ve gelip geçici olduğu halde; zararları, ortaya çıkardıkları kötü sonuçlar, hem kişisel ve sosyaldir, hem bedensel ve hem de ahlâkidir. Bulaşıcı hastalıklar gibi herkese geçicidir. Cezasını başında çekmeyenler sonunda çekerler. Hayali olan bir parça kâr için, kesin ve genel bir zarara düşmek de akıl işi değildir.

Zararı gidermek, yarar sağlamaktan önce gelir. Şu halde bunların aklen haram olması gerekir. Bu âyet de böyle delâlet-i iltizamiye (dolaylı bir delaletle) şer'an bunların haramlığını ifade etmiş olur. Kur'ân'da şarap hakkında başka bir âyet olmasaydı, sadece bununla şarabın haramlığı sabit olurdu. Ancak bu haram kılma, bizzat ifadenin kendi kelimesinden açıkça anlaşılan bir haram kılma olmazdı; aklına güvenerek zararlarını sınırlayıp ve yararlarından istifade edeceğini zannedenler bulunabilirdi. Bunun için, ashabı kiram arasında bu akla dayanan haramlıktan, şer'i haramlık anlamayan kişiler olmuş, daha sonra, "Murdardır, ... ondan kaçının." (Maide, 5/90) emri ile açık ve mutlak bir şekilde şer'i haramlık meydana gelmiştir. (bk. Elmalılı H.Yazır, İlgili Ayetin Tefsir)

Kumar, insana yaratıcısını unutturan, namaz kılmaktan alıkoyan, tembelliğe sürükleyen, çalışma gücünü yokedip insanlar arasına kin ve düşmanlık saçan haksız bir kazanç yoludur. Fert ve toplum hayatında unutulmaz yaralar açan kumarın her türlüsü İslâm dininde haram kılınmıştır.

Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Aranızda mallarınızı haksız sebeplerle ve batıl yollarla yemeyin." (Bakara, 2/188; Nisâ, 4/29)

"Ey inananlar, içki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yüzünden aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister..." (Mâide, 5/90, 91; İbn Abidin Reddû'l Muhtar, İstanbul 1307, V, s. 355; Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dini, İstanbul 1960, II/766).

Kumar ve Zararları:

Yasak ve günâh olması bakımından içki ile kumar arasında hiç bir fark yoktur. Allah Teâlâ her ikisini de, aynı âyet-i kerime ile harâm kılmıştır:

"Ey iman edenler, içki, kumar, putlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden birer pisliktir. Onun için siz bunlardan kaçının ki muradınıza eresiniz." (Maide, 5/90).

Oynayana kazanç veya zarar getiren her türlü şans oyunu kumardır. Kumar, haksız yere başkasının malını almak, bile bile ortaklaşa hırsızlık yapmaktır.

Kumar, toplumsal bir felâkettir. Dinin şiddetle yasakladığı bu yıkıcı kötülüğün pek çok âileyi sefil ve perişan ettiği her zaman görülmektedir. Hırsın verdiği heyecan ile sabahlara kadar kumar masalarından ayrılmayanlar, orada, sağlıklarını, servetlerini, ahlâklarını ve vakitlerini bırakarak insanlıktan uzaklaşır; bir gün kazananlar başka bir gün kaybederler.

Kumarda kaybedilen parada çoluk-çocuğun, fakirlerin hakkı vardır. Kazanılan para da meşrû değildir.

Kumar yaygınlaştıkça toplumsal zararlar artar. Çalışmanın yerini tembellik alır. İş hayatında verim düşer. Kumar beraberinde içki, yalancılık, hırs, kin, intikam, cinayet gibi kötülükleri de getirir.

Kumar âile hayatında düzensizliklere, anlaşmazlıklara, ihmallere sebep olur. Kumar yüzünden, dinini, namusunu, vatanını satan, her türlü kutsal değeri ayaklar altına alan pek çok kişi vardır.

Kumar, içki gibi çok kısa bir zamanda alışkanlık hâline gelir. Bir daha ondan kurtulmak çok zor olur. Bunun için içki ve kumar alışkanlığı çok tehlikeli alışkanlıklardandır.

Sonunda para kazanılan veya kaybedilen, zar, oyun kâğıtları, piyango, spor-toto, loto, iddaa, müşterek bahis gibi her türlü şans oyunu kumardır.

Bütün şans oyunları başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. İnsan, kazandıkça kazanma zevki ve hırsı için oynar. Kaybettikçe, kayıplarını çıkarmak için yine oynar. Sonunda kumarbaz oluverir. Her şeyini kumarda kaybeden, nesi varsa satan ve kumara yatıran, bütün ömrü sefalet içinde geçen, karısını ve çocuklarını mahveden kumarbazların, başlangıçta kumara bir eğlence gözü ile baktıkları unutulmamalıdır.

Sosyal bir âfet olan kumardan sakınmak kadar, çevremizdeki insanları özellikle aile fertlerimizi de bundan korumak önemli bir görevdir. Kur'an-ı Kerim'de âile bireylerinin zararlı kötü işlerden sakındırılıp, Allah ve Rasûlünün istediği bir yaşantı için eğitilmesi görevi aile reislerine verilmektedir:

"Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin başında sert ve şiddetli, Allah emrine karşı gelmeyen, verilen emirleri olduğu gibi yerine getiren melekler vardır." (Tahrîm, 66/6).

İlave bilgi için tıklayınız:

- Kumara giren ve girmeyen durumlar hakkında bilgi verir misiniz?..

- Tebliğ ve Peygamberimiz'in (s.a.v.) tebliğ metodu hakkıında bilgi verir misiniz?

12 İddiasına maç oynamak caiz mi? Örneğin parayı yenilenin ödeyeceği halı saha maçlarını yapmak haram mıdır?

Bilindiği üzere, halı sahada futbol oynamaktan maksat, kumar yoluyla para kazanmak değildir; yani futbol kumar değildir. Futbol oynayanlar ortaya para koyarak yenenin buna mâlik olmasını amaçlamıyorlar. Ancak parasız halı sahalar bulunmadığı için oyun süresince sahanın kiralanması gerekiyor. Bu kiranın bedeli şu şekillerde ödenebilir: a) taraflar eşit olarak öderler, b) taraflardan başkası öder, c) sırayla öderler, d) yenilen öder. Bize göre bu son şekilde ödeme yapıldığında bu bir kumar olur.

Boş yere geçen her ânın pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.

Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.

Belli bir mesai sarf eden ve çalışan insanın dinlenmesi ve istirahat etmesi ne kadar hakkı ise, İslâmın yasakladığı sınırı aşmamak şartıyla, bazı oyun ve eğlencelerde bulunmak da mümkün ve normaldir. Ama bu oyun ve eğlencelerin bir ucu, dinimizin haram kıldığı şeyerden birisine yaklaşır ve bulaşırsa, o oyun meşruiyetini kaybetmiş olur.

Çeşitli adlarla yapılan “kültürel faaliyetler”de ve “spor müsabakaları”nda aynı şartları aramamız gerekir. Bunlar mubah ve meşru görülen daire içindeyse, haram olduğundan bahsedilemez. Meselâ bu faaliyetlerin bazısı erkek-kız karışık olarak icra edilirse, birtakım dinî mahzurları da beraberinde getireceği açıktır.

Çünkü dinen bir kimse ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen —anne, kız kardeş, hala, teyze gibi— kimselerle yalnız kalabilir, birlikte bulunabilir, elini tutabilir, konuşabilir. Bunun dışında, hayatî bir durum olmadığı müddetçe, bir erkeğin mahremi olmayan bir kadınla; kadının da mahremi olmayan bir erkekle birlikte bulunması, tokalaşması, elini tutması caiz görülmemiştir.

Sportif faaliyetlerde de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Namaz geçirilmeyecek, kumara girmeyecek ve vücudun bir başkasına gösterilmesi caiz olmayan yerlerinin açılmasına meydan verilmeyecekse dinî bir mahzurdan söz edilemez.

Dinimiz gerek faydalalığı, gerekse görünüşte bir faydası olmasa da zararsız oluşu bakımından, ok atmak, mızrak kullanmak, güreş, yüzme, koşu ve at yarışları gibi oyunları meşru kılmıştır. Hattâ bunlardan bazıları da sünnettir.

Hz. Rukâne’nin Müslüman olmasına, Peygamberimiz (asm) ile güreşmesi ve üç defasında da Peygamberimizin (asm) kendisini mağlûp etmesi vesile olmuştur. (Tirmizî, Libas: 42)

Yine Peygamberimizin (asm) Hz. Âişe (ra) ile yarıştığı, müteaddit defalar onu geçtiği de rivayet edilmektedir. (İbni Mace, Nikâh: 50)

Keza Peygamberimiz (asm) Habeşlilerin gösterdiği mızrak oyunlarını Hz. Âişe (ra) ile birlikte seyretmiş ve bu tip eğlencelerin caiz olduğunu bizzat kendi hayatında göstermiştir.

Cihad meydanlarında mücahitlerin yardımcısı olan atı övmüş ve savaştan önce tertiplenen at yarışlarında birinci gelenlere çeşitli armağanlar vererek bu sporu desteklemiştir. Burada esas gaye, cihada hazırlık yapmaktır. Savaş öncesi bir eğitim ve idmandır.

Fakat İslâmın meşru kıldığı bazı oyun ve eğlencelerde bugün bazı uygulamalarla helâl dairenin dışına taşılmıştır. Meselâ, güreş, yarış ve yüzmede başkalarına gösterilmesi haram olan yerlerin açılması gibi.

Bazı oyunlar da kumara âlet edilmektedir. At yarışları, piyango, spor-toto-loto ve karşılıklı bahis bunlardan bazılarıdır.

Piyango ve spor toto gibi oyunlar zaten kumar sayılmaktadır. Zira kumarın bütün özelliklerini içinde taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye devrinde de olduğu bilinmektedir. Onlar oklar üzerine işaretler koyar, oktaki çıkan işarete göre para alırlardı. İslâmiyet kumarın herçeşidini haram kıldığından, piyango da bunların içindedir. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzuk durun ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 5/90)

İslâmiyet böylece ortaya mal ve para konarak oynanacak hiçbir şans oyununa izin vermemiştir. Eğer fakirlere, zayıflara ve düşkünlere yardım edilecekse, bu tip kurumlar kanalıyla olmasına gerek yoktur. İslâmın hukuk, toplum ve ahlâk düzeni, kimsesizleri korumak, hayır müesseselerini yaşatmak için kumar tertibine ihtiyaç duymamaktadır.

Karşılıklı bahis ve iddialaşmak gibi tertip ve oyunlar da aynı şekilde kumar sayılmaktadır. Meselâ, iki kişi yarışa çıkmadan önce birisi, “Eğer beni geçersen sana şu kadar vereceğim, şayet ben seni geçersem bana şu kadar vereceksin.” derlerse böyle bir bahis kumara girer. Ancak tek taraflı olursa caiz olur. Yani taraflardan birisi, ”Beni geçersen sana şu kadar vereceğim, fakat ben seni geçersem sen bana bir şey verme.” der ve anlaşırlarsa böyle bir iddia meşrudur. Bu parayı alan kimsenin onu kullanması caizdir.

Top oyunlarında da, namazın geciktirilmesine veya terkine, başkalarına gösterilmesi caiz olmayan yerlerin açılmasına meydan verilmediği, vücudun yaralanmasına ve sakatlanmasına sebep olmadığı müddetçe bir mahzurdan söz edilemez. Bu hususlardan birisi söz konusu olunca meşru olmaktan çıkar.

13 Kumara giren ve girmeyen durumlar hakkında bilgi verir misiniz?

Boş yere geçen her ânın pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da manasız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.

Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.

Belli bir mesai sarf eden ve çalışan insanın dinlenmesi ve istirahat etmesi ne kadar hakkı ise, İslâm'ın yasakladığı sınırı aşmamak şartıyla, bazı oyun ve eğlencelerde bulunmak da mümkün ve normaldir. Ama bu oyun ve eğlencelerin bir ucu, dinimizin haram kıldığı şeyerden birisine yaklaşır ve bulaşırsa, o oyun meşruiyetini kaybetmiş olur.

Çeşitli adlarla yapılan “kültürel faaliyetler”de ve “spor müsabakaları”nda aynı şartları aramamız gerekir. Bunlar mubah ve meşru görülen daire içindeyse, haram olduğundan bahsedilemez. Meselâ bu faaliyetlerin bazısı erkek-kız karışık olarak icra edilirse, birtakım dinî mahzurları da beraberinde getireceği açıktır.

Çünkü dinen bir kimse ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen —anne, kız kardeş, hala, teyze gibi— kimselerle yalnız kalabilir, birlikte bulunabilir, elini tutabilir, konuşabilir. Bunun dışında, hayatî bir durum olmadığı müddetçe, bir erkeğin mahremi olmayan bir kadınla; kadının da mahremi olmayan bir erkekle birlikte bulunması, tokalaşması, elini tutması caiz görülmemiştir.

Sportif faaliyetlerde de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Namaz geçirilmeyecek, kumara girmeyecek ve vücudun bir başkasına gösterilmesi caiz olmayan yerlerinin açılmasına meydan verilmeyecekse dinî bir mahzurdan söz edilemez.

Dinimiz gerek faydalalığı, gerekse görünüşte bir faydası olmasa da zararsız oluşu bakımından, ok atmak, mızrak kullanmak, güreş, yüzme, koşu ve at yarışları gibi oyunları meşru kılmıştır. Hattâ bunlardan bazıları da sünnettir.

Hz. Rukâne’nin Müslüman olmasına, Peygamberimiz (asm) ile güreşmesi ve üç defasında da Peygamberimizin kendisini mağlûp etmesi vesile olmuştur.1

Yine Peygamberimiz (asm)'in Hz. Âişe ile yarıştığı, müteaddit defalar onu geçtiği de rivayet edilmektedir.2

Keza Peygamberimiz (asm) Habeşlilerin gösterdiği mızrak oyunlarını Hz. Âişe ile birlikte seyretmiş ve bu tip eğlencelerin caiz olduğunu bizzat kendi hayatında göstermiştir.

Cihad meydanlarında mücahitlerin yardımcısı olan atı övmüş ve savaştan önce tertiplenen at yarışlarında birinci gelenlere çeşitli armağanlar vererek bu sporu desteklemiştir. Burada esas gaye, cihada hazırlık yapmaktır. Savaş öncesi bir eğitim ve idmandır.

Fakat İslâm'ın meşru kıldığı bazı oyun ve eğlenceler de bugün bazı uygulamalarla helâl dairenin dışına taşılmıştır. Meselâ, güreş, yarış ve yüzmede, başkalarına gösterilmesi haram olan yerlerin açılması gibi.

Bazı oyunlar da kumara âlet edilmektedir. At yarışları, piyango, spor-toto-loto ve karşılıklı bahis bunlardan bazılarıdır.

Piyango ve spor toto gibi oyunlar zaten kumar sayılmaktadır. Zira kumarın bütün özelliklerini içinde taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye devrinde de olduğu bilinmektedir. Onlar oklar üzerine işaretler koyar, oktaki çıkan işarete göre para alırlardı. İslâmiyet kumarın her çeşidini haram kıldığından, piyango da bunların içindedir. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzuk durun ki kurtuluşa eresiniz.”3

İslâmiyet, böylece ortaya mal ve para konarak oynanacak hiçbir şans oyununa izin vermemiştir. Eğer fakirlere, zayıflara ve düşkünlere yardım edilecekse, bu tip kurumlar kanalıyla olmasına gerek yoktur.

İslâm'ın hukuk, toplum ve ahlâk düzeni, kimsesizleri korumak, hayır müesseselerini yaşatmak için kumar tertibine ihtiyaç duymamaktadır.

Karşılıklı bahis ve iddialaşmak gibi tertip ve oyunlar da aynı şekilde kumar sayılmaktadır. Meselâ, iki kişi yarışa çıkmadan önce birisi, “Eğer beni geçersen sana şu kadar vereceğim, şayet ben seni geçersem bana şu kadar vereceksin.” derlerse, böyle bir bahis kumara girer. Ancak tek taraflı olursa caiz olur. Yani taraflardan birisi,”Beni geçersen sana şu kadar vereceğim, fakat ben seni geçersem sen bana bir şey verme.” der ve anlaşırlarsa, böyle bir iddia meşrudur. Bu parayı alan kimsenin onu kullanması caizdir.

Top oyunlarında da, namazın geciktirilmesine veya terkine, başkalarına gösterilmesi caiz olmayan yerlerin açılmasına meydan verilmediği, vücudun yaralanmasına ve sakatlanmasına sebep olmadığı müddetçe, bir mahzurdan söz edilemez. Bu hususlardan birisi söz konusu olunca meşru olmaktan çıkar.

Dipnotlar: 

1. Tirmizî, Libas: 42.
2. İbni Mace, Nikâh: 50.
3. Mâide, 5/90.

(bk. Mehmed PAKSU, İbadet Hayatımız-I)

14 Müslüman olmayan ülkelerde (dârülharpde) kumar oynamak caiz midir?

Dârülharp, İslam hakimiyeti altına girmeyen yerdir. Şu hâlde Amerika dârülharp diyarıdır.

İmam Ebu Hanife ile İmam Muhammede göre bir Müslüman, dârülharpte gayri müslimlerden faiz alsa ve galip geleceğini bilmek şartıyla kumar oynasa, günahkâr olmaz. Fakat İmam Ebu Yusafa göre haram olur.

Bir kimse dârülharpte faizli bir akitte bulunsa, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammede göre caizdir. Küfür diyarında yaşayan bir Müslümanın Müslüman olmayandan faiz almasında bir beis yoktur. Çünkü onlara göre faiz almak hıyanet sayılmaz, normaldir. (bk. Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar)

15 Kumarda kullanılacak bilgisayar proğramı yapmak caiz mi? Program, tombala oyununun bilgisayar ortamındaki halinin hazırlanmasıydı...

1. Kötülüğü yapmak haram olduğu gibi ona neden olmak da caiz değilidr. Bu açıdan böyle bir işe yardımcı olmak kişiyi sorumlu eder. Nitekim alimlerimizin çoğunluğu böyle bir şeyin haram olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla kumar programının yapılması caiz değildir.

2. Ancak hem helal yönde hem de haramda kullanılabilecek bir program yapılmışsa bu haram olmaz. Tıpkı bilgisayar ve televizyon gibi...

16 Şans oyunlarından (millî piyango, at yarışı, sayısal loto, vb.) vergi veriliyor, yardımlar yapılıyor. Bundan dolayı bu oyunlar caiz olur mu?

Allah bir şeyi yasak kılmışsa, artık onu hiç bir sistem helal yapamaz. Necaseti altın kapta da saklasanız necaset yine necasettir. Mesela, insanın organları, kanı başkasında hayat kurtarır, ama hiç kimse bir insanı kandırıp da kanını akıtamaz. İnsanların gözünü boyayıp parasını alacaksın, sonra da bununla faydalı işler yapıldığını söyleyeceksin. Sönen ocakları, yıkılan yuvaları hiç düşünmeyeceksin. Maksat yardım yapmaksa toplarsın parayı yardım yaparsın.

On kişiyi sevindirip on bin kişiyi üzüntüde bırakan, on binlerin psikolojisine darbe vuran bir sistemin faydası düşünülemez.

...

Şans oyunları kazanma ve kaybetme ihtimalinin olduğu oyunlara denir. Bu bakımdan eğer kazanma ve kaybetme ihtimali varsa, bu oyunlar şans oyunlarına gireceğinden haram kısmına girmektedir. Nitekim iddaa denilen şans oyunu da kazanma ve kaybetme şeklinde olan bir oyundur. Hatta kişi kazanacağını kesin olarak bilse bile oynayamaz. Bu bakımdan bu oyunu oynamak caiz değildir.

İslam dini kumarın ve şans oyunlarının azını da çoğunu da haram kılmıştır. Bu bakımdan ister az miktarda bir para ile oynansın ister çok miktarda olsun ikisi de haramdır.

Boş yere geçen her ânın pek çok fırsatları da beraberinde götürdüğü kabul etmemiz gereken bir gerçektir. Çünkü insanın vakti dünyanın ömrüne nisbetle çok az ve kısadır. Bu bakımdan, tek bir saniyesi dahi altından daha kıymetli olan zamanın, ebedî hayata nur ve ışık tutacak meşguliyetlerle geçmesi gerekir. Bunun için, mü’minin ibadeti ve işi bir hayır üzere olduğu gibi, geriye kalan zamanı da mânâsız olmamalı, meşru dairede yaşanmalıdır. Tâ ki, bir taraftan kazanırken, diğer yandan kaybetmiş olmasın.

Zamanımızda, insanın zamanını katleden o kadar lüzumsuz meşguliyetler vardır ki, bunlardan birçoğu maddî ve mânevî gelişmeye bir sahip olmadığı gibi, insanı yaratılış hikmetinden uzaklaştırdığı da bir gerçektir. İşte, insan bu çeşit gayesiz ve hedefsiz şeylerden kendisini ne kadar çekip çevirse o derece kâr içinde olur.

Belli bir mesai sarf eden ve çalışan insanın dinlenmesi ve istirahat etmesi ne kadar hakkı ise, İslâmın yasakladığı sınırı aşmamak şartıyla, bazı oyun ve eğlencelerde bulunmak da mümkün ve normaldir. Ama bu oyun ve eğlencelerin bir ucu, dinimizin haram kıldığı şeyerden birisine yaklaşır ve bulaşırsa, o oyun meşruiyetini kaybetmiş olur.

Çeşitli adlarla yapılan “kültürel faaliyetler”de ve “spor müsabakaları”nda aynı şartları aramamız gerekir. Bunlar mübah ve meşru görülen daire içindeyse, haram olduğundan bahsedilemez. Meselâ bu faaliyetlerin bazısı erkek-kız karışık olarak icra edilirse, birtakım dinî mahzurları da beraberinde getireceği açıktır.

Çünkü dinen bir kimse ancak kendisine ebedî olarak nikâhı düşmeyen —anne, kız kardeş, hala, teyze gibi— kimselerle yalnız kalabilir, birlikte bulunabilir, elini tutabilir, konuşabilir. Bunun dışında, hayatî bir durum olmadığı müddetçe, bir erkeğin mahremi olmayan bir kadınla; kadının da mahremi olmayan bir erkekle birlikte bulunması, tokalaşması, elini tutması caiz görülmemiştir.

Sportif faaliyetlerde de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Namaz geçirilmeyecek, kumara girmeyecek ve vücudun bir başkasına gösterilmesi caiz olmayan yerlerinin açılmasına meydan verilmeyecekse dinî bir mahzurdan söz edilemez.

Dinimiz gerek faydalalığı, gerekse görünüşte bir faydası olmasa da zararsız oluşu bakımından, ok atmak, mızrak kullanmak, güreş, yüzme, koşu ve at yarışları gibi oyunları meşru kılmıştır. Hattâ bunlardan bazıları da sünnettir.

Hz. Rukâne’nin Müslüman olmasına, Peygamberimiz (asm) ile güreşmesi ve üç defasında da Peygamberimizin (asm) kendisini mağlûp etmesi vesile olmuştur.1

Yine Peygamberimizin (asm) Hz. Âişe (ra) ile yarıştığı, müteaddit defalar onu geçtiği de rivayet edilmektedir.2

Keza Peygamberimiz (asm) Habeşlilerin gösterdiği mızrak oyunlarını Hz. Âişe (ra) ile birlikte seyretmiş ve bu tip eğlencelerin caiz olduğunu bizzat kendi hayatında göstermiştir.

Cihad meydanlarında mücahitlerin yardımcısı olan atı övmüş ve savaştan önce tertiplenen at yarışlarında birinci gelenlere çeşitli armağanlar vererek bu sporu desteklemiştir. Burada esas gaye, cihada hazırlık yapmaktır; savaş öncesi bir eğitim ve idmandır.

Fakat İslâmın meşru kıldığı bazı oyun ve eğlencelerde bugün bazı uygulamalarla helâl dairenin dışına taşılmıştır. Meselâ, güreş, yarış ve yüzmede başkalarına gösterilmesi haram olan yerlerin açılması gibi.

Bazı oyunlar da kumara âlet edilmektedir. At yarışları, piyango, spor toto, loto ve karşılıklı bahis bunlardan bazılarıdır.

Piyango ve spor toto gibi oyunlar zaten kumar sayılmaktadır. Zira kumarın bütün özelliklerini içinde taşıyor. Piyango şeklindeki kumarın İslam öncesi Cahiliye devrinde de olduğu bilinmektedir. Onlar oklar üzerine işaretler koyar, oktaki çıkan işarete göre para alırlardı. İslâmiyet kumarın her çeşidini haram kıldığından, piyango da bunların içindedir. Nitekim bir âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler, şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzuk durun ki kurtuluşa eresiniz.”3

İslâmiyet böylece ortaya mal ve para konarak oynanacak hiçbir şans oyununa izin vermemiştir. Eğer fakirlere, zayıflara ve düşkünlere yardım edilecekse, bu tip kurumlar kanalıyla olmasına gerek yoktur. İslâmın hukuk, toplum ve ahlâk düzeni, kimsesizleri korumak, hayır müesseselerini yaşatmak için kumar tertibine ihtiyaç duymamaktadır.

Karşılıklı bahis ve iddialaşmak gibi tertip ve oyunlar da aynı şekilde kumar sayılmaktadır. Meselâ, iki kişi yarışa çıkmadan önce birisi, “Eğer beni geçersen sana şu kadar vereceğim, şayet ben seni geçersem bana şu kadar vereceksin.” derlerse böyle bir bahis kumara girer. Ancak tek taraflı olursa caiz olur. Yani taraflardan birisi,”Beni geçersen sana şu kadar vereceğim, fakat ben seni geçersem sen bana bir şey verme.” der ve anlaşırlarsa böyle bir iddia meşrudur. Bu parayı alan kimsenin onu kullanması caizdir.

Top oyunlarında da, namazın geciktirilmesine veya terkine, başkalarına gösterilmesi caiz olmayan yerlerin açılmasına meydan verilmediği, vücudun yaralanmasına ve sakatlanmasına sebep olmadığı müddetçe bir mahzurdan söz edilemez. Bu hususlardan birisi söz konusu olunca meşru olmaktan çıkar.

Kaynaklar:

1. Tirmizî, Libas: 42.
2. İbni Mace, Nikâh: 50.
3. Mâide Sûresi, 90.

(bk. Mehmed PAKSU, İbadet Hayatımız-1)

17 Kumar işletmesine, kumar oynamayı kolaylaştırıcı bilgisayar proğramı hazırlamak caiz midir?

1. Kötülüğü yapmak haram olduğu gibi ona neden olmak da caiz değilidr. Bu açıdan böyle bir işe yardımcı olmak kişiyi sorumlu eder. Nitekim alimlerimizin çoğunluğu böyle bir şeyin haram olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla kumar programının yapılması caiz değildir.

2. Ancak hem helal yönde hem de haramda kullanılabilecek bir program yapılmışsa bu haram olmaz. Tıpkı bilgisayar ve televizyon gibi...

18 İkili opsiyon caiz midir?

Bu işlem kumardır, caiz olmaz.

19 Allah iddialaşmayı yasaklayacaksa neden Ebu Bekir'in iddialaşmasına engel olmamıştır?

Bu sorunun cevabı kısaca şöyledir:

Allah İslam dinindeki olumlu-olumsuz emir ve yasakların hepsini önceden biliyordu. Buna rağmen, onları belli zamanlarda söz konusu etmiştir. Örneğin, namazı bi’setin on ikinci yılında, orucu hicretin ikinci yılında farz kılmıştır. İçkiyi dört devrede yasaklamıştır. Faizi ve kan davalarını ancak Veda hutbesinde yasaklamıştır...

Bundan anlaşılıyor ki, Allah’ın önceden bilmediği hiçbir şey yoktur. Ancak her şeyi hikmetinin ön gördüğü vakti-zamanı gelince emreder veya yasaklar.

İslam’da emir ve yasaklarla ilgili hükümler, değişik zamanlarda söz konusu olmuştur. Daha ortaya konmamış bir emrin yerine getirilmesi düşünülmediği gibi, bir yasaktan da kaçınılması söz konusu değildir. İşte bahse/iddaya girme konusu da Medine’de yasaklanmış bir hükümdür. Hz. Ebu Bekir hicretten yaklaşık beş-altı yıl önce bu bahse / iddaya girmiştir ki, o zaman bu iş daha yasaklanmamıştı.

Develerin Hz. Ebu Bekir’e teslimi, yaklaşık hicretin 2 veya 3. yılında gerçekleşmiştir. Bahse girmenin/kumarın yasaklanması ise, (Maide, 5/90-91) yaklaşık 10. yılında söz konusu olmuştur. Develeri almak ile yasak arasında yaklaşık 7 yıl vardır.

Bununla beraber, medeni hukukta kanunlar prensip olarak önceki zamanı kapsamaz. Kur’an’da da bazı hükümler anlatılırken, “illa ma kad selef = daha önceki olanlar hariç” şeklinde bir kayıt konulmuştur. İddia/bahis konusu da buna dahil olabilir.