Müddessir 31. ayette geçen inkar edenler kimler ve neden inkar ediyorlar?

Soru Detayı

Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesin.
1. Soru: Onların sayısını inkar edenler için bir imtihan vesilesi yaptık derken neyi inkar ediyorlar ve buradaki inkar edenler kimler oluyor ve neden niye inkar ediyorlar?
2. Soru: Kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler derken neyi bilsinler neyi bilecekler kesin olarak Allah burada neyi kastediyor?
3. Soru: İman edenlerin imanı artsın derken imanları neden ve nasıl artacak?
4. Soru: Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesin derken neyden dolayı şüpheye düşmesinler deniliyor Allah burada neyi kastediyor?
Size sormadan önce Müddessir suresinin 31. ayetinin tefsirine baktım ama bu 4 sorumun cevabını hiçbir yerde bulamadım bizzat siz kendiniz şıklar halinde açıklayıcı bir şekilde cevaplarsanız çok minnettar kalırım. Allah razı olsun.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Müddessir 31. ayetin tam meali şöyledir:

“Biz cehennemin işlerine bakmakla yalnız melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkar edenler için sadece bir imtihan vesilesi yaptık ki böylelikle kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, inananların imanı artsın; kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar da, "Allah bu sayı misaliyle ne demek istemiş olabilir?” desinler. İşte Allah böylece dilediğini sapkınlıkta bırakır, dilediğine de doğru yolu gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. İşte bu, insanlık için sadece bir öğüttür.”

Söz konusu sure ve ayetin geneline baktığımız zaman şunları görüyoruz:

1. 56 ayetten oluşan Müddessir Suresinin, 8. ayetten sonuncu ayete kadar olan bölümü İslam'ın açıktan açığa tebliğ edilmeye başlanıldıktan sonraki ilk hac mevsiminde Mekke'de nazil olmuştur.

İmana ilk davetin yapıldığı bu dönemde şüpheye düşmeden Hz. Peygamberin söylediklerine yani vahye inananlar ve onu tasdik edenler imanlarını güçlendirmişlerdir. İmanın güçlenmesi hususu Kur'an-ı Kerim'in müteaddit yerlerinde beyan edilmiştir.

Her bir imtihandan sonra eğer bir mümin kişi imanında sebat gösterir, bir şüphe, inkar ya da itaatsizlikten kaçınır, itimat ve itaat ederse, bu kişide o zaman iman kökleşir, netleşir.

2. Şüphe içinde olanlar ise bahane ve farklı yorumlara girerek inkar cihetine girmişlerdir.

İnkar edenler için söz konusu ayet ve surede 31. ayet dahil, 27. ayetten 48. ayete kadar cehennemin korkunçluğu beyan edilerek hangi karaktere sahip olanların ona müstahak olacakları açıklanmaktadır.

3. Bir önceki 30. ayet indiğinde müşrikler, alay yollu sözlerle kendilerinin kalabalık bir topluluk olduğunu, dolayısıyla on dokuz bekçinin güç yetirip onları cehenneme atamayacağını söylemişlerdi.

İlgili ayet, müşrikler tarafından tartışma ve demagoji konusu yapılmış. Söz konusu on dokuz cehennem görevlisinin kökenini anlatan bu ayetle, cehennem işlerine bakmakla meleklerin görevlendirildiği bildirilerek onların meleklere güç yetirmelerinin mümkün olmadığına dikkat çekilmiştir.

Aslında inkarcıların hepsi bir araya gelse bir meleğe bile güçleri yetmez. Ayette on dokuz sayısının verilmesi sadece bir imtihan vesilesi olarak gösterilmiştir. Ayet-i kerimenin sonunda "Bu, insanoğluna bi hatırlatmadır." buyurulmaktadır. Yani, "Sakar" adındaki cehennem, insanoğluna bir hatırlatma olarak zikredilmiştir.

4. "Onların sayılarını anlatmakla da küfredenler için, başka değil, ancak bir fitne ve imtihan kıldık."

Bir kimse eğer zahiren iman etmişse, Allah'ın uluhiyeti ve büyük kudreti ya da vahiy ve peygamberlik hakkında bir şüphesi varsa bunu duyar duymaz hemen "Allah'ın o büyük hapishanesinden sayısız cin ve insanın işini görmek için sadece on dokuz şahıs mı bunlara birer azap verecek?" diyerek küfrünü izhar edecektir. Bu da imtihanı kaybedeceklerini gösterecektir.

5. Ayette "Kendilerine kitap verilenler, kesin bilgi edinsinler." buyurulmaktadır.

Cehennem zebanilerinin sayısının on dokuz olduğu, Tevrat ve İncil’de de zikredildiğinden, Kuran-i Kerim'de de aynı sayı zikredilince kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar, Kuran’ın ve Hz. Muhammed'in hak olduklarını kesin olarak öğrenmiş olurlar. Çünkü müşriklerin aksine, Müslümanlar gibi Yahudiler ve Hıristiyanlar da ahirete iman ederler.

6. “Kalplerinde hastalık bulunanlar”ın kimler olduğuna dair iki farklı görüş vardır:

a) Bunlar münafıklardır. Her ne kadar Mekke döneminde münafık yok idiyse de ayet ileride böyle bir grubun ortaya çıkacağını haber vermiştir. Nitekim Medine döneminde önemli bir münafıklar grubu vardı.

b) “Kalplerinde hastalık bulunanlar” Hz. Peygamber’e iman edip etmeme hususunda tereddütte kalan müşriklerdir. (bk. Razi, Şevkani, ilgili ayetin tefsiri)

Müşriklerin “Allah bu sayı misaliyle ne demek istemiş olabilir?” anlamındaki sorusunda geçen misalden maksat, cehennemin on dokuz görevlisiyle ilgili 30. ayetteki anlatımdır.

Ayetteki mesel kelimesi, “haber, söz, bilgi” şeklinde de yorumlanmıştır.

Müşrikler bu soruyla cehennemin on dokuz bekçisinin bulunduğunu söyleyen sözün vahiy olduğuna, yani Allah’ın böyle bir söz söyleyeceğine inanmadıklarını anlatmak istemişlerdir. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri) Zira onlar Kuran’a inanmadıkları için Kuran’ın verdiği bilgiyi doğru sayarak bu bilgiye dayalı samimi soru sormaları da mümkün değildir.

7. İlgili ayetin, “Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler” mealindeki yetine,  “kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheden kurtulsunlar.” şeklinde anlam verenler de vardır. 

Bu durumda maksat, kalplerde bulunan şüpheden kurtulmaktır.

Yüce Allah’ın, cehennem muhafızlarının sayısını verme gerekçelerinden biri de, bir taraftan kitap ehlinden olanların güçlü bir güven duyarak ikna olmaları, diğer taraftan da bu son vahye inanan müminlerin iman artışlarının sağlanması hükme bağlanmaktadır.

Vahyin verdiği sarsılmaz bilgi, ona inananları güçlü bir ilmin ve imanın sahibi yapar.

Maksat şudur:

Yüce Allah’ın herhangi bir konuda verdiği bilgi kesindir, doğrudur, şüphe içermemektedir, kendisinden sonra hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde net ve güvenilirdir. Vahiy, insanlara doğrunun bilgisini getirir ve şüphelere düşmekten de onları korur. Bir kişi vahyin bilgisiyle donanımlı hale gelince, artık o bilginin güvenilirliğinden asla şüphe duymamalıdır. Yüce Allah müminleri bu noktada yeniden uyarmakta ve kitap ehline de bu son vahye karşı hiçbir tereddüdün haklı hiçbir gerekçesinin olamayacağını beyan etmektedir. (bk. Envarü’l Kur’an, Müddessir, 31)

8. Mümin, elbette Yüce Allah’ın verdiği bilgilere şüpheyle bakmamalıdır, bakamaz da. Burada mesajın asıl adresi kitap ehli kimseler olarak görülmelidir. Çünkü onlarda bu vahye karşı bir tereddüdün bulunması akla gelebilir. Ayete “şüpheden kurtulmak” anlamı verilince maksadın bu olduğu zaten anlaşılmaktadır.

İşte ilâhî bilgilendirmelerin adresi olan bu son vahye bütünüyle insanoğlunun sarılması gerektiği ayette özellikle vurgulanmaktadır.

Bu ayet-i kerime şöyle özetlenebilir:

Bu ayet, Cehennemin işlerini idareye, muhafazaya memur olan zatların meleklerden ibaret olduğunu bildiriyor. Onların muayyen bir miktarda olmalarının hikmetine işaret buyuruyor.

Bu beyanat sayesinde kitap ehlinin ve müminlerin imanlarını arttıracaklarını, şek ve şüpheden uzak olacaklarını ve bir kısım tereddütlü ve kafir kimselerin dedikodularını ve Allah’ın dilemesiyle bir kısım kimselerin sapıklığa ve bir kısım kimselerin de hidayete ereceklerini haber veriyor ve Alemlerin Rabbi Allah’ın ordularının miktarını Yüce Zatından başkalarının bilemeyeceklerini beyan buyurmaktadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Müddessir suresi 30 ve 31. ayetleri açıklar mısınız? On dokuz ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
314 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun