Takıntı / Vesvesenin kaynağı psikolojik mi, yoksa şeytan mıdır?

Tarih: 02.12.2015 - 01:26 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Eskiden Müslümanlar nedeni bilinmeyen psikolojik vakalara cin, şeytan çarpması şeyler söyleyip hocalara gidiyorlardı. Ancak günümüzde bilimsel gelişmeler neticesinde bu tür olayların psikolojik olduğu ve tedavisinin olduğu bulunmuştur ki buna rağmen cin çarpmasına inanan muska takan Müslümanlar var.
- Bir örnek olarak obsesyon hastalığı, bu hastalık bilinmeden önce Müslümanlar vesvese diyorlardı, ancak bilim bunun (aklından istenmeyen düşüncelerin geçmesi) psikolojik bir hastalık olduğunu ve tedavisinin olduğunu söylüyor. Fakat bizim cahil Müslümanlar buna şeytanın vesvesesi diyerek çareyi hocalarda ve dualarda aramaktalar ve bunun gibi bir sürü örnek var. Dinde şeytan, cin çarpması gibi şeylerin bilimde bir açıklaması ve tedavisi var ve gittikçe bulunuyor da.
- Sonuç olarak Müslümanlar henüz bilimin keşfetmediği şeyleri dine, Allah'a, cin ve şeytanlara, mucizelere bağlıyorlar halbuki bilim ilerledikçe bir zaman sonra bütün bunlar ve İslam hurafeden başka bir şey olmayacak ve yok olup gidecektir.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Müslümanların söyledikleri ile ilmin söyledikleri arasında bir çelişki yoktur. Her iki taraf bir hakikatin farklı yüzüne bakıyor. Bu iki hakikat birbirini tamamlıyor. Şöyle ki:

İnsanda var olan hastalıkların bilimsel adları olduğu gibi, teolojik adları da vardır. Bilimsel isimler, hastalığın maddi planda görülen sebepler çerçevesinde konulur ve genellikle tahsilli kimselere hitap eder. Hatta birçok tıp terimi vardır ki, doktorlardan başkası bilemez.

Buna mukabil, teolojik alanda bu isimler hastalıkların fiziki sebeplerinden ziyade, metafizik sebeplere göre konulur.

- Mesela: Soruda geçen “takıntı” hastalığına tıp ilmi “obsesyon” hastalığı teşhisini koymuştur. İslam literatüründe ise, buna “vesvese” hastalığı adı konulmuştur.

Her iki ilim dalında da bu hastalığın teşhisi aynıdır: “Kişinin istemediği bazı düşüncelerin aklından, zihninden tekrar tekrar gelip geçmesiyle” ilgili psikolojik rahatsızlık...

- Teşhis aynı olmasına rağmen isimlerin farklı olmasının sebebi şudur:

Bilim, yalnız işin maddi laboratuar ve tecrübeye yansıyan boyutuna baktığı için hastalığın ismini ona göre koyar. Örneğin: Söz konusu ettiğimiz hastalığın bu tecrübi boyutuna yansıyan husus, “kişinin aklından, zihninden, hayalinden, istem dışı gelip geçen reflekslerdir”. Bu hastalığa, onun bu manasını ifade eden tıbbi bir terim olarak “obsesyon” adı verilmiştir.

Bu hastalığın metafizik denilebilecek bir boyutu daha vardır. O da şudur: Allah şuursuz varlıkların iyi veya kötü işlerini temsil eden şuurlu varlıklar da yaratmıştır. Felsefede “kuva/kuvvetler/enerji” olarak ifade edilen bu aktif unsurlara, din literatüründe melek ve şeytan adı verilir.

Melekler, iyi işleri temsil etmekte ve bu işlerin arka planında aktif rol almaktadır. Şeytanlar ise, kötü işleri temsil etmekte ve bu işlerin arka planında etkin rol almaktadır.

- Özellikle insanların psikolojik durumlarını etkileyen bu iki varlıktan melekler, insana huzur veren güzel düşünceleri ilham ederken; şeytanlar da insanı sıkıntıya sokan kötü düşünceleri telkin ederler.

İşte, fen bilimlerinin -kapsam alanı dışında olduğundan- elinin ulaşamadığı bu sahaya İslam dini elini uzatmış ve kendi zaviyesinden bunu “şeytanın vesvesesi” olarak adlandırmıştır. İmtihanın bir gereği olarak her insanın kalbinin sağında ilham meleği, sol tarafında ise vesvese veren şeytan yuvası vardır. Bunlara “Kuvve-i melekiye ve lümme-i şeytaniye” denir.

- Şunu unutmamak gerekir ki, bugünkü işin uzmanları psikolojik hastalıkların asıl nedeni konusunda iki farklı görüş belirtmektedir.

Bir kısım bilim adamlarına göre, psikolojik hastalıkların nedeni ruhi ve hissi/inorganik olup metafizik boyutludur. Diğer bir kısmına göre ise, bu hastalıkların kaynağı tamamen organiktir.

Bu ikinci grup uzmanlar, bu hastalığı kendi görüşleri doğrultusunda belli ilaçlarla tedavi ederler. Birinci gruptaki uzmanlar ise, hastalığı daha ziyade moral motivasyon ekseninde tedavi etmeyi uygun görüyorlar. Bununla beraber, her iki tedavi metodunda da ilaçlar yanında “fizyoterapi” ve “rehabilitasyon” da tedavinin önemli bir parçasıdır.

İşte bu moral tedavinin en etkin tarafı kutsal kaynaklı olmasıdır. Çünkü, genel olarak insanların moral değerlerini güçlendirmekte, bilimsel kanıtlardan daha çok, kutsal kaynakların tavsiyeleri etkindir. Kur’an okumak, dua etmek bu açıdan hafife alınmayacak kadar bilimsel bir terapi şeklidir. Kaldı ki, müminler zaten Kur’an’ın bir şifa olduğuna inanırlar. Buna inanmayan ateistlerin hatırı için kimse imanından vazgeçmez...

“Ey insanlar! (Kur’an) Rabbinizden size bir öğüt ve gönüllerdekine şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet olarak gelmiştir.” (Yunus, 10/57)

mealindeki ayette Kur’an’ın özellikle “sadre şifa/göğüslerdeki şeylere şifa” olarak ifade edilmesi, psikolojik hastalıklar için şifa olarak değerlendirilmelidir.

- Cinlerin varlığı bütün dünyada kabul edilen bir realitedir. Hiçbir bilimsel veri, cinlerin veya şeytanların olduğunu inkâr edemez. Aslında maddi alanın dışına çıkamayan bilim adına, metafizik varlıklar olan melek, cin ve şeytanları inkâr emek fen bilimlerinin ruhuna da aykırıdır.

- Bilimin dün dediği bir çok şeyi bugün “yanlış yaptığını” söyleyerek reddetmesi, fen bilimlerinin her konuda her zaman doğrunun ta kendisi olduğunu düşünmenin en büyük bir hata olduğunu göstermektedir.

- On beş asır sonra bilimsel keşiflerin ispat ettiği bazı hakikatlerin on beş asır önce Kur’an’da yer alması, onun her şeyi bilen Allah’ın ilminden geldiğinin göstergesidir.

Bugün Batılı bazı bilim adamlarının İslam dinini seçmelerinin altında yatan en önemli sebep, Kur’an’ın bu insanüstü bilgilere sahip olmasıdır.

Bununla beraber, Allah’ın kudret ve irade sıfatından gelen kâinat kitabı ile ilim ve kelam sıfatından gelen Kur’an arasında gerçekte hiçbir çelişki olmaz. Görünürdeki, çelişki, ya bilim adamlarının yanlış yorumundan ya da din adamlarının yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. Çünkü, fen bilimlerinin doğru verileri ile Kur’an’ın doğru anlaşılan ifadelerinin çelişmesi imkânsızdır. Zira her hakikat Allah’ın ilminde vardır ve Allah asla yanılmaz...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun