Allahu kebir demek caiz mi, namazda geçerli mi?

Soru Detayı

Bazı kimseler, Allahu Ekber yerine Allahu kebir diyor sebebi nedir?
Namazlarda ya da başka yerde Allahu Ekber değil de Allahu kebir desek olur mu aralarındaki fark nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

KEBÎR

Kebir, Allah’ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biridir.

Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” manasındaki kiber masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir.

Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır.

Kuran-ı Kerîm’de kiber kavramı on dokuz âyette Allah’ın zatına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir.

Zât-ı ilâhiyyeye izafe edilenlerden altısı kebîr, biri doksan dokuz isim içinde yer alan mütekebbir, biri “azamet, yücelik ve hükümranlık” anlamındaki kibriyâ kelimesidir.

“Büyük, daha büyük, yegâne büyük” manasına gelen ve muhtelif hadis rivayetlerinde Allah’a nisbet edilen ekber Kuran’da Cenab-ı Hakk’ın halk, rızâ, makt (gazab) gibi sıfatlarıyla bağlantılı olarak beş ayette yer alır. Bunlardan başka, fiil kalıbında olmak üzere zât-ı ilâhiyyeyi yüceltmeyi (tekbîr) konu edinen dört ve Allah’ın ayetleri hakkında bilgisizce tartışanlarla yapmayacakları şeyleri söyleyenler için ilâhî gazabın büyük olduğunu ifade eden iki âyette kiber kavramı geçmektedir. (M. F. Abdülbâkī, el-Mucem, “kbr” md.)

Kebîr, doksan dokuz ismi içeren Tirmizî ve İbn Mâce rivayetlerinden sadece birincinin listesinde yer almıştır. (Tirmizî, Daavât, 82)

Ayrıca kibriyâ kelimesi çeşitli hadislerde Allah’a nisbet edilmiştir. (Müsned, II, 248, 376; Müslim, Birr, 136; Ebû Dâvûd, Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16).

Tekbir alma çerçevesinde Hz. Peygamber’e izâfe edilen sözlü ve fiilî sünnet rivayetlerinin sayısı ise pek çoktur. (Wensinck, el-Mucem, “kbr” md.)

Âlimler, kebîrin ifade ettiği “cüsseli ve gövdeli olan” şeklindeki hacim büyüklüğü mânasının Allah’a nisbet edilemeyeceğini belirtmişlerdir.

Esasen bu isim Kuran’da yer aldığı ayetlerin beşinde “yüce, aşkın” anlamındaki “alî”, birinde de yine aynı manaya gelen “müteâlî” ismiyle birlikte zikredilerek maddî büyüklüğün söz konusu olmadığı vurgulanmıştır.

Hemen bütün İslâm âlimleri, kebîr isminin muhtevasına tenzihî açıdan yaklaşarak “şanı yüce ve azameti büyük olan, kudret ve hükümranlığına sınır bulunmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, yaratılmışlara benzemeyen” şeklinde anlam vermişlerdir. (bk. Gazzali, el-Maksadü’l-esnâ, s. 118-119)

Tekbir, Allahü ekber

Tekbir, Allah’ın en yüce varlık olduğunu belirten “Allahüekber” cümlesini söyleme anlamında terimdir.

Kiber kavramının ism-i tafdîl sîgasıyla zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiği Allahüekber ifadesi, gerek dilciler gerek esmâ-i hüsnâ müelliflerince iki şekilde yorumlanmıştır.

İsm-i tafdîlin mukayeseli üstünlük ifade ettiğini göz önünde bulunduran alimler ekbere “kebîr” anlamı vermişlerdir.

Bazıları da Allah’a nisbet edilen kavramlarda mukayese ve iştirakin söz konusu olmayacağını söyleyerek ekbere ism-i tafdîl mânası vermekte sakınca görmemiş ve bunun “her şeyden yüce, her şeye hâkim, hiçbir şeye benzemeyen” anlamına geldiğini belirtmişlerdir. 

Allah’ın zâtî-tenzihî isimleri grubu içinde mütalaa edilen kebîr alî, azîm, celîl ve müteâlî isimleriyle anlam yakınlığı içinde bulunur.

Sözlükte “yüceltmek, büyük olduğunu kabul etmek” anlamındaki tekbîr dinî terim olarak Allah’ın zâtı, sıfatları ve fiilleri itibariyle her şeyden yüce ve üstün olduğu” manasına gelen “Allāhüekber” cümlesini yahut bunu söylemeyi ifade eder.

Tekbir başta namaz olmak üzere birçok ibadetin rüknü veya tamamlayıcı öğesidir. Allah’ın adını yüceltme emri peygamberliğin ilk günlerinde nazil olan, “Ey örtünüp bürünen, kalk ve uyar! Sadece rabbinin büyüklüğünü dile getir” mealindeki ayet yanında (Müddessir 74/1-3) tevhid inancının bir parçası olarak diğer birçok ayette de geçer (meselâ bk. Bakara 2/185; İsrâ 17/111; Hac 22/37). Tarih boyunca insanların Allah’tan başka varlıkları yüceltme, putlara tazimde bulunma, onlara kurbanlar sunma gibi tevhid inancıyla bağdaşmayan tutumlar ortaya koyduğu gerçeği karşısında İslâmiyette namaz, hac, kurban gibi ibadetlerde tekbire yer verildiği gibi Allah’ın azametinin temaşa edildiği her yerde ve gündelik hayatta çeşitli vesilelerle tekbir getirilmesi tavsiye edilmiştir.

Her gün beş vakit namazdan önce okunan ezan ve farz namazlara durulurken okunan kamet tekbir lafızlarını içerir.

Ayrıca namaza başlama ve bir rükünden diğerine geçiş tekbirle olur. İlkine “iftitah tekbiri”, diğerlerine “intikal tekbirleri” denir.

Başlangıç tekbiri iftitah (açılış) kelimesiyle nitelendiği gibi, kendisiyle namaz dışında yapılması helâl olan eylemler haram hale geldiği ve dış âlemle bağlantıyı kestiği için “tahrîme (ihrâm) tekbiri” diye de anılır.

İkinci adlandırma Hz. Peygamber’in, “Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helâl kılanı selâmdır” hadisinden  hareketle yapılmıştır. (bk. Ebû Dâvûd, Tahâret, 31, Salât, 73; Tirmizî, Tahâret, 3, Salât, 63)

Resûl-i Ekrem, iftitah tekbirine yetişmek şartıyla kırk gün cemaate gelen kişiye Allah’ın biri cehennemden, ikincisi münafıklıktan kurtuluş olmak üzere iki berat vereceğini bildirmiş (Tirmizî, Salât, 64) ve namazın özünün iftitah tekbiri olduğunu söylemiştir. (Heysemî, II, 273)

İftitah tekbiri Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’a göre namazın şartlarından, İmam Muhammed’e, ve üç mezhebe göre rükünlerindendir.

Bu ayırım bazı hükümlere tesir eder. Meselâ iftitah tekbirinden sonra örtülmesi farz kılınan bir yerin örtülmesi veya kıbleye yönelişin tamamlanması gibi hususlar yerine getirilirse ilk görüş sahiplerine göre namaz sahih, bu tekbiri rükün sayanlara göre ise bâtıl olur.

Erken dönemde Zührî, Ebû Bekir el-Esam, Süfyân b. Uyeyne ve İbn Uleyye gibi, namaza başlarken niyetin yeterli olacağı ve tekbire gerek bulunmadığı görüşünü savunanlar varsa da bu görüş taraftar bulmamıştır.

Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre namaza Allāhükebîr, er-rahmânü a‘zam, lâ ilâhe illallah, sübhânallah gibi tâzim ifade eden lafızlarla da başlanabilir.

Ebû Yûsuf, “AllāhüekberAllāhü’l-ekberAllāhü’l-kebîr” dışındaki lafızlarla başlanmasını câiz görmez.

Diğer mezheplere göre ise namaza başlarken mutlaka Allāhüekber lafzını söylemek gerekir, zira bunun yerine geçecek başka bir lafız yoktur. 

Allah lafzının ilk harfini uzatmak kelimeye soru anlamı kattığı, “ekberi “ekbâr” veya “ikbâr” şeklinde okumak anlamı bozduğu için fakihler bu lafzı söylerken çok dikkat edilmesi gerektiğini belirtirler.

Dört hak mezherin ortak görüşüne göre iftitah tekbiri sırasında elleri kaldırmak sünnet olup bunun sürekli terki günah kabul edilmiştir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah Kur'an'da, "Ahsenü'l-Hâlikîn = Yaratanların en güzeli ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
4.637 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun