Osmanlı Devletine neden  “Devlet-i ‘Aliyye”  ve “Devlet-i Muhammediye” denir?

Tarih: 11.12.2019 - 13:02 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruya birkaç açıdan cevap vermek mümkündür.

Aliyy, A’lâ

Ayın, elif ve lâmla yazılan ‘Âl kelimesi; yüksek, âlî, yüce, bülend manasına geldiği gibi, ‘Âlâ fiilinin mastarı olan ‘âlî ve ‘ulüv de aynı manadadır. İsm-i tafdil olan ‘a‘lâ kelimesi ise, daha iyi, daha yüksek, en yüksek, en iyi, daha yüce ve en yüce demektir. ‘a‘lây-ı ‘illiyyîn; cennette en yüksek derece demektir. ‘Alâün de; yükseklik, büyüklük, şan, şeref manasınadır. (1)

Te‘âlî ise; yükselme ve yükseltme ve çok yüce oluşu anlatır. Teâlî-perver yükselmek ve yükseltmek ve ilerlemek isteyendir. “Allah Te‘âlâ” zâtı, namı ve şanı büyük ve yüce olan Cenab-ı Haktır. Onun izzet, azamet, kudret, ilim, kibriyâ gibi sıfatlarıyla kudsîlik ve azametini anlatmak için ona “Allah Te‘âlâ denilir. Te‘âlî de, yükselmek demektir. (2)

Ulviyet de yüksekliktir. ‘ulv, süfl (alçaklık) kelimesinin zıddıdır.

‘Aliy; mübalağalı ism-i faildir. Refî, pek yüce, pek yüksek, pek değerli ve pek şerefli gibi manaları anlatır. Övülen (memduh) durumları, şeref, değer ve kadrin yüceliğini anlatır.

İslam’da yükseklik, şeref, büyüklük denince önce akla; uluların ulusu, büyüklerin büyüğü, izzet, azamet, celal ve kibriya sahibi olan Allah celle celâlühü akla gelir. Bu yüzden ayetlerde Cenab-ı Hak; ‘Aliyy-i ‘Azîm, ‘Aliyy-i Hakîm, ‘Aliyy-i Kebîr, Allah Te‘âlâ gibi unvanlarla ve ‘ulüvv-i kebîr gibi sıfatlarla anlatılır. (3) Cenab-ı Hak bir ayette de Kebîr-i Müte‘âl olarak  geçer. (4)

Kur’an-ı Hakîm’de dört yerde Sultân-ı Ezel ve Ebed, Kadîr-i Mutlak, Celîl-i ‘Azîm olan Allah; Rabb-i A‘lâ (en yüce, en yüksek) olma sıfatıyla da anlatılır. (5) A‘lâ sıfatı, Kur’ân’da üç yerde de mahlukatın sıfatı bağlamında geçer. (6)

‘Aliyy-i‘Azîm, ‘Aliyy-iKebîr, ‘Aliyy-i Hakîm adları ve unvanları bir zatın kendi büyüklüğünü anlatması bakımından yalnız Cenab-ı Hakkı anlatmak açısından ayetlerde yer alır. (7) Yalnız Zuhruf suresi dördüncü ayetinde Lehv-i Mahfuz da Allah’ın ilmini anlatması açısından ‘Aliyy-i Hakîm vasfıyla anılır.

Elmalılı Hamdi Yazır Ğâfir Suresinin 12. Ayetini tefsir ederken, ‘Aliyy-i  Kebîr terkibine; ulu, büyük, gâyet-i ‘ulüv ve kibriyâ sahibi; zât, sıfât ve fiillerinde misli olmayan ma‘budluk hakkı kendisinde olan  manalarını verir. (8) Hakikatte en büyük (‘aliy) olan Allah’tır. O pek büyük olunca dünya ve ahirette, emirlerini tutan kullarına da en büyük derece ve mertebeleri o verir. Cennet-i âliye’de (9) derecât-ı ‘ulâ (10) ile onları yüceltir. Aynı zamanda onları İslam’ın değerleri ve hükümleriyle dünyada da te‘âli ve terakki ettirir.

Kâinatta, küçük büyük her şey ve her şeyin idaresi her an Allah’a ait olması açısından da Cenâb-ı Hak ‘Aliyy-i ‘Azîmdir. (11) Hem o yine Şurâ Suresinin 51. Ayetinde geçtiği üzere ‘Aliyy-i Hakîmdir, büyüklüğünü akılların kavrayamayacağı tarzda çok ulu ve pek yüksektir. Hem; pek azîm, celîl ve yüksek oluşundan yüz yüze beşerle konuşmaz. Çünkü insan onun yüksekliğine yetişip kelamını telakkiye dayanamaz. (12)

Osmanlı İslam devletine niye “Devlet-i ‘Aliyye” denilir?

Devlet-i ‘Aliyye; Arapça, Osmanlıca bir sıfat tamlamasıdır. Pek yüce, pek şerefli ve pek yüksek devlet demektir. Bu Devlet-i Celîle ve ‘Azîme yüceliğini ‘Aliy olan Allah’ın devleti olmasından alır. Allah’ın bir sıfatı ‘Aliy olduğu için devlete Devlet-i ‘Aliyye denilir. Allah’ın bir sıfatı da ‘Azîm olduğu için devlete Devlet-i ‘Azîme de denebilir. Bir sıfatı da Celîl olmakla bu devlet “Devlet-i Celîle” adını almaya da layıktır.  

Çünkü bu devlet aslında ve hakikatte ‘Allah’ın Devleti’dir, Cenâb-ı Hakkın oluru ve emriyle Medine’de onu kuran da Allah’ın Resulü Hz. Muhammed’dir. Bu açıdan bu Devlet-i ‘Aliyye’ye “Devlet-i Muhammediye” de denir. Hatta bu Devlet-i İslamiye; Allah’a ve onun Resulüne nisbetle “Devlet-i ‘Aliyye -i Muhammediye” olarak da anılır.  

Eğer Cenâb-ı Hakkın rızası, oluru ve emri olmasaydı bu devlet kurulmazdı. Kurulsa da Cenab-ı Hakk’ın onayı ve rızası olmasa Resulünü ikaz eder ve devlet kurulurken sona erer ve devam etmezdi.

Rasulullah sünnet olan bütün icraatlarını kendi başına değil vahiy ışığında ve Cenab-ı Hakkın emri ve rızasıyla yapmıştır. Devlet-i Muhammediye’yi İslam üzere kurması da onun sünnetidir.  

Diğer taraftan aslında vahyi başlatmakla, İslam’ıın ahkâmını göndermekle, İslam’ı din olarak emretmekle, devlet-i İslamiyenin  kuruluşuna sebep vahy-i ilahi, Kur’ân-ı Hakîm ve Dîn-i İslam’dır. Bu Devlet-i ‘Aliyye ve Muhammediye’yi Resulü eliyle kuran ve kurduran da Cenab-ı Haktır. Hem gönderdiği din Devlet-i İslamiye’nin kurulmasına sebep olmakla, hem gönderdiği Resul O’nun emri ve rızasıyla bu devleti kurmakla, hem Devlet-i İslamiye’de geçerli olan hukuk ‘Alîm-i Mutlak’tan, ilm-i ezelîden gelen vahyin, risaletin ve İslam’ın hukuku olmakla, hem bu devletin ideali ve gayesi, Cenâb-ı Hakkın ve Rasulullah’ın gayesi olan İ‘lây-ı kelimetullah (Allah’ın kelamı olan Kur’ân’ı ve ahkâmını yürürlükte tutmak ve yüceltmek) için (13) var olmakla, hem bu devletin ordularının aldığı ganimetin Allah ve Resulüne ait olduğu Enfal suresinde açıklanmakla, hem bu Devlet-i İslamiye ve Devlet-i Hilafetin asıl görevinin İslam’ı koruma ve kollama olmasıyla; bu Devlet-i İlahiye ve Muhammediye, nereden bakılırsa bakılsın;  Kuran’da geçtiği üzere ‘aliy, ‘azîm, celîl, kebîr, kadîr olan Sultan-ı Ezel ve Ebed’in, Mâlik-i Hakiki, Melik-i Hak ve Lâyezâl ve Sultân-ı Kâinât olan Allah’ın  devletidir. Ulviyetini, azametini, celâletini, hakîmiyetini ve yüksekliğini de, ‘Aliyy-i ‘Azim, ‘Aliyy-i Kebîr, ‘Aliyy-i Hakîm, Kebîr-i Müte’al olan Allah Te’âla’dan, onun ‘aliy, ‘azîm, kebîr, muhkem ve hakîm olan emir ve hükümlerinden alır.

Bu yüzden; 622’de Medine’de kurulan, Devlet-i İslamiye, Devlet-i Aliyye ve Muhammediyemizin bir devamı olan, vahye dayalı aynı hukukla ve Şeriat-i Ğarrâ ile yönetilen Osmanlı Devlet-i ‘Aliyyesi ve İslamiye’sine de; “ ‘aliy olan Allah’a, onun pek yüksek olan vahyine, pek yüce peygamberine ve yüce değerleri içine alan İslam’a nisbetle, pek yüce, müte‘âl ve ‘aliy olan Allah’ın, onun dininin devleti” manasıyla “Devlet-i ‘Aliyye” denilmiştir.

Devlete neden “Devlet-i ‘Aliy” değil de “Devlet-i ‘Aliyye” denildi?

Devlet kelimesi müennes (dişil) olduğu için onun sıfatı olan ‘aliy de ‘aliyye şeklinde geldi. (14)

Arapça ve Osmanlıcada Arapça kökenli müzekker kelimelerin sıfatları müzekker olduğu gibi; müennes kelimelerin sıfatları da müennes olur. Mesela: Necm-i ‘aliy: yüksek yıldız, makâm-ı Aliy: yüksek makam; ilm-i ‘aliy: yüksek ilim;  medrese-i aliyye, sıfat-ı ‘aliyye: yüksek sıfat; haslet-i ‘aliyye: yüksek haslet… gibi.

Dikkat edilirse müennes kelimelerin sıfatları müennes gelirken müzekker isimlerin sıfatları müzekker gelmektedir.

Allah’a dua ve onu zikrederken, “Yâ ‘aliyyü yâ Allah, yâ ğaniyyu yâ Allah, yâ şâfî yâ Allah, yâ kâfî yâ Allah, yâ ‘azîmu yâ Allah, ya celîlü yâ Allah, yâ sultânu yâ Allah” gibi onu zikrederiz ve ona dua ederiz.

Devlet-i ‘Azime, Devlet-i Celile…

Evet, bu açıklamalardan hareketle bir Devlet-i İslamiye ve Devlet-i ‘aliyyeyi: “Devlet-i ‘Azime, Devlet-i Celile…” gibi adlarla anmak da yerindedir. Çünkü bu devlet aziz ve celîl olan Allah’ın, onun aziz ve celil olan peygamberinin devletidir. Onun katında aziz olan müminlerin devletidir.  Evvela; O ‘Aliy olduğu için, devletinin adı Devlet-i ‘Aliyye’dir, o ‘azîm ve ‘celîl olduğu için onun adlarına nispetle onun devleti “Devlet-i ‘Azîme” ve “Devlet-i Celîle” olarak da isimlendirilebilir.

Osmanlı İslam Devlet-i ‘Aliyye’si gibi; Rasulullah’ın kurduğu devletin özelliklerini taşıyan her büyük İslam devleti de, Devlet-i ‘Aliyye, Devlet-i Celîle ve Devlet-i ‘Azime.. gibi vasıflara layıktır.

Osmanlı Devleti, Devlet-i ‘Aliyye

Şu husus da Osmanlı Devlet-i İslâmiyesine neden Devlet-i ‘Aliyye (15) denilmesinin tarihi bir belgesidir:

Kanuni Sultan Süleyman; 983/1532 tarihinde komutanlarından Gazi Bâlî Bey’e yazdığı bir hatt-ı hümâyûnda (emir ve fermanda) Osmanlı devletinden söz ederken hattı humâyûnun baş tarafında Devlet-i Osmaniye’nin Allah’ın ve Hz. Peygamber’in devleti oluşundan ve Rasulullah’ın kurduğu devlet-i İslamiye’nin devamı olduğundan şöyle söz eder:

“(Evvelen) Memleket (bu devlet ve sultanlık) Allah’undur.

Sâniyen Hz. Peygamberündür.

Sâlisen emr-i Hak ile halifenündür.” (16)

Kanuni’ye göre de Osmanlı Devlet-i ‘Aliyyesi, önce bir sıfatı ‘Aliy olan Allah’ın, sonra ona niyâbeten Hz. Peygamber’in, sonra da Hz. Peygamber’e niyabetle ve Cenab-ı Hakkın emri ile devletin başındaki halifenindir.

Demek Osmanlı İslam Devletine; Devlet-i ‘Aliyye, yani;  “‘Aliy olan Cenab-ı Hakkın Devleti” demek pek güzel ve pek yerindedir. Çünkü bu şanlı İslam devleti; Allah’ın ve onun peygamberinin devletinin devamıdır ve bu açıdan Allah ve Rasulullah’ın, vahyin ve Kuran’ın devletidir. Ayrıca bu Osmanlı Devlet-i ‘Aliyyesi; Devlet-i Rasulullah’a idarede halef (halife) olması açısından; Rasulullah yerine devleti yöneten zamanın halifesine aittir. Yani yönetme hakkının sahibidir.

Kanuni bu fermanı hicretten 910 yıl sonra kaleme almıştı ve Osmanlı Devlet-i İslâmiyesinin Allah’ın ve Resulünün devleti olduğunu söylüyordu. Dedikleri hiç şüphesiz doğruydu.  Diğer yandan Osmanlı İslam Devletinin 622’de Medine’de Rasulullah’ın kurduğu Devlet-i İslamiye ve Devlet-i Muhammediye’nin devamı olduğuna işaret etmekteydi. Demek Allah ve Resulü yolunda ve izinde olan, İslam hukuku hükümleri ile idare edilen, gayesi ve davası i’lây-ı Kelimetullah olan bütün İslam devletleri de böyledir.

Osmanlı Devleti, Devlet-i Muhammediye

II. Mahmud zamanında Patrik Gregoryus önemli suçları sebebiyle Patrikhanesinin kapısı önünde idam edilmişti. Bu idamla ilgili belge “Sûret-i Yâfte-i Patrik”de, Osmanlı Devleti dört defa “Devlet-i ‘Aliyye”, bir defa da “Devlet-i Muhammediye” diye anılır ve şöyle denilir:

“(Patrik) Devlet-i ‘Aliyye sâyesinde nail olduğu bunca imtiyâzât ve inâyâtın oldukça şükrünü eda eylemek farîza-i zimmet iken Rum patriki olan habîs… bin seneden berû min ‘indillâh müeyyed ve ilâ yevm-i kıyâmi’s-sâ‘ah bekâ ve istimrârı âyât-ı semâviyye ile sâbit ve müekked olan din ü Devlet-i Muhammediyye hakkında o ma‘kûle sû-i hayâl bir emr-i muhâl idüğini kendisi bilip bilmeyenlere dahî bildirmek lâzım iken…” (17) bunu yapmamıştır. Bu adlandırmalar hususunda tarih kaynaklarında başka belgeler de bulunabilir. (18)

Demek Osmanlı Devleti bu belgede de görüldüğü üzere, hem  “Devlet-i ‘Aliyye”dir, çünkü ‘Aliy olan Allah’a aittir, onun devletidir; hem de “Devlet-i Muhammediye”dir. Çünkü Hz. Muhammed’in Devleti’dir. Zira Devlet-i Muhammediye’nin devamı olan bir Devlet-i ‘Aliyye ve İslâmiye’dir.

Bu sebeple Osmanlı İslam Devletine yukarıda ifade ettiğimiz üzere “Devlet-i ‘Aliyye-i Muhammediye” de denir. Yani bu devlet Medine’de ilk defa kurulan ilk Müslüman devletimiz gibidir, hukuku onun hukukudur, Resul-i Ekrem’den sonra onun naibleri, halefleri, halifeleri olan Müslüman sultanlarca yönetilmiştir. Bu devlet; Allah’a, vahye, imana, Kur’an’a, İslam’a ve Müslümanlara hizmet için vardır. Bu devlet Kuran’ın, vahyin, hüdanın, imanın, İslam’ın ve bütün Müslümanların devletidir. 

Devlet-i ‘Aliyye Allah’ın ve Resulü Hz. Muhammed’in devleti olduğu için “Devlet-i ‘Aliyye” ve “Devlet-i Muhammediye”dir.

Cenab-ı Hakkın ‘Aliy adı ve unvanı devlete verildiği gibi, Müslüman çocuklara da verilir. Mesela Hz. Ali’nin adı aslında ‘Aliy’dir. Türkçede bu isim “Ali” olarak bilinir ve söylenir. ‘Ali, ‘Aliyye, Âliye, Ulvî, Ulviye adları ve benzerleri İslam dünyasında yaygın isimlerdendir. (19)

Kaynak:

  1. Isfahani, Hüseyin b. Muhammed, el- Müfredât, Mısır, ty., s. 345-346; Heyet, Büyük Lügat, Türdav Yayınları, İstanbul 1985, s. 41.
  2. Heyet, Büyük Lügat,  s. 955.
  3. Ra’d, 13/9.
  4. Isfahani, s. 343-344. Kur’an’da Cenab-ı Hakkın ‘Aliy olarak anıldığı ayetler yedidir. Bakara, 2/255; Nisa, 4/34; Hac, 22/62; Sebe, 24/23; Ğâfir, 40/12; Şûrâ, 42/ 4, 51; Zuhruf, 43/4. Bu ayetlerin bazısında Cenab-ı Hak ayrıca, ‘Aliy adına muvafık olarak; Kebîr, ‘Azim  ve  Hakîm olarak da anılır.  
  5. Rum, 30/27; A‘lâ, 87/1; Leyl, 92/20; Nahl, 16/60.
  6. Tâhâ, 20/67; Saffât, 37/7, Sâd, 38/69; Nâzi‘ât, 79/24.
  7. Bkz. Muhammed Fuad Abdulbaki, el-Mu’cemi’l-Müfahres, el-Mektebetu’l-İslâmiyye. İstanbul 1982, s. 482. Kur’an’da Esmâ-i Hüsna’dan ‘Aliy unvanının tefsirine örnek olması açısından bkz. Yazar, A. Hamdi, Hak Dini Kur’an  Dili, Eser Neşriyat, İstanbul 1979, II, 1352, 843, 852; IV, 348; VI, 3850, 4149, 4219, 4257, 4264;  V, 3307, 3309;
  8. Ğafir, 40/12; Yazır, VI, 4149.
  9. Hâkka, 69/22.
  10. Tâhâ, 20/75.
  11. Şûra, 42/4; Yazır, VI, 4219.
  12. Bkz. Şûrâ, 42/51; Yazır, VI, 4257 vd.
  13. Bkz. Tevbe, 9/40.
  14. Devlet  kelimesi müzekker (eril) olsaydı, bu sıfat terkibi “Devlet-i  ‘Aliy” şeklinde olacaktı.
  15. Osmanlı Devletine Devlet-i ‘Aliyye denilmesi ve bu tabirin pek çok yerde geçmesi konusunda ayrıca bkz. Ahmed Vâsıf Efendi, Mehâsinü’l- Âsâr, Haz., Mücteba İlgürel, TTK Yayınları, Ankara 1994, s. 413- 414. Sadece bu tarih kaynağında üç yüz küsur yerde devlet-i ‘Aliyye adı geçmektedir.
  16. Bkz. Kürkçüoğlu, Kemal Edip, “Kanuni’nin Bali  Beğ’e Gönderdiği Hatt-ı Hümayun”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1950, s. 1-13; Hatt-ı Hümayunun sureti: Çamlıca Basım Yayın Araştırma Kütüphanesi, Yazma Eserler  kısmı; Dil Tarih Coğrafya Kütüphanesi, Sencer, İsmail Sâib Yazmaları, nr. 2555/1; https://tr. Wikisource. Org/wiki/kanuni sultan s%B cleyman %c4%B1n semendire sancakbeyi Gazi  Bali Bey’e Mektubu (Erişim: 9.11.2017; Sarıcık, Murat, İslam Medeniyeti, Hilal Ofset, Isparta 2017, s. 544-547.
  17. Şânizâde  Atâullah Efendi, Tarih, Cerîde-i Havadis Matbaası, İstanbul ty., c. VI, 29; -
  18. Örnek olması açısından bkz. Defterdar Sarı Mehmet Paşa, Devlet Adamlarına Öğütler, Sadeleştiren; Hüseyin Rağıp Uğural, Kültür Bakanlığı Yayınları/710, İstanbul 1992. S.5, 31, 49, 59, 73, 79, 81, 83, 85, 89, 103, 135, 145, 151. Bu sayfalarda Osmanlı Devleti bir yerde “Devlet-i ‘Aliyye-i Ebed  Peylvende” olmak üzere on bir defa “Devlet-i Aliyye” olarak anılmakta, bir seferinde de ‘aliyye kelimesi “Manâsıb-ı ‘aliyye” olarak geçmektedir.
  19. Bkz. İbn Sa’d, Muhammed b. Sa’d, Tabakât, I-XI, terc., Heyet, Siyer Yayınları, İstanbul 2014, XI, 132-133.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun