Hz. Nuh (as) Kategorisinde En Çok Okunanlar

1-) Hz. Nuh (as)'ın uzun yaşaması: Kazı çalışmalarında Hz. Nuh (a.s) döneminde yaşayan insanların ömürlerinin otuz, en fazla kırk yıl olduğu belirlenmiş (hastalıklar vs.). Kur'an-ı Kerim'de Hz. Nuh (a.s)'ın bin yıldan elli yıl eksik yaşadığı söyleniyor?..

Din bilimle ters düşmez. Çünkü bilimin gerçekçi olarak ifade ettiği konularda dinle tamamen ittifak etmektedir. Bu bakımdan dinimiz mutlak doğru olan bilimsel çalışmaları hiç bir zaman reddetmediği gibi aksine kabul etmektedir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de geçen bir çok bilimsel ayetler mevcuttur ve bu gün bilim de bunu teyid etmektedir.

Bilimin her yaptığı çalışma doğru sonuçlar vermeyebilir. Mesela, bu gün bilim tarafından doğru kabul edilen bir olgu yarın reddedilebilir ve ona zıt bir olgu kabul edilebilir. Ancak Kur'an-ı Kerim'de geçen ifadelerin hiç birisinin aksi isbat edilememektedir. Demek ki bilimsel çalışmalarımızda Kur'an-ı Kerim'i kendimize klavuz edinmeliyiz ki doğru neticelere varabilelim. Aksi takdirde Kur'an-ı Kerim'e zıt düşen hiç bir çalışma bilim tarafından geçerlilik kazanamayacaktır.

"Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. Böylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk." (Ankebut, 29/14-15)

Dünyada bölgelere, iklimlere ve hayat şartlarına göre ortalama yaş sı­nırı farklıdır. Ancak günümüze kadar insan yaşı üzerinde yapılan araştır­malarla nadiren bir kişinin 140-150 yaş yaşadığı görülebilmiştir. Fiziksel ve zihinsel değişiklikler; atar damarların büklüm büklüm olması, organizma­nın kendine benzer bir canlıyı meydana getirme vasfını kaybetmesi, yaşlı­lığın başlıca belirtileridir ve bu kaçınılmaz bir değişmedir.

Ancak yaşlılığı doğuran tesirler, yaşlanan kişinin eğitimine, tedavisi­ne, inancına ve bakımına bağlı olarak da çok farklıdır. O bakımdan kimi ça­buk yaşlanıp çökmekte, kimi geç yaşlanıp uzun yıllar gücünü koruyabil­mektedir. Ama çok uzun ömürlü dediğimiz kimseler bazı istisnalarla an­cak 90-100 yıl yaşayabilmektedir ki, bunlar binde bir oranında tezahür et­mektedir.

O halde Nuh Peygamber'in (as) çok yaşamasının sırrı ne olabilir? Bu soruyu birkaç madde halinde cevaplamamız uygun olur:

a) Nuh (as) son derece sabırlı ve rahat bir kişiliğe sahipti. Asırların mücadelesi bu büyük peygamberin sabrını pek taşıramamıştır.

b) Ulü'l-azm sayılan beş peygamberden biri olmak hasebiyle Allah'a sonsuz güveni vardı ve Allah'ın hükmünün değişmeyeceğini, plân ve prog­ramının şaşmayacağını çok iyi biliyor ve karşısına çıkan üzücü olayları ta­bii karşılayıp hizmetini aksatmıyordu.

c) O çağda yeryüzünde insan pek az bulunuyordu. Üstelik aşırı bir sapıklık ve azgınlık hüküm sürüyordu. Nüfusun artması için çok yaşamaya gerek vardı. Nitekim tufan belli bölgedeki insanları boğup küfrün ve tuğ­yanın cezası gerçekleşince, diğer bölge ve kıtalarda pek az insan yaşıyor­du. Dünya nüfusunun önemli bir kısmı Mezopotamya ve o kesime yakın yerde yaşıyordu. Gemiye alınanlar ise, boğulup yok edilenlere nisbetle yüzde bir oranında bile değildi. Bu nedenle hayatta kalanları eğitip yetiştir­mek, üremelerini sağlamak için çok tecrübeli bir lidere ihtiyaç vardı; o da ancak Nuh (as) olabilirdi.

d) Bir diğer husus da şudur: Bizim bilmediğimiz ve henüz sırrını çöze­mediğimiz bir tecelli söz konusudur. Her şeyin üstünde hükümran olan Cenâb-ı Hak, Nuh Peygamber'i (as) dokuz asırdan fazla yaşatmayı murad edin­ce, maddî ve manevî sebepleri harekete geçirmiş ve böylece maddî ve ma­nevî gıdaların ilâhî program gereği düzenli şekilde Nuh'a (as) yönelme­si, onun yıpranıp yaşlanmasını, çöküp takatten kesilmesini önlemiştir.

Bütün bunlar bizim yorumlarımızdır. Allah daha iyisini ve daha doğru­sunu bitir.

e) Bu arada, büyük bir hayat ve enerji kaynağı olan Melek Cebrail'in aralıksız Nuh Peygamber'e (as) hayat iksirini sunmasını da düşünmek yerinde olur.

f) Her görüş, yorum ve düşüncenin üstünde, ilâhî irâdenin bu yolda sebepleri kolaylaştırıp kudretini izhar etmesiyle Nuh (A.S.)ın çok yaşadığı­nı söylemek ise, en kestirme ve en doğru olanıdır.

g) Nuh aleyhisselamın uzun yaşadığını Kur'an'dan öğreniyoruz. Kur'an'da ilk peygamberlerin ömrüyle ilgili bilgiler yoktur. Ancak başka peygamberlerin de uzun yaşamış olma ihtimali vardır. Nitekim güvenilirliği tartışılır olmakla beraber, Kitab-ı Mukaddese göre Hz. Adem, 930 yaşında (Tekvin, Bab 5/5), Hz. Şit, 912 yaşında vefat etmiştir (Tekvin. Bab.5/8),. Hz. İdris (Hanuk) 365 yaşında gözlerden kaybolmuş / Allah onu katına almıştır.(Tekvin, Bab.5/24). Hz. Nuh, 950 yaşında öldü. (Tekvin 9/29).

Bu bilgilere göre, daha sonraki insanların öncekilere göre daha az ömürlü oldukları görülmektedir. Mesela, Hz. İbrahim, 175 yaşında, Hz. İsmail 137 yaşında (Bab, 25/7, 17) öldü.


2-) Hz. Nuh (a.s) gemi yaparken ona kimler yardım etmiştir?

“Bizim gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda, gemiyi yap.”(Hud, 11/37)

mealindeki ayetin ifadesine göre, Hz. Nuh (as), herhangi bir melek olmadan, doğrudan Ceba-ı Hakk'ın ilhamıyla gemiyi yapmıştır. Gördüğümüz bütün tefsir kaynaklarında bu husus böyle algılanmıştır. (bk. Taberî, Râzî, İbn Kesir, Beydavî, Nesefî, Ebu’s-Suud efendi, Fethu’l-Kadir, Alusî, ilgili ayetin tefsiri).

Bazı alimlere göre, ayette çoğul olarak geçen “Bi a’yunina = Bizim gözetimimiz altında” ifadesinden maksat, Hz. Nuh (as)’a yardım etmek ve onu korumak üzere görevlendirilmiş meleklerdir. (Kurtubî ve Şevkani / Fethu’l-Kadir, Hud, 37. ayetin tefsiri).

Özetlersek; bu konuyla ilgili araştırmalarımızda Hz. Nuh (as)’a yardım eden meleklerin ismine rastlamadık. Yukarıda ifade edildiği üzere, alimlerin cumhuruna göre, Hz. Nuh (as)’ın gemiyi yapması doğrudan Allah’ın vahiy, ilham ve yardımıyla olmuştur.


3-) Nuh Kavminden sonra Ad Kavminin yeryüzünde halife olması (A'raf, 7/69), tarihi gerçeklere uygun mudur?

İlgili ayetin meali:

“Sizi başınıza gelebilecek tehlikeler hakkında uyarmak için sizden birine Rabbiniz tarafından bir tebliğ gelmesine hayret mi ediyorsunuz? Hatırlayın ki, O sizi Nuh kavminden sonra onların yerine geçirdi ve sizi bedenen güçlü kuvvetli, gösterişli kıldı. O halde Allah’ın nimetlerini unutmayıp zikredin ki felah bulasınız.”(A'raf, 7/69).

Âd Kavminin ismini, Hz. Nuh'un oğlu Sâm'ın üçüncü kuşaktan torunu Âd'dan aldığı söylenir. Bu kavim, İslâm'ın zuhurundan asırlarca önce ortadan kalkmakla birlikte, Araplar arasında bazı hatıraları anlatılmaktaydı.

Âd kavmine, peygamber olarak Hûd (as) gönderilmişti. (A'raf, 5/65) Hûd (as), bir görüşe göre Âd'ın soyundan, başka bir görüşe göre Âd'ın dedesi Sâm'ın diğer bir oğlunun soyundandır. İslâm kaynaklarında çoğunlukla şeceresi Nûh oğlu Sâm oğlu İrem oğlu Avs (Us) oğlu, Âd oğlu Halud (veya Haris) oğlu Rebâh (Reyâh) oğlu Abdullah oğlu Hûd şeklinde Hz. Nuh'a bağlanır.

Hz. Hûd kavmini ikna etmeye çalışırken, Allah'ın onlara olan lütuflarından bilhassa ikisini hatırlatmaktadır:

a) Allah'ın Nuh'tan sonra onları "halifeler" kılması,

b) Onları sağlam yapılı ve güçlü yaratması.

Bunlardan ilki, Ad kavminin tufandan sonra ilk teşkilâtlanan ve yeryüzünü imar faaliyetlerine girişen nesil olduğunu; ikincisi de Nûh soyundan gelen öteki kabilelere göre daha iri yapılı insanlardan oluştuğunu gösterir.

Ancak "Allah sizi bedenen güçlü kuvvetli, gösterişli kıldı" mealindeki cümleden, bu toplumun bireyleri arasında geniş bir sevgi ve dayanışma bulunduğu anlamının çıkarılabileceği de düşünülmüştür. (Razi, Tefsi, ilgili ayetin tefsiri)

Peygamberleri onlara, bu nimetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu hatırlatarak, buna göre davranmaları gerektiğini, kurtuluşlarının buna bağlı olduğunu bildirmiştir. (Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)

Sorudaki iddiaya gelince:

Evvela, bu tarihi tespitler tartışmaya açıktır. Çünkü arkeolojik semboller farklı ilim adamları tarafından farklı yorumlanabilmektedir. M.ö. 3.000 yılından sonra tarihi bilgiler oldukça tartışmaya açıktır. Ayrıca, Nuh tufanından sonra varlık sahnesine çıkanlar arasında en güçlüsü Ad Kavmi olabilir; Kur’an’da anlatılan onların fiziki yapıları ve güçleri gibi âdeta olağanüstü özelliklerinden de bunu anlamak mümkündür. İşte onların diğer kavimler arasında ayrıcalıklı yerlerinin olması, onları “Tufandan sonra halife unvanına en layık görülmesine” vesile olmuş olabilir.

Bununla beraber, bu ayette yapılan “Ad kavminin Nuh kavminden sonra yeryüzünde halife olması...” vurgusu, Ad kavminin Nuh kavminden hemen sonra geldiği anlamına gelmez. Kur’an, genel prensip olarak, tarihi olayları anlatırken, tarih üslubu içerisinde konuları kronolojik yapılarını göz önünde bulundurmaz. Onun maksadı tarih kaynakları gibi tarihi olayları anlatmak değil, olmuş tarihi olaylardan insanların ibret almaları için olayları söz konusu etmektir. Genel olarak bir olayın değişik yönlerinin farklı yerlerde anlatılması Kur’an’ın bu hikmetinin açık göstergesidir.

İşte bu ayette de anlatılan şudur: Bütün insanlarca bilinen en meşhur ve en korkunç bir musibet olan Nuh Tufanı, Ad kavminin nazarına verilmiştir. Arada bir sürü tarihi olaylar ve kavimlerin helaki söz konusu olmakla beraber, onlara özellikle bu en korkunç olayı; tufanı hatırlatmıştır. Ad kavminin de gemiyle Tufandan kurtulan insanların nesli olmaları haysiyetiyle, onlara Allah’ın bu lütfu da hatırlatılmış ve kulluk görevlerini bir şükür olarak yerine getirmelerinin gereğine vurgu yapılmıştır. Aksi takdirde Nuh kavminin başına gelenler türünden kendi (Ad kavminin) başlarına da benzer felaketlerin geleceği konusunda uyarıda bulunulmuştur.

Bu ayetin ifade ettiği gerçekler, Kureyş müşriklerine bir ibret dersi olsun diye anlatılmıştır. (krş. Taberî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)


4-) Füyûzât-ı Rabbâniyye'de geçen Abdülkadir Geylani'nin bazı sözleri nasıl açıklanabilir?

Şeyh Abdulkadir Hazretlerinin en büyük bir veli olduğu ümmetçe kabul edilen bir gerçektir. Böyle bir zatın İslam’a, Kur’an’a aykırı bir zihin mantalitesine sahip olduğunu düşünmek, elbette mümkün değildir. Bu takdirde, kitaplarında bulunan bu gibi sözler hakkında, şu iki şeyden birini kabul etmek zorunluluğu vardır:

a. Bu sözler ona ait değildir. Tasavvuf ve tarikat düşmanı bazı kimseler tarafından oraya sokuşturulmuştur. Nitekim, alimler, İbn Arabî ve Şarânî gibi bazı ehl-i tasavvufun eserlerinde bulunan bazı yanlışların, birileri tarafından oralara sokuşturulduğunu ifade etmişlerdir.

b. Bu sözler, bizim aklımızın haricinde olan müteşabih sözlerdir. Her şeyi Allah’tan bilen, kendisini de Allah’ın kudretinin elinde bir aletten başka görmeyen bir zat tarafından, tevhid-i istiğrak halet-i ruhiyesi içerisinde söylenmiş ve bizim idrak ölçülerimizin dışına taşmış sözlerdir...


5-) Hz. Nuh'un, azgın dalgalar arasında oğlunun sesini duyması imkansız değil midir?

İlgili ayetlerin meali şöyledir:

“Nuh dedi ki ‘Binin gemiye! Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Gerçekten Rabbim gafurdur, rahîmdir/affı, rahmet ve ihsanı pek boldur.’"

"Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken... Nuh biraz ötede olan oğluna: ‘Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!’ diye seslendi. O: ‘Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!’ dedi. Nuh ise: 'Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur!’ der demez, birden aralarına dalga girdi ve oğlu boğulanlardan oldu.” (Hud, 11/41-43)

- Burada şunu söylemek mümkündür: “Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma, diye seslendi.” mealindeki ayet, “Nuh dedi ki: Binin gemiye!” mealindeki ayete atıftır. Buna göre, bu konunun açıklaması şöyledir: “Nuh (daha gemi yerinden kalkmadan geminin yanına gelmiş olan müminlere:) Binin gemiye, dedi.” (sonra da geminin uzağında duran oğluna:) “Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma, diye seslendi.” (bk. el-Menar, İbn Aşur, ilgili ayetlerin tefsiri)

- Hz. Nuh’un oğluyla konuşması, geminin daha hareket etmeden önce yapıldığını gösteren bir noktaya işaret etmekte fayda vardır:

a) Geminin denizde dağlar gibi dalgaların arasında yüzmesi halinde, müthiş bir fırtınanın, korkunç rüzgârların seslerinin olacağı bilinmektedir. (bk. Razi, ilgili ayetlerin tefsiri) Böyle bir durumda baba ile oğlu arasında bir iletişimin kurulması imkânsız gibidir.

b) Geminin dağlar gibi dalgaların arasında yüzerken bir kimsenin gelip binmesi mümkün değildir. Bir peygamberin mümkün olmayan bir konuyla meşgul olması abesle iştigaldir. Peygamberler bu gibi abesle iştigalden münezzehtir.

c) Hz. Nuh’un daha işin başında gemiye binmeden önce değil de, iş işten geçtikten sonra oğluna böyle bir çağrıda bulunması düşünülemez.

- Bu  ve benzeri olumsuz noktalardan hareketle diyebiliriz ki, Hz. Nuh’un oğluna çağrısı, gemi hareket etmeden öncedir. Zira, kırk yönden mucize olduğu tespit edilerek Allah’ın kelamı olduğu ispat edilen Kur’an’da bir yanlışın olması imkânsızdır. Öyleyse, yukarıdaki kaynaklarda da işaret edildiği üzere ilgili ayetlerde tasvir edilen sahneleri şöyle anlamak gerekir:

Birinci sahnede: Hz. Nuh, Allah tarafından kendisine tufanın artık kopacağı haberinin verilmesi üzerine, mümin olduğunu bildiği belki de o sırada hazırlığını yapmış ve geminin yanına gelip bekleyen müminlere artık “gemiye binmelerini, geminin Allah’ın emriyle yapıldığı gibi, onun himayesinde yüzeceğini ve insanları sahil-i selamete çıkaracağını, bu sebeple rahmeti sonsuz olan Allah’ın adını anmalarının bir şükran borcu olduğu” gereğine işaret etmiştir.

Hud suresinin 41. ayetinde yer alan

“Nuh dedi ki: Binin gemiye! Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır. Gerçekten Rabbim gaf urdur, Rahîmdir / affı, rahmet ve ihsanı pek boldur.”

mealindeki ayette bu sahneye işaret edilmiştir.

İkinci sahnede: Hz. Nuh’un oğluyla yaptığı konuşma yer almaktadır. Bu sahne de geminin denize açılmasından önce söz konusudur. Kur’an’ın ifadelerinden öyle anlaşılıyor ki, Hz. Nuh geminin yanında ve yakınında bulunan insanlara baktı ve onları gemiye binmeye davet etti. Bu sırada oğlunun, geminin uzağında da olsa o civarda bulunduğunu görünce, özellikle Allah’ın kendisine “ailesini tufandan kurtaracağına dair verdiği sözü da hatırlamakla büyük bir ümide kapılmış ve onun da iman edip gemiye bineceğini düşünmüş ve iman edenlerle birlikte gemiye binmesi için çağrıda bulunmuştur. Surenin 42. ayetinde yer alan “Nuh biraz ötede olan oğluna: ‘Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!’ diye seslendi.” mealindeki ifadesinde bu husus seslendirilmiştir.

- İbn Aşur’un da açıkça belirttiği üzere, Hz. Nuh’un “‘Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin!” mealindeki ifadeyi barındıran ayet, bundan önce geçen “Nuh dedi ki: Binin gemiye!” mealindeki ayete atıftır.

- “Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken” mealindeki cümle, Hz. Nuh’un  oğluna çağrı yaparken vuku bulan bir hadise değildir. Çünkü bu takdirde, bu hal cümlesinin kendisinden sonra gelen bir Zilhale (bir fiilin failine) hal olması anlamına gelir ki, gramer kuralarına aykırıdır. O halde bu cümle, daha önceki ayetin hal cümlesidir.

Razi’ye göre, burada bir hazif söz konusudur;  o da şöyledir:  Hz. Nuh’un “Binin gemiye…” mealindeki emri üzerine “onlar gemiye bindiler. Bismillah deyip gemiye bindikleri zaman”, “artık gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçiriyordu.” (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Demek ki “Geminin onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirmesi”, Hz. Nuh’un oğluyla konuştuğu zamana ait değil, insanların gemiye bindiği ve daha hareket etmediği zamana aittir.


6-) Hz. Nuh'un, Tufan'dan sonra iki yüz elli yıl yaşadığıyla ilgili rivayet sahih midir?

İlgili yerde, Hz. Enes’in Resulullah’a dayandırdığı rivayet söz konusudur. Aynı yerde, İbn Abbas, Vehb, Kâb, Hasan-ı Basri ve benzeri alimlerin farklı görüşlerine de yer verilmiştir. Bu da esasen ilgili merfu hadisin durumunu tartışmaya açmaktadır.

Taberi, Avn b. Ebi Şeddad’dan naklettiğine göre, Avn şöyle demiştir: Hz. Nuh peygamber olduğunda 350 yaşındaydı. Kavminin içinde peygamber olarak 950 yıl yaşadı. Peygamber olarak 350 yıl görev yaptıktan sonra, tufan başladı. (Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

İlginçtir, İbn Kesir, Suyutî gibi aynı zamanda büyük hadis alimleri olan bu müfessirler, Kurtubî’nin yer verdiği söz konusu merfu hadis rivayetine yer vermemiş, İbn Abbas’ın “Nuh, 40 yaşında iken peygamber oldu. Kavminin içinde peygamber olarak 950 sene kaldı. Tufandan sonra da 60 sene yaşadı” şeklinde verdiği bilgiye yer vermişlerdir. [İbn Kesir, Suyutî(ed-Durru’l-Mensur), ilgili ayetin tefsiri.]

Suyutî, İbn Abbas’ın bu görüşünü, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyde, İbnu’l-Munzir, İbn Ebî Hatim, Ebu Şeyh ve Hâkim gibi ünlü hadis alimlerine dayandırmıştır. (Suyutî, a.g.y)

Hâkim, İbn Abbas rivayetine yer vermiş, ancak Zehebi bu hadis hakkında sessiz kalmayı tercih etmiştir. (bk. Telhis, “el-Müstedrek” ile birlikte, 2/595)

İbn Kesir, İbn Ebi Hatim gibi alimlerin yer verdiği bazı rivayetleri zikretmiş ve bunların “garib” olduğunu söyleyerek doğru bulmadığını belirtmiştir. (İbn Kesir, a.g.y) Ona göre doğruya en yakın görünen İbn Abbas’ın (yukarıda geçetği üzere) verdiği bilgidir. (İbn Kesir, a.g.y)

Kenzu’l-Ummal’da (h.no:6320) Hz. Enes’in rivayetine -İbn Asakir’den naklen- yer verilmiş, ancak sahih olup olmadığına dair bir bilgi verilmemiştir.

İbn Asakir ise bu hadis rivayetine yer verdiği gibi, bundan farklı bilgiler ihtiva eden rivayetlere de yer vermiş ve herhangi bir tercihte bulunmamıştır. (bk. İbn Asakir, Muhtasaru tarihi Dimaşk, 26/216)

Bütün bu açıklamalara bakıldığında, sorudaki Enes rivayetinin zayıf olduğu ihtimalinin kuvvetli olduğu görülür.


7-) Hz. Nuh, tufandan sonra peygamberliğe devam etmiş midir?

Kur'an'da Hz. Nuh (as)'un yaşıyla ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır:

 "And olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi. Ama biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık." (Ankebut, 29/14-15)

Bu ayetten anlaşıldığına göre Nuh (as) 950 yıl kavmiyle birlikte yaşamış, ancak bu sürenin onun bütün ömrünün veya peygamberlik süresinin tamamını mı yoksa tufana kadar olan safhasını mı içine aldığı işaret edilmemiştir. Kur'an'da verilen bu rakamı Nuh (as)'ın bütün ömrü olarak kabul edenlere göre kırk yaşında peygamber olmuş, 890 yaşında iken tufan gerçekleşmiş, tufandan sonra altmış yıl daha yaşamıştır.

Bu süreyi sadece tufan, sadece tufan öncesi peygamberlik müddeti olarak düşünenlere göre ise, Nuh (as)'ın yaşı bundan çok fazladır.(Firuzabadi, Beşa'iru zevi't-temyiz, Beyrut, VI/30) 

İbn Abbas (r.a)'ın görüşüne göre, Nûh (as) 1780 sene yaşamıştır ve öldüğünde de Mescid-i Haram'a yakın bir yere defnedilmiştir. (Sabûnî, en-Nübüvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 154).


8-) Ağrı Dağı'nda bulunduğu iddia edilen parçalar, Nuh’un gemisine ait olabilir mi?

1. Ağrı dağında geminin bulunduğu hikâyesi yıllardan beri vardır. Eğer bugün gerçekten bilimsel olarak kesin ilmi delillerle ispat edilmişse, Kur’an açısından herhangi bir telaşa gerek yoktur. Zira Kur’an sadece “geminin CUDİ’ye istiva ettiğini” (demir attığını) belirtmiş, ancak onun bir dağ olduğunu bile bildirmemiştir.

Dolayısıyla, Kur’an’ın mutlak, mücmel, mübhem ve müteşabih olan bu ifadesine göre, Cudi -isim veya sıfat olarak- hangi yerde olduğu kesin olarak tespit edilirse onun yeri orasıdır. Zira doğruların doğrusu olan Allah’ın kelamına aykırı hiçbir doğru olamaz.

2. Bazı alimlere göre Cudi beli bir dağın adıdır. Bazılarına göre özel isim değil her dağ için kullanılan bir vasıftır. (bk. Şevkanî,  Hud 44. ayetin tefsiri)

- Cudi’nin belli bir dağın ismi olduğunu söyleyen alimler, bunu yeri konusunda ihtilaf etmişler. İbn Abbas ve Dahhak’tan nakledildiğine göre, Cudi dağı Musul’dadır. Mücahid ve Katade’ye göre Musul’a yakın bir bölge olan Cezire’de (Cizre’de)dir. Zeccac’a göre Amed’de (Diyarbekir’de) dir. (bk. İbnu’l-Cevbzi, Zadu’l-Mesir, ilgili ayetin tefsiri)

- Fahruddin Razi Cudi’nin -tek görüş olarak- Cezire / Cizre’de bulunan bir dağ olduğunu belirtmiştir. (Razi, ilgili yer)

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an, Nuh'un gemisinin Cudi dağında olduğunu mu söylüyor?


9-) Lut'un kardeşleri, ifadesini nasıl anlamalıyız?

- Hz. Nuh’un oğlu, onun gerçek oğludur. Hud suresinin ilgili ayetinde, Allah katında asıl yakınlık ölçüsünün kan bağıyla oluşan bir bağlılık değil; din bağıyla meydana gelen bağlılık olduğunu vurgulamak üzere, iman etmeyen Hz. Nuh’un oğlu onun ailesinden olmadığına işaret edilmiştir.

- Kaf Suresinin 13. ayetinde -meal olarak- yer alan “Lut’un kardeşleri” ifadesinde böyle bir espri yoktur. Çünkü, Hz. Lut ile inkarcı kavmi arasında kan bağı bile yoktur. Kendisi İbrani; Semud halkı olan kavmi ise, Kenânidirler. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Şuara suresinin 161. ayetinde de “Onların kardeşleri Lut...” mealindeki ifadeye yer verilmiştir. Nesep bakımında Hz. Nuh’un kavmi, Filistin-Kenân halkı; Hz. İbrahim’in yeğeni olan Lut ise İbrani olmasına rağmen, “kardeş” tabirinin kullanılması, Hz. Lut’un onların memleketinde ikamet etmesi, onlarla beraber olması, onlarla hayatını paylaşması ve onlara sahip çıkmasından ötürüdür. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Bununla beraber, Hz. Lut’un hanımı söz konusu kavminden olduğu için, bu musahere / evlilikten meydana gelen yakınlığı için “kardeş” kelimesi kullanılmıştır. (bk. el-Bikaî, Nazmu’d-dürer; Tantavi, et-Tefsiru’l-Vesit, ilgili ayetin tefsiri)

Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, söz konusu iki ayetin muhtevası arasında büyük bir fark vardır ve bir çelişki de yoktur.


10-) Nuh Tufanı neden oldu?

1) Bu tür hayaller, Allah’ı gereği gibi tanımayan insanların kuruntularından ibarettir. Bu ifadelerde, bütün akılları yaratan sonsuz ilim ve hikmet sahibi “Allah’ın yanlış davrandığını” seslendiren bir cinnet, bir cehalet ve bir hamakat söz konusudur.

- Allah, Kur'an- ı Hakim'de Hz. Nuh'u tekrar tekrar övmüş, 950 yıl peygamberlik görevini hakkıyla ifa ettiği belirtmiş, gece-gündüz demeden, açık ve gizli her türlü fırsatı değerlendirip hak ve hakikati anlatmaya çalıştığını bildirmiştir.

Netice itibariyle, bu kadar uzun bir zaman zarfında nesilden nesle gelenlerin -bazı kimseler hariç- kendisine iman etmeyen ve putlara tapmaya devam eden kavminin helak olmasına sebep olan Tufanın geleceği çok önceden haber verilmesine rağmen, bu şefkatli sese kulak vermemiş olan kavminin akıbeti suda boğulmak olmuştur. (Bu hakikatleri daha geniş olarak görmek için -misal olarak- bk. Nuh suresi; Araf, 7/59-64; Yunus, 10/71-73; Hud, 11/25-49)

-Allah’ın gönderdiği 124 bin peygamberden hiçbiri kavminin bütün fertlerinin iman etmelerini sağlayamamıştır.

Sorudaki mantığa göre, bunların hepsini başarısız saymak gerekir. Oysa “peygamberlerin görevi Allah’ın mesajlarını insanlara tebliğ etmekten ibaret olduğu” Kur'an’ın bize bildirdiği bir hakikattir.

Buna göre, bir peygamber Allah’ın mesajlarını insanlara ulaştırmakla görevini yapmış ve başarılı olmuş olur. Hz. Nuh da bu görevini hakkıyla yapmış ve bunda başarılı olmuştur.

Özetle: Peygamberlerin görevi, insanlara hidayet yolunu göstermektir. Hidayete getirmek ise Allah’ın işidir. Hz. Nuh da görevini yapmış ve gerisini Allah’a bırakmıştır.

2) Türkçe’de “gök” olarak ifade edilen kelimenin Arapça’daki karşılığı SEMAdır.

Sema kelimesi ise, yalnız gök manasında değil, aynı zamanda “yukarıda olan” manasına da gelir. Kuran’ın pek çok ayetinde “yağmurun semadan geldiği” belirtilmesi, hem yukarıdan geldiğini, hem de o günkü insanların basit fikirlerine de bir mümaşat yapmayı, onları okşamayı hedeflemiştir.

Bu hikmete binaen Kur'an’da genellikle “yağmurun semadan geldiği” ifadesi kullanılmış olmakla beraber, yağmurun bulutlardan geldiğini belirten ve böylece yağmurla ilgili kullanılan “sema” kelimesinin hep bulut anlamında olduğuna açıklık getirilmiştir. Misal olarak şu ayeti verebiliriz:

“Bilmez misin ki, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. Allah, gökteki dağlar büyüklüğündeki bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!” (Nur, 24/43)

mealindeki ayette bulutların teşekkülü, şimşeklerin çakması, yağmur ve dolunun yağması modern ilimlerin tasdik ettiği meteorolojik bilgilere vurgu yapılmıştır.

3) Hz. Nuh’un oğlu eğer gemide olsaydı, bu takdirde su dalgası diye bir şey söz konusu olmazdı. İkisi de aynı gemide olduktan sonra aralarında dalganın girmesi düşünülemez. Demek ki gemide olmadığı kesindir.

- Bu konuşmanın geçtiği zaman, Hz. Nuh’un gemide olup olmadığı konusunda farklı yorumlar vardır.

Bazı alimlere göre, Hz. Nuh daha gemiye binmeden aralarında bu konuşma geçmiştir. Tufanın alameti olan TENNUR’dan suyun fışkırdığını görünce Hz Nuh oğluna “gel iman et ve gemiye bin” dedi. O ise yüksek bir dağa çıkıp kurtulacağını söyledi. Ve bu arada bir su dalgası gelip oğlunu götürdü. O vakitte daha tufan kopmamış olduğundan Hz. Nuh’a bir şey olmamış ve -belki de özel olarak- gönderilen bir dalga oğlunu alıp götürmüştür. (kr. İbn Kesir, Hud:43. ayetin tefsiri)

Diğer bir yoruma göre, ayette yer alan “aralarına / ikisinin arasına dalga girdi” mealindeki ifadede yer alan “ikisi”n den maksat, Hz. Nuh’un oğlu ile onun tırmanmaya çalıştığı dağdır. Yani o dağa tırmanmaya veya bindiği atıyla oraya gitmeye çalışırken, bir dalga gelip onun dağla olan irtibatını kopardı ve dağa ulaşmadan gelen dalgada boğuldu. (krş. Nazmu’d-Durer; ed-Durru’l-Mensur, ilgili ayetin tefsiri)

Diğer bir yoruma göre, Hz. Nuh tam gemiye binerken veya henüz binmişken biraz ötede gördüğü oğluna seslendi ve gemiye binmesini istedi, ancak oğlu bunu reddetti ve bu esnada gelen bir dalga onu alıp götürdü. (krş. Meraği, ilgili ayetin tefsiri) Buna göre, Hz. Nuh oğluyla konuştuğu sırada ya gemiye biniyordu veya yeni binmişti. Her iki durumda da Hz. Nuh gelen dalga karşısında gemiye sığınmıştır.