Tanrı, madem ki yapmadınız, ben de o hükmü kaldırdım gitti, der mi?

Tarih: 13.10.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bazı ateistler, Hz. Peygamber Efendimizle görüşmeden önce sadaka vermekle ilgili ayeti ve verilecek sadaka miktarının tespitiyle ilgili rivayeti bahane ederek bazı iddialarda bulunup zaman zaman iftiralar da ediyorlar:
1. Bu hadis gerçek midir? Hz. Peygambere Rabbimizin sadaka miktarını bildirmiş olması daha mantıklı değil mi? Neden sadaka miktarı Allah'tan değil de Hz. Ali’den öğrenilsin?
Hz. Ali, Mücadele Suresi 12. ayet nazil olduğunda, Hz. Peygamber'in (s.a.) kendisine "sadaka miktarı ne kadar olsun? Bir dinar yeterli mi?" diye sorduğunu ve kendisinin de O'na, bu miktarın fazla olup, herkes veremez, dediğini rivayet eder. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) ona, "Yarım dinar olmasına ne dersin?" diye sorar. O yine bu miktarın fazla olduğunu söyler. "O halde ne kadar olmalı?" diye Hz. Peygamber (s.a.v) sorunca, Hz. Ali: "Bir arpa tanesi kadar altın versin" der. Bu sefer Hz. Peygamber (s.a.v) ona "Sen çok az bir miktar tavsiye ettin" diye karşılık verir.
2. Ateistlerin bu iddiasına ne denir:
Tanrı, bir ayet indirerek, insanlara belirli bir durumda ne yapmaları gerektiğini belirtir, ancak insanlar tanrının bu belirttiği şeyi yapmazlarsa, kısa bir süre sonra bir başka ayet indirip, "Madem ki yapmadınız, ben de o hükmü kaldırdım gitti," der mi? Dermiş.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Ey iman edenler! Peygamberle özel görüşme yapmak istediğiniz zaman, bu görüşmenizden önce bir sadaka verin. Sizin için en iyi ve en nezih davranış budur. Şayet bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Mücadele,  58/12)

mealindeki ayette birçok hikmet vardır:

a) İnsanlara Hz. Peygamberin (asm) makamının büyüklüğünü göstermek. Zira, insanlar, bir şeye kolayca ulaşmazlar ise ona karşı bir heybet ve saygı hisseder. Şayet kolayca ulaşırsa onu hakir görür. 

b) Hz. Peygamberle (asm) görüşmeden önce, sadakanın tavsiye edilmesi, fakir olan kimseler için -ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında- büyük fayda sağlar.

c) İbn Abbas’a göre, Müslümanlar, Hz. Peygambere (asm) oldukça fazla soru soruyorlardı. Bu ise ona sıkıntı veriyordu. Allah bu ayeti indirmekle onun yükünü hafifletti. Çünkü artık mala düşkün olanlar -sadaka vermemek için- Hz. Peygamberle (asm) görüşüp soru sormayı azalttılar.

d) Bazı alimlere göre, insanlar soru sormak ve değişik ihtiyaçlarını seslendirmek için Hz. Peygamberle (asm) sık sık görüşüp onu fazlaca meşgul ediyorlardı. Oysa o, bir yandan vahyin tebliğ ve tebyini ile vazifeli idi, bir yandan da -farz ve  nafile olarak- şahsi ibadetlerini ve ailevi sorumluklarını da yerine getirmek durumundaydı. Bu ayetin inmesiyle, bu meşakkat izale edilmiştir. Çünkü sık sık sadaka vermek her kişinin değil, er kişinin işidir.

e) Ayrıca, bu ayetin inmesi, ahirete ciddi müşteri olan kimseler ile, dünya malına düşkün olan kimseler için önemli bir imtihan kapısıdır. Sadaka vermekle ahireti tercih edenler, sadaka vermekten imtina etmekle dünya malını tercih edenlerden farklılık göstermişlerdir. (bk.  Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)

Bu hükmün vaz edilmesi ile, onun kaldırılması arasındaki müddetin (bir veya on gün tespiti mesnetsiz iddialarıdır ve isabetli değildir. Nitekim, İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre, Sadakanın farziyeti zekatın farz olmasından sonra kaldırılmıştır. (Taberi, Tefsir, ilgili ayetin tefsiri)

Bu ise ayetteki hükmün vaz edilmesi ile kaldırılması arasında uzun bir sürenin varlığını gösterir. Şayet doğru kabul edilse bile, bunu bilmediğimiz Allah’ın bir hikmetine göre olduğunu kabul etmek iman şuurunun bir gereğidir. Zira, kâinatın şehadetiyle sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi olan Allah’ın lüzumsuz, abes iş yaptığını düşünmek samimi iman şuuru ile bağdaşmaz.

2) “Tanrı, bir ayet indirerek, insanlara belirli bir durumda ne yapmaları gerektiğini belirtir, ancak insanlar tanrının bu belirttiği şeyi yapmazlarsa, kısa bir süre sonra bir başka ayet indirip, "Madem ki yapmadınız, ben de o hükmü kaldırdım gitti," der mi? Dermiş.” şeklindeki ifadede en az bir şımarıklık ve bir edepsizlik küstahlığı vardır. Zira, Kuran’da önceden indirilmiş daha sonra kaldırılmış ayetlerin hükümleri vardır. Bu konu “Nasih-mensuh” unvanıyla çok işlenmiş ve özel kitaplar yazılmıştır. İslam Literatüründe bu konular işlenirken hiçbir yerde böyle küstahça bir üsluba rastlayamazsınız. 

Hz. Ali ile istişare edilen sadaka miktarı konusunda (bk. Taberi, ilgili ayetin tefsiri). Taberi, bu rivayeti kendi isnat zinciriyle aktarmıştır.

Bu rivayet doğru olsa bile, Hz. Peygamberin (asm) -vahyin hiç gelmediği veya mücmel/özet halde geldiği- bir konuda içtihat etmesi veya istişare etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Hayatında arkadaşlarıyla sürekli istişare ettiği Allah’ın da “onlarla istişare et” (Âl-i İmran, 3/159) diye emrettiği bilinen bir gerçektir. Hz. Ali gibi en yakını ve sahabenin en alimi bir zatla -açık vahyin bulunmadığı bir konuda- istişare etmesini tuhaf karşılamak bir cehaletin eserdir.

- Hülasa, şu iki ayetin mealini arz etmekte fayda olduğunu düşünüyoruz.

“Biz, daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe, herhangi bir ayetin hükmünü neshetmez veya ertelemeyiz. Allah'ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?” (Bakara, 2/106)

“Biz bir ayetin yerine başka bir ayeti getirdiğimiz zaman -ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir- ‘Sen ancak bir iftiracısın’ dediler. Hayır, onların çoğu bilmez.” (Nahl 16/101)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun