Tevhid ve şeriatı nasıl cem edebiliriz?

Tarih: 07.06.2021 - 20:10 | Güncelleme:

Soru Detayı

- La faile illallah, La mevcude illallah gibi tevhidi ifadeleri şeriatla nasıl birleştirebiliriz?
- Çünkü bu sözlere göre yani hakikat ve marifete göre irademiz ve varlığımız yokken şeriata göre irademiz ve varlığımız var. (İmam Gazali’nin de dediği gibi burası tevhidde şeriat şeriatte tevhiddir. (Kimyayı Saadet , 4. cilt, syf. 308, Semerkand Yayınları)
- Bu iki gerçeği nasıl bir noktada toplayabiliriz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evvela, “La faile illallah” ile “La mevcude illallah” arasında çok büyük fark vardır.

Birinci kelimede, şeriatın ders verdiği, iman şuuruyla hem akıl hem kalbin kabul ettiği tevhide dair ilmî bir hakikattir. Allah’tan başka hakiki fail yoktur. Bunun tersini düşünmek açık bir şirk ve küfürdür.

Fakat ikinci kelime, tevhidin ilmî bir açıklaması değil, hissî / halî bir yaklaşımdır. Bütün müminlere hitab eden dinî bir hakikatten ziyade, özel bazı şahıslara mahsus dar bir caddedir. Bu sebeple, bunu tevhidin temel esası gibi gösterip, şeriattan daha üstün bir yol gibi seslendirmek kesinlikle isabetli değildir.

İsterseniz, İslamî ilimlerde gerçek mütehassıs ve asrın gerçek söz sahibi Bediüzzaman Hazretlerinden dinleyelim: 

“...Vahdet-ül Vücud ise, bir meşreb ve bir hal ve bir nâkıs mertebedir. Fakat zevkli, neş'eli olduğundan, seyrü sülûkta o mertebeye girdikleri vakit çoğu çıkmak istemiyorlar, orada kalıyorlar; en münteha mertebe zannediyorlar.

İşte şu meşreb sahibi, eğer maddiyattan ve vesaitten tecerrüd etmiş ve esbab perdesini yırtmış bir ruh ise, istiğrakkârane bir şuhuda mazhar ise; vahdet-ül vücuddan değil, belki vahdet-üş şuhuddan neş'et eden, ilmî değil, hâlî bir vahdet-i vücud onun için bir kemal, bir makam temin edebilir. Hattâ Allah hesabına kâinatı inkâr etmek derecesine gidebilir. Yoksa esbab içinde dalmış ise, maddiyata mütevaggil ise, vahdet-ül vücud demesi, kâinat hesabına Allah'ı inkâr etmeye kadar çıkar. Evet cadde-i kübra, sahabe ve tâbiîn ve asfiyanın caddesidir.” (bk. Mektubat, s. 83)

İkinci olarak, İmam Gazalî’nin söz konusu eserinde (asıl Arapçasında) sorudaki bilgiyi göremedik.

Meselenin şekli ne olursa olsun, aşağıdaki şu ifadeler bize doğru yolu ders vermektedir:

“Şeriat doğrudan doğruya, gölgesiz, perdesiz, sırr-ı ehadiyet ile rububiyet-i mutlaka noktasında hitab-ı İlahînin neticesidir. Tarîkatın ve hakikatın en yüksek mertebeleri, şeriatın cüzleri hükmüne geçer. Yoksa daima vesile ve mukaddime ve hâdim hükmündedirler. Neticeleri, şeriatın muhkematıdır. Yani: Hakaik-i şeriata yetişmek için, tarîkat ve hakikat meslekleri, vesile ve hâdim ve basamaklar hükmündedir. Git gide en yüksek mertebede, nefs-i şeriatta bulunan mana-yı hakikat ve sırr-ı tarîkata inkılab ederler. O vakit, şeriat-ı kübranın cüzleri oluyorlar. Yoksa bazı ehl-i tasavvufun zannettikleri gibi, şeriatı zahirî bir kışır, hakikatı onun içi ve neticesi ve gayesi tasavvur etmek doğru değildir. Evet şeriatın, tabakat-ı nâsa göre inkişafatı ayrı ayrıdır. Avam-ı nâsa göre zahir-i şeriatı, hakikat-ı şeriat zannedip, havassa münkeşif olan şeriatın mertebesine "hakikat ve tarîkat" namı vermek yanlıştır. Şeriatın umum tabakata bakacak meratibi var.” (bk. Mektubat, s. 451)

Hülasa: Şeriatın dışında bir tevhid, tevhidin dışında bir şeriat düşünülemez.

İlave bilgi için tıklayınız:

Vahdet-i vücudu savunan kimlerdir ve onların İslam ve Allah anlayışı ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun